Haber: Önsel ÜNAL
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Star Televizyonu’nda yayınlanan “Arena” programında, gazeteci Uğur Dündar’ın sorularını yanıtladı. Başbuğ, Gediktepe olayıyla ilgili, operasyonda 15 kahraman Türk askerinin şehit olduğunu, ancak çatışmada karşı tarafa verilen zayiatın çok ağır olduğunu belirtti. Başbuğ, Siirt-Doğanköy-Sarıyaprak bölgesinde, PKK terör örgütünün geçen hafta gerçekleştirdiği eylemin, “bugüne kadar saldırıp, en büyük darbeyi aldığı eylem” olduğuna işaret etti. Dündar’ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları çerçevesinde terör örgütünün taşeronluğu konusunda ne düşündüğünü sorması üzerine Orgeneral İlker Başbuğ, “Sayın Başbakanın bu sözlerine benim doğrudan yorum yapmam doğru değil, söz konusu da değil. Şunu sorarsanız eğer, PKK bazı dönemlerde taşeronluk yapmış mıdır? Evet” dedi.
Türk kanı taşıyanlar
Orgeneral İlker Başbuğ, Dündar’ın “Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan 50 subayın PKK terör örgütünde yönetim kadrosunu ele geçirdiği, açılım süreci başladıktan sonra kaos için eylemlere hız verdikleri yönündeki iddia sizde nasıl bir etki yaratıyor?” şeklindeki sorusuna da şu yanıtı verdi: “Böyle bir iddiayı ciddiye alınacak bir iddia olarak görmüyorum. Bunu çok çirkin buluyorum. Benzetmeler de çirkin. Kusura bakmayın bu tabiri kullanacağım: Öyle şeyleri düşünenlerin ben Türk kanı taşıdığını düşünmüyorum. Türk askerine böyle yakıştırmalar, böyle değerlendirmeler yapmak… Türk kanı taşıyanların böyle şeyler ortaya atması… Konuşmak bile istemiyorum. Böyle birşey söz konusu olamaz.”
Irak’ın kuzeyi güvenli saha
Başbuğ, terör örgütünün insan kaynağına, finans kaynağına ve güvenli sahaya hayati derecede ihtiyaç duyduğuna işaret ederek şunları söyledi: “PKK açısından baktığımız zaman yurt içi var, bir de coğrafyanın ona sağladığı yurt dışında, daha doğrusu bize komşu olan ülkelerde güvenli sahaların olması. Bugün büyük sorunlarımızdan biri de budur. Irak’ın kuzeyinde 26 yıldır bir otorite, devlet gücü var mı, yok mu? Boşluk var. İkincisi, özellikle son dönemlerde Irak’ta bir merkezi hükümet var. Merkezi hükümetin sorumluluğu var. Kendi toprakları üzerinde herhangi bir terör örgütünü barındırmaması lazım. Merkezi hükümetin defacto olarak gücü yok diyebilirsiniz. Irak’ın kuzeyinde güçlü unsurlar var. Bunlar niçin etkili sonuçlar almıyorlar? Irak’ın kuzeyi bu örgüt için güvenli saha. İkincisi lojistik destek. Nereden alıyor bu insanlar yiyeceğini, içeceğini, malzemesini? O bölgeden alıyor. Bunlar Dışişleri Bakanlığımızın konusu. Artık sözün bittiği yerdeyiz. Türkiye son bir iki ayda ne kadar şehit verdi. Artık bu konuda sorumlulukları olan kişilerin, kuruluşların, devletlerin ve Irak’ın kuzeyindeki yapılanmaların üzerine düşeni yapma zamanları geldi ve geçiyor. “
Askerin suçlanması beni üzüyor
Uğur Dündar’ın, “Sizin Genelkurmay Başkanlığı döneminiz sürekli darbe iddialarının Ergenekon iddianameleriyle ündemde tutulduğu, pek çok Silahlı Kuvvetler mensubunun tutuklandığı, bazı emekli Silahlı Kuvvetler mensuplarının, generallerin tutuklandığı bir süreç olarak gelişti. Sizin döneminiz bir darbe dönemi olarak mı planlandı” sorusuna İlker Başbuğ, “Bu, bir kere bana büyük bir iftira. Bu ne biçim iştir. Deniliyor ki, ’ben genelkurmay başkanı oluyorum, olacağım veya 2009 yılının ikinci döneminden itibaren planlar benim üzerimeymiş ve benim dönemimde darbe olacak.’ İftira. Bunu kesinliklikle reddediyorum” yanıtını verdi. Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:
Ellerinde çizilmiş bir şeylar var
“1.5 yıl sonra ne olacak’ diye yazan, tahmin eden bir yazı üzerine biraz düşünürsek bence iki şık var veya iki hareket tarzı var. Birincisi hakikaten birilerinin elinde, bilmiyorum kim, kimseyi de itham etmiyorum, 2009 yılının ikinci döneminden itibaren darbe, darbeye hazırlık yönünde bazı faaliyetler olacağına yönelik bilgiler var. Ne zaman? 2008 Ocak. Olabilir mi? Bu, faraziye durumu, varsayımı kabul edelim ki evet, o zaman herhalde bir ciddi devlette yapılması gereken nedir? Bu bilgilerin TSK’nın komuta kademesi, tabii dönemin Genelkurmay Başkanı ile paylaşılması lazım. Peki ikincisi ne olabilir? İkinci şıkta insanın aklına şu geliyor; birilerinin elinde, kimseyi itham etmiyorum tekrar, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı bizim tabirimizle asimetrik psikolojik harekat anlamında kullanılabilecek bazı bilgiler, birşeyler var. Alınmış, birşeyler yapılmış, çizilmiş vesaire. Bu bilgileri herhalde onlar 2009’un ilk çeyreğinden sonra uygulamayı, kamuoyuna duyurmayı veya hukuki süreçlerde kullanmayı düşünüyorlardı.”
Televizyon eşliğinde kazı
Başbuğ şunları söyledi: “Beni en çok üzen olayların başında şu geliyor, terörle mücadelede görev yapmış, canını feda etmekten kaçınmamış, her türlü fedakarlıkta bulunmuş subayın, generalin, astsubayın hiç farkı olmadan bunların bazılarının veya hepsinin bilemiyorum, tabi yargı süreci elbette, haksız yere suçlanmaları beni çok rahatsız etti. Bir terör örgütüne üye olmakla suçlanıyorlar. Yargı süreçlerini bir tarafa koyalım, tamam devam ediyor vesaire, ama bu beni çok rahatsız ediyor. Albay Cemal Temizöz, buna bir örnek. Kazılar yapıldı. Kazıları da televizyonlar eşliğinde yapıyoruz. Saatlerce televizyonlar veriyor, çiziliyor vesaire, o da işin ayrı boyutu. Peki bugüne kadar… Bir-iki tanesi hala duruyor da Adli Tıp’tan gelen sonuçları biliyorum hiçbir şey çıkmadı o kazılardan. Galiba bir tanesinin sonucu bekleniyor.”
Gazeteye polis servis ediyor
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “İrtica İle Eylem Planı”na ilişkin haberi anımsatarak, şunları kaydetti: “12 Haziran 2009’da ne oldu? Bir gazetede, malum gazetede, bu irtica ile eylem planı çıktı. Orada da tabii ilginç bir nokta var. Bu planın gazeteye polis tarafından servis edildiği açık, soruşturma açılıyor çünkü. 2009’da bir ihbar mektubu çıktı. Bir subay yazmış. Olabilir, bizden de yanlış adamlar çıkabilir.” Bazı konular üzerinde hep beraber düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Orgeneral Başbuğ, şöyle devam etti: “Albay Temizöz bir suç işlemiş midir, işlememiş midir elbette mahkeme, yargı sürecinde ortaya çıkacaktır. Buna güvenimiz tamam. Yargının kararına elbette saygılıyız, ama yaşadığımız çok olaylara baktığımız zaman bu tutuklanma süreleri üzerinde ilgili makamlar, savcılarımız, mahkemelerimiz mutlaka değerlendiriyorlardır, ama gerçekten bu konu üzerinde hassas ve titizlikle durulması gerekir.”
Yeniçağ
Okunma sayısı: 187




Temmuz 6th, 2010
Kategori: 