Komutan Atatürk

Türk Kurtuluş Savaşının büyük kumandanı, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk üzerine, gerek yurt içinde gerek yurt dışında binlerce araştırma, inceleme ve yorum yapılmıştır. Daha da yapılacağı şüphesizdir. Başlı başına bir okul, bir ekol olan büyük dahinin, her yönüyle ortaya konulabilmesi zaman işidir. Hakkında; bizzat tanık olanlar tarafından veya tanık olanlardan naklen anlatılarak; pek çok anı yayınlandı. Ölümünün üzerinden 72 yıl geçmesine rağmen, yeni anılar ortaya çıkmakta ve bunları, tarihe ışık tutacak değerde yenilerinin de takip edeceği anlaşılmaktadır. Bazı anılar, ya sadece sohbetlerde kullanıldı, kaleme alınmadı, ya da hafızalarda kalarak sahibiyle beraber mezara gömüldü.

Kaleme alınmayanlardan Mustafa Kemal’le ilgili sesli belgelerden bazı anılar tespit eden Dr. İsmet Görgülü’nün Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi’nde yayımlanan; Mustafa Kemal’le birlikte yaşayanların harp hatıralarını sesli anlatımından aktarıyoruz. Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi dalında doktora yapan Dr. İsmet Görgülü Harp Akademileri’nde 9 yıl harp tarihi, askeri coğrafya, strateji ve Atatürkçülük, Yıldız ve Bilkent Üniversitelerinde birer yıl yarı zamanlı olarak Atatürkçülük dersleri verdi. Dr. İsmet Görgülü, Atatürk’le ilgili sesli anıları aktarmadan önce bazı tespitlerini şöyle anlatıyor:

“Kara Harp Akademisi birinci öğretim üyeliğim döneminde Kr. Hrp. Ak. K. (1982-1984) Tuğg. Sayın Yılmaz Tezkan’dan; ’Radyoevlerinden, komutan ve gazilerin seslerinin derlenmesi’emrini aldık. Konu, yetişecek kurmay subayların karakter eğitimi yönünden önemli idi. Kısa sürede; Ankara, İstanbul ve İzmir radyoevleri ile temasa geçerek; emri yerine getirdik. Bu çalışmamız sırasında radyoevleri ses arşivlerinin (Diskotek) ayrı olduğunu, birisinde olanın diğerinde olmadığını öğrendik. Ve neticede Türkiye’de ilk defa komutan ve gazilerin harp hatıralarını ihtiva eden ses kayıtlarını bir merkezde toplamış olduk. Bunlar şu anda 37 adet kaset band halinde Kara Harp Akademisi kitaplığındadır. Türk çocuğu, büyük emeklerle bu sesleri kaydeden TRT elemanlarını daima şükranla anacaktır.”

I. Tümgeneral Cemil Conk anlatıyor:

Atatürk’ün icrada sadeliği:

“Conk Bayırı’nda 2 gün yanyana savaşmış ve kendisiyle hiç tanışmamış olduğum Mustafa Kemal’i, 9 Ağustos gecesi Anafartalar Grubu Komutanlığına tayininden ve emri altına girdikten sonra tanıdım. 9 Ağustos taarruzundan önce 9 Ağustos gecesi Anafartalar Grubu Komutanlığına Mustafa Kemal getirilmişti. Bundan sonra bu değişikliği kıtalara bildiren 9 Ağustos’ta yapılması emrolunan taarruzun evvelki komutanı Albay Fevzi Beyin (Fevzi Çakmak değil) emir ve terkibine göre yapılacağı bildiriliyordu. Onun bu emri taarruza az zaman kaldığı için bulduğu en pratik hal tarzı idi. Bu küçük misal M. Kemal’in çok sade görüş sahibi bir komutan olduğunun misalidir.”

Milli Mücadeleyi Mustafa Kemal’den başkası kazanamazdı:

“…. İşte onun hayran olduğum cephelerinden birisi de, 10 Ağustos sabahı süngü takmış iki Alayla, bir kurşun atmadan, İngilizler’e hücum ve onları yapışmış oldukları Conkbayır’ı tepesinin yamaçlarından aşağıya atışı; destansı cesaret, maharet ve fedakârlık örneğinin, örnek bir şahaseridir.”

- Millî Mücadelemizi Mustafa Kemal’den başka kimse başaramaz ve büyük zaferi kazanamazdı

Emri altında bulunduğum müddet zarfında Mustafa Kemal’i ciddî, vakur, temkinli kendinden emin, itibar ve tolerans sahibi çok değerli bir komutan olarak tanıdım. Anafartalar zaferini, daha doğrusu Çanakkale zaferinin kesin neticesine tesiri şüphesiz olan, 10 Ağustos süngü hücumunu (10 Ağustos süngü hücumunu, bilindiği gibi, kaynaklarımız; Alb. Mustafa Kemal’in kırbacını havaya kaldırıp aniden indirmesiyle başlattığını ifade ederler. Hatta Atatürk; Uluğ İğdemir tarafından yayınlanan ” Atatürk’ün Anafartalar Muharebelerine Ait Hatıraları “TTK. 1943 s. 66’da; kırbacı ile hücumu başlattığını anlatmaktadır. Yakın dönemde yayınlanan bir TV. programında ise; o muharebede emir subaylığı yapmış olan Sami isimli bir gazi tarafından; Atatürk’ün kırbacı ile değil bir erin portatif küreği ile hücumu başlattığı anlatılmıştır. Anlatan, olayı yakınen gördüğünü, sabah alacakaranlığında kırbacın hücuma kalkacak erler tarafından görülmeyeceği için Atatürk’ün bir erin küreğini kaldırıp aniden indirmesiyle hücumu başlattığını ifade etmiştir.) Mustafa Kemal’den başka hiç kimse yaptıramadı ve yaptıramazdı. Millî Mücadelemizi de Mustafa Kemal’den başka hiç kimse başaramaz ve büyük zaferi kazanamazdı.”

II. Albay Şefik Aker anlatıyor:

Atatürk’ün astlarının yetki ve sorumluluklarına saygısı:

“… Atatürk öyle bir komutan idi ki, basarı için mesuliyeti deruhte eden ve şahsî teşebbüs temayüllerini taşıyan maiyet arkadaşlarının heveslerini kırıcı veya selâhiyetlerini kısıcı değil, bilâkis olanca müsamahakârlığı ile teşvikçisi idi. Bir olayı arz edeyim.

Bir gün Fırka (Tümen) İstihkâm Bölük Komutanı geldi. Bana dedi ki, ”Fırka K. lığının emri ile siperlerinizi mazgallıyacağız, siperlerinizi kalas ve toprakla örteceğiz, bize yardımcı erler veriniz“ dedi. Ben, bu iş zararlıdır, istemem dedim. O, bu iş Kolordu K.lığından gelen emrin (Emri veren 3 ncü Kor. K. Yanyalı Esat Paşadır) gereği için yapılacaktır. Ben şimdi ne diyeceğim dedi. Ben; bu hattın müdafaa ve muhafazasından mesul benim, benden bunu istemesinler, askerlerimi kendi elimle hapsedemem. Benim için bu cevabı verdi dersin dedim. O döndü gitti. Fırka Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar ile beraber bu cevabımı Mustafa Kemal’e arz ederler. Başka bir komutan olsa idi, bu sadıkane cevabımdan emrimi çevirdi diye içerleyerek, emrini icra ettirmeye ısrar ederdi.

Atatürk ise; ”O, mesuliyetini müdriktir, bırakınız “ cevabını vermekle maiyetinin selâhiyetine ve mesuliyetine hürmet etmiş oldu. Hakikat şu idi ki zamanın ağır silâhları karşısında bu mahsuru sezmiştik. Nitekim burada tahminen bir ay sonra, İngiliz’lerin 6 Ağustos hücumlarında, Kanlı Sırt’ta, başka Fırkaya mensup bir alayın düşmanın ağır obüs ateşleri altında parçalanmış kalaslar ve topraklarla tıkanmış mazgallardan, tek bir tüfek atışı yapmaksızın uğradığı felâketin ve siper kaybının sebebi, o fırka siperlerinin kamilen örtülmüş ve mazgallanmış olmasındandır. Diğer taraftan aynı şiddetli obüs ateşlerinden bizim 19. Fırkamıza düşmanın tam üç defa yaptığı hücumların, çok ağır hezimete uğramamasının sebebi de, bütün siperlerimizin; mahzuruna binaen; örtülmemiş olmasındandır. İşte Atatürk’ün semereler yaratan yüksek komutanlık vasıflarından bu, tarihi bir misaldir.”

1) En büyük Komutandır: Cengizler, Atillalar, Napolyonlar’a da komutan denildiği halde bir sel gibi gelip geçmişler ve nihayet menfalarda (sürgün yeri) eriyip gitmişlerdir. Cihan harbinde yıkılmış, mağlûp olmuş, ölmüş denilen Türk milletinin, yurduna üşüşen üstün düşmanları, komutanlık dehası ile kovarak yeniden hayata kavuşturmuştur. Böylece askerlik tarihine, dünya harp tarihine, dünyada sevk ve idare örneği göstermiştir. Bu safhaya ait hatıraları tarihe bırakıyorum.

2) Dünya ölçüsünde en büyük siyasîdir: Gerek dış, gerek iç âlemin millî mücadelemizde; gerek cumhuriyet devri içerisinde dünyanın en büyük şahsiyetleriyle temasında şahidi olduğumuz, bizzat kendisinden dinlediğimiz büyük siyaset dehası, Türk milletini, devletini ittifakı aranan bir varlık haline getirmiş. Düşmanları dost etmiş, dostlarını kendilerine daha sıkı bağlayan çekici bir kudret yaratmıştır. Bunun tasviplerini de siyasî tarihe bırakıyorum.

3) İnkılâpçı, devrimci cephesi: Tarihte örneği görülmeyen bir enginliktir. En kısa bir zamanda tahakkuk ettirdiği devrimleri kendi çalışma masası başında ve mutad akşam sofralarında, yakın ve güvendiği arkadaşlarına, en küçük teferruatına kadar nasıl açtığını ve nasıl serbest tartışmaya başladığım gözlerimle görmüş, kulaklarımla işitmiş olduğumdan, devrimlerde ne engin bir derya ne zengin bir hazine olduğunu tarif edemem. Bunları da inkılâp tarihine bırakıyorum.

4) Sosyal ve medenî cephesi: O yarattığı medenî hayatı, milletin iktisadî ve sinai alanlarda yükselişi ile medenî yaşayışını düzenleyecek tesisleri vakit geçirmeden güvenle kurup çalışma yoluna sokmayı; harp içerisine girip esasen bildiği ihtiyaçları, onların ağızlarından dinlemeyi; o zaman % 80’i ortaçağ devrinden öncesini yaşayan milletini, kendi tabirince muasır medeniyet seviyesine çıkarmayı; ne coşkun ifade ve ne hevesli irade kuvvetiyle her fırsatta ortaya koymayı tam bir vazife bilirdi. Milletini dünya medeniyetinden 100 yıl geri bırakan köhne hurafelerin, din perdesi altında sürekli huzursuzluk yaratan çeşitli isyanların, esasen İslâmiyetin yasak ettiği kara cehaletle, bunların ortadan kaldırılmasındaki azminde ne derin bilgisi vardı.
Onun; memleket varlığına, yetişecek gençliğe, fedakâr öğretmene ilim erbabına, sevgisi ve saygısı hudutsuzdu. Hemen her hitabesinde, her temasında ince dudaklarından çıkan ne güzel sözler, mavi gözlerinden taşan alevler parıldardı. Bunların da takdirlerini tarihe bırakıyorum.”

Muhafız Alayı’nın kuruluşu:

“Şimdi ben huzurlarınızda bu defalık, maiyetlerine giriş tarihinden başlayan bir hatıramla yetineceğim:
3’üncü Kafkas Tümeninden seçilip Ankara’ya geldiğim 16 Nisan 1920 tarihinde şimdiki İş Bankası Genel Müdürlüğünün bulunduğu yerde kendilerine katıldım. Kendimi takdim ettim. Merhum Halit Paşa’nın mektubunu okuduktan sonra merhum Salih Bozok’a o zamanki Heyet-i Temsiliye karargâhı olan Ziraat Mektebinde üst katta bir oda hazırlamalarını emrederek refakat zabitliği vazifesine başladım. Bu temiz, samimî sözlerle çelik iradeli gözlerin altında sevindim. 23 Nisan 1920 Cuma günü Büyük Millet Meclisi açıldı. BMM Başkanı olan Mustafa Kemal Paşa geceli gündüzlü çalışıyor, millet ve memleketin mukadderatına el koymuş olan Meclisin vazifesinde muvaffak olacağını, yobazları ikna ediyordu.

”Şimdi sizlere Muhafız Alayı’nın nasıl kurulduğunu anlatacağım:“ Temmuz 1920 tarihinde Kuva-yı Seyyare Komutanı Çerkez Ethem silâhlı, seçme maiyet ve avanesiyle cepheden Ankara’ya, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek üzere geliyor. Bu tarihte Mustafa Kemal Paşa Ankara istasyonundaki kalem-i mahsus binasında ikamet etmekte.

- Çerkez Ethem binanın üst katında Mustafa Kemal Paşa’ya mülâki oldu. Silâhlı maiyeti sokak kapısından salon kapısına kadar, her merdiven basamağında birer kişi olmak üzere 20’den fazla efrat, yer almıştı. Bizim karargâhımızda ise nöbet tutacak bir tek askerimiz yoktu. Ethem maiyeti ile ayrılıp gittikten sonra biz maiyet arkadaşlar, Paşanın huzuruna çıktık. O zaman Ankara Valisi ve Komutanı olan Nuri Bey’e (Nuri Conker) Kuva-yı Seyyare ile aramızda itimatsızlık olduğunu, merdiven basamaklarında Ethem’in maiyetinin yer aldığını ve hiç olmazsa biz muhafız olarak bir takım teşkil etmek üzere müsaadelerini istirham ederken, Mustafa Kemal Paşa ne görüştüğümüzü bana sordu. Ben izahat vermek istemedim. Kendileri anlamak istediklerinde ısrar ettiler, ifademi aynen tekrar ettim. Ben senin işine karışmam deyince, ben müsadeyi aldım. 18 Temmuz 1920 tarihinde muhafız takımını teşkil ettim. Eskişehir’e trenle yaptığımız seyahatlerde muhafızlardan memnun olduğunu ve bunu bir bölük yapmaklığımı emrettiler.



Kısa bir zamanda emirlerini yerine getirdim. 27 Aralık 1920’de İmalât-ı Harbiyenin batısındaki düzlükte at koşusu devam ederken, Şark Cephesi Komutanı General Kazım Karabekir’den, Kars’ın alındığına dair şifre geldi. Mustafa Kemal Paşa memnun oldu ve ”Karabekir Paşanın bu muvaffakiyeti bizim bundan sonra yapacağımız hareketlerde büyük destek olacaktır“ dediler. Ve bana da koşudan sonra bölüğümü toplamaklığımı ve Ankara’da yeniden teşkil edilmekte olan Jandarma Taburunun Komutanı Kemal Bey’i de çağırmamı emrettiler.

Ankara istasyonundan şehre giden yolun doğusunda Jandarma Taburu batısındaki bataklık kısımdan da bizim Muhafız Bölüğü taarruz vazifesi almıştı.

Biz hedefimize ulaştığımızda Jandarma taburu henüz İncesu bataklığında kalmıştı. Akköprü yoluna vardığımız zaman, Paşa otomobili ile geldi ve beni çağırarak, bölüğün hareketinden talim ve terbiyesinden çok memnun olduğunu, tabur yap diye emir verdiler. Hazırladığım kadroya göre tabur teşkilâtına geçtim. Öğle yemeği esnasında mevcudumuzun 750’yi bulduğunu bildirdiğim zaman ”Ethem Ankara’ya gelip Meclis azalarını ayaklarından BMM önünde asacağını Meclisteki adamlarına bildirmiş, şimdi gelsin görelim“ diyerek memnuniyetini ishar ettiler.

Nihayet Garp Cephesinden Ethem’in isyan ettiği, Kütahya’daki birliklerimize baskın verdiği ve Yunanlı’lar ile birlikte taarruza geçtikleri raporları geliyordu. Nihayet neticede Birinci İnönü Zaferi kazanılmıştı. Ethem kuvvetleri dağılmış, kendisi Yunanlılara sığınmaya mecbur edilmişti.

Garp Cephesinde ciddî muharebe safhaları başladı. Taburumla İkinci İnönü, Sakarya birinci kısım ve Kütahya ve Eskişehir muharebelerine iştirak ettim. 2’nci Sakarya muharebesi başlamadan evvel taburumu Ankara’ya celp ettiler.

Mustafa Kemal Paşa 2’nci Sakarya muharebesi başlamadan evvel, cephe üzerinde atla dolaşırken üzengiden ayağı kayıp attan yere düşüyor. Köprücük kemiği zedeleniyor. Ankara’ya tedavi için geldiler, doktorlar yatağında bir hafta kalmasını tasvip ettikleri halde, ”Beni Başkomutan tayin ettiler, bir hafta değil 1 gün kalamam, 2-3 gün içinde düşmanın Sakarya Cephemize taarruzu muhakkaktır ve sen hemen taburunla Sincan köyüne hareket et sana bir şifre versinler düşman harekâtında muvaffak olursa Mihalıççık ormanlarında 1’inci Grup Komutanı Kazım Beyin (Özalp) emrine girerek gerilla yapacaksın, aksi takdirde seni sol kanada göndereceğim“ dedi. Sincan köyünde aldığım 2’nci emirle trenle Polatlı’ya gittim. Taburumla Sakarya muharebelerine katıldım.

5. Orgeneral Fahri Özdilek anlatıyor:

Mustafa Kemal’in Sakarya’da attan düşerek yaralanması:

“….Hizmetlerimiz cephede devam ederken alay komutanına tümen karargâhından kapalı bir yazı geldi. Alay komutanı bize sadece bunu söyledi: Çok büyük adamlar alay konma bölgesine geleceklermiş, birkaç güne kadar. Onlara at hazırlayacağız. Biz, bölükler de büyük kumandanlar binsinler diye en güzel atları hazırladık. Alay komutanı da kendi atını en büyük kişiye ayırdı, binek olarak. Bu hazırlığımız birkaç gün devam etti. Günlerden bir gün otomobillerle M. Kemal Paşa, İsmet Bey(İsmet İnönü; o tarihte Batı Cephesi Komutanı Mirliva İsmet Paşa), Mareşal Fevzi Çakmak(Orgeneral Genelkurmay Başkanı), Korgeneral Şükrü Naili Bey (Albay rütbesi ile15’inci Tümen Komutanı, Korgeneral Ali Hikmet Ayerdem Bey (Albay rütbesi ile Milli Müdafaa Vekaleti Müsteşarı) ve bunların kumanda ettikleri kıtaların Karargahlarında kurmay subaylar ve onların emir subayları geldiler.

Askeri çalışma hazırlığı

Atlara bindiler, yakında bir tepeye çıktılar. Kıtalarımız çekilirse Sakarya nehrinin hangi deresini önüne alarak muharebeyi hangi arazi kesiminde daha iyi yapabilir diye. Onlar araziyi kıymetlendirmeye çalışıyorlar. Askerî çalışma evvelâ karargâhta, haritada olur, sonra harita araziye tatbik edilir. Onlar da bunu yapıyorlardı.
Haritayı yaydılar, cihetine koydular. Ben koruyucu (muhafız) bölük komutanı, bir takımımla bulunuyorum. Alayımızın kumandanı emir subayı, alayımızın doktoru da ayrıca bulunuyor. Ötekiler de atlarıyla falan gelmişlerdi. Haritayı cihetine koydular ve araziyi tetkik ettiler. Bir aralık M. Kemal Paşa sol gerisine şöyle bakarken şu sivri tepeyi bulun haritada dedi. Haritaya bakanlar Mangal Dağı dediler. Çok mühim orası dedi, oraya gidelim. Orası kilit noktasıdır orayı bir görelim dedi. Gerekirse mevzinin sol kanadını oraya dayamak için falan. Oraya gidelim isteği üzerine herkes haritaları toplamaya çalıştı. Biz de atlarımıza bindik. M. Kemal Paşa da alay komutanımızın ayırdığı atın yanına gitti, sol ayağını üzengiye soktu, hayvanın dizginlerini toplayıp yelesinden bir tutam tutmadan üzerindeki elbiseden ”hışşş“ sesi çıktı, hayvan ürktü, bir adım sağa fırlayabildi. Atatürk’ün ayağı üzengide takılı kaldı. Hayvan sağa gidince Atatürk sola doğru yıkıldı, kaburgasının üzerine yere düştü. Yumruk kadar bir taşa çarpan kaburgasıyla Atatürk baygınlık geçirdi. Hemen indik. Benim seyisim Yozgatlı Ahmet, Alay Karargahından kunduracı Ahmet yanına koştuk. Göğsünü açtım, matarayla su serptik falan. Bu sırada doktorumuz yetişti. O sıhhiye erlerine beşik yaptırarak Atatürk’ü 400 m. ileride alay komutanının karargâhı, yeni muhtar odasına (Olay İnlerkatrancı köyünün 400mt. güneyinde geçmiştir.) götürdüler. Atatürk’ü sedire uzattılar.

Rahmetli Mareşal (Fezi Çakmak.), Atatürk’ün baş tarafında bir iskemlede oturdu, ayak ucundaki boşlukta da sedire İnönü oturdu. Biz de içerideyiz. Bizim alay doktoru sıhhiye erlerinin yardımı ile Atatürk’ün fanilasını kaldırdı. Epeyce yokladıktan sonra kırık yok dedi. Ezik var, çatlak olabilir, ama daha çok ezik olabilir. Paşamızın Mangal Dağına gitmesi uygun değil, dinlenmesine ihtiyaç var. Biz bu haberi işitinceye kadar Atatürk’e birşey oldu diye üzülmüştük. Bu haber bizi ferahlattı. Atatürk biraz sonra iyice kendine geldi, otomobiline bindi. Polatlı yoluyla Ankara’ya döndüler” (Orgeneral Fahri Özdilek, İstiklal Harbi’ne genç bir subay olarak katılmıştır.)

6. Orgeneral Fahrettin Altay anlatıyor:

Atatürk’ün Büyük Taarruzda komutayı bizzat ele almasının nedeni:

“… Bazı kimselerin, bu savaşın idaresini cephe komutanına bırakmayarak kendisinin ele almasının sebebini anlamakta müşkülât çektiklerini söyledikleri işitilmiştir. Bu sebep açıktır.

Atatürk’ün kesin sonuç almak istediği bu savaşta, kendisini yanı başında görecek askerlerimizin manevî kudretinin çok artacağını hesapladığı gibi, %1 ihtimalle savaşı kazanamama halinde, yüksek bir vicdan icabı, mesuliyeti kendilerinde bulundurmak istemeleridir.”

Çalıştılar, kazanamadılar feda oldular

“İstiklâl mücadelelerinin başladığı senelerde bazı ecnebiler bana demişlerdi ki; Mustafa Kemal’in arkasına düşmekte ne fayda görüyorsunuz. İttihat ve Terakki erkânı, arkadaşlarını düşman eline bırakıp kaçtılar. Bu adamın da sonunda böyle yapmayacağını ne biliyorsunuz dediler.

Cevap vermedim, gülümsemekle yetindim. Ankara’ya gidip Mustafa Kemal’le görüştüğüm zaman, Mustafa Kemal’e sordum. Bu işte muvaffak olamadığınız zaman ne yapmak istiyorsunuz, cevap olarak dedi ki; ” Muvaffak olacağıma eminim. Fakat uzak bir ihtimalle muvaffak olamazsam çekile çekile sağ kalanlarla vatanın son noktasına kadar savaşarak canlarımızı veririz. Milletimizden sağ kalanlarından birisi çıkar da mezarımızın başına  “Çalıştılar, kazanamadılar, feda oldular diye bir taş dikerse, işte, bizim mükâfatımız bu olur.”

Bu sözleri dinlerken gözlerim yaşardı. Kendisi bu soruyu ne sebeple sorduğumu sordu. Bazı ecnebilerle olan konuşmamı ve sorularını cevapsız bıraktığımı anlattım. O, “Gafiller” diyerek acı bir tebessüm etti “. (Orgeneral Fahrettin Altay, İstiklal Harbi’ne 5’inci Süvari Kolordu Komutanı olarak katıldı. İzmir’e kurtardı.)

7. Orgeneral Asım Gündüz anlatıyor:

30 Ağustos Zaferi üzerine meclisin gece toplantıya  çağrılarak subayların anında ödüllendirilmesi:
”30 Ağustos günü biz Karahisar’da idik ve harekâtı bizzat idare ediyorduk. Atatürk, rahmetli 1’inci Ordu Komutanlığına, Nurettin Paşa’nın yanına gitmişti. Mareşali de (Fevzi Çakmak) Kuzeye 2’nci Orduya göndermişti.

7. Orgeneral Asım Gündüz anlatmaya devam ediyor:

30 Ağustos günü öğleye doğru gelen raporlardan düşmanın tamamıyle ihate(kuşatıldığını) edildiğini öğrenince, sabah olunca otomobilimizle derhal o istikamete hareket ettik. İsmet Paşa ile beraber. Çal köyüne varınca, köyde hiç kimseye rastlayamadık. Baktık bir köylü tepeden iniyor. “Dayı ne var ne yok?” diye sorduk “Bitti, şu tepeye çıkın da görün” dedi. Tepeye çıktığımızda ne görelim.

Bütün Eğer’deki kolordu ve diğerleri kamilen kuzeyden, 1 ordu güneyden, 2 ordu ile sarılmış ve tamamen düşman topyekün elimize esir düşmüştü. Bu işler bittikten sonra evvelâ bir köyde toplandık, akşama doğru Dumlu köyüne geldik. Bu köyde fakir bir ailenin evinin damının üstüne Atatürk’ün çadırını kurdurduk.

Kağıttan Mareşal rütbesi

Bu damın önüne de Mareşalin, İsmet Paşanın ve diğer karargâh arkadaşlarımın çadırlarını kurdurduk. Geceyi orada geçirdik. O gece birçok esirler getirmişlerdi, onlar da bizim çadırlarımızın önünde geceyi geçirdiler. Ben gelen raporlardan bazı mühimlerini Atatürk’e götürdüğüm zaman Atatürk vaziyetten çok memnun görünüyordu. Bana dedi ki “Başta kendin olmak üzere Miralay Sami Bey (Korgeneral Kemalettin Sami Gökçen), Miralay İzzettin Bey (Orgeneral İzzettin Çalışlar), Miralay Osman Bey’in (Tümgeneral Osman Nuri Koptagel) Livalığını (Tümgeneralliğini), Fevzi Paşanın Mareşalliğini, İsmet Paşanın Korgeneralliğini yazınız” dedi. Biz de bu esas üzerine inhalarını yazdık. Yaveri Salih Bey bu inhaları Ankara’ya Büyük Millet Meclisine arz edilmek üzere götürdü. Telefonla Meclise bildirdi. Meclis gece toplanarak inhaları kabul etti ve gece yarısı 12.00’ye doğru çıkıp geldi. Biz Tümgeneral olduk. Bizim yıldız koymakla rütbelerimiz takıldı, fakat Mareşale çiçek yapmak gerekiyordu. Bir kağıt üzerine çiçek yaptık, Mareşal İzmir’e kadar öyle gitti.

Bir Türk anası

“Dumlu’da (Dumlupınar’da) Atatürk’e bir rapor arzetmek üzere dama çıkarken o damın sahibesi kadın bana dedi ki ” Oğlum Paşa’ya mı gidiyorsun.“ Evet deyince, eteğine sarılmış iki adet yumurta çıkardı. ”Düşman hiç bir şey bırakmadı. Şu iki yumurtacığım kaldı, bunları paşaya götürün paşa bunları yesin.“ Atatürk’e götürüp verdiğim zaman gözleri yaşardı. ”Bunları pişirttirin yiyeceğim“ dedi emir neferine. (Orgeneral Asım Gündüz, İstiklal Harbi’ne Batı Cephesi Kurmay Başkanı olarak katıldı.)

Esat Atalay


Okunma sayısı: 739

Arama Terimleri:
Benzer Başlıklar

Yorum Yaz

*

- Türkçe'yi doğru ve düzgün bir şekilde kullanmadan yazılan yorumlar, küfürlü ve tehditkar yorumlar yayınlanmayacaktır.

- Yazılan yorumların tüm sorumluluğu yorumcuya aittir.
+ -


Seçim Anketleri | Komik | Hayvanlar | Sinema ve Film