Kemalist Devrim
I.Dünya savaşı sonrasında varlığı son bulan Osmanlı İmparatorluğu, ardında geniş bir halk yığını bırakmıştı. Bu halk, yıllarca süren savaşlarda yorgun düşmesi, sefalet içinde kalması yanında; çağın gereksinimlerinden, temel hak ve hürriyetlerinden de geri bırakılmış, geçmişin hükmünü yitirmiş uygulamaları altında ezilmiş bir halktı. Dünya, akıl ve bilim önderliğinde inanılmaz bir hızla gelişirken, tüm bu gelişmelerin uzağında kalmış Anadolu insanı şimdi bir de esaret altına alınmış, devletsiz bırakılmıştı.
Bu esarete son veren Mustafa Kemal oldu. Önce bu yorgun halka bağımsızlığını tekrar kazanacak inancı aşıladı ve ardından asıl büyük zaferi olan devrimleri ile halkını terk edildiği karanlıktan çıkarıp, çağdaş ve medeni milletlerle eş, saygıdeğer bir millet haline getirdi.
Kemalist devrimler, düşman işgalinden kurtulan Türk halkının, geçmişin çürümüş zihniyetine karşı verdiği ve zafer kazandığı ikinci bir kurtuluş savaşı oldu.
Biz de bu bölümde, Kemalist Devrimcilik ilkesini farklı noktalarından inceleyecek ve değerlendireceğiz.
Devrim nedir?
‘Mustafa Kemal, ‘devrimi’, ‘mevcut kurumları zorla değiştirmek’ olarak tanımlar.’1
Devrim kelimesinin sözlük anlamı ise: ‘Pek kısa bir zaman içinde meydana gelen temelli ve önemli değişiklik’2tir.
Daha ayrıntılı bir tanımı ünlü sosyolog Sorokin şöyle yapmıştır: ‘İlk olarak, devrim, halkın davranışlarında bir yandan da psikolojisinde, ideolojisinde, inançlarında ve değerlendirmesinde bir değişmedir.
İkinci olarak, devrim, halkın biyolojik bileşiminde ve onun ortalama olarak yaratıcı ve seçici süreçlerinde bir değişmeyi ifade eder.
Üçüncü olarak, devrim, topluluğun sosyal yapısının biçimini bozmayı betimler.
Son olarak da, devrim, temel sosyal süreçlerin bir değişimi anlamını taşır.’3
Bu üç tanım, ayrıntılarına girsin girmesin devrimin temelde bir ‘değişim’ meselesi olduğunu ortaya koymaktadır. Peki, Türk halkı için devrim kelimesi ne ifade etmelidir? Devrim tanımının yönü nedir? Bu sorulara Mustafa Kemal’in şu sözü yanıt olur: ‘İnkılap, Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine, en yüksek medeni icaplara göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseler koymuş olmaktır.’4
Demek ki, devrimin yönü ilericiliktir.
Sonuç olarak, Orhan Koloğlu’nun dediği gibi: ‘Bir toplum hareketinin insanlık tarihinde ileriye doğru bir adım olarak yer alabilmesi için koşul, ‘geçmişle günün her alandaki –siyaset, sosyal yapı, ekonomik yapı, hukuk vb…- bağlarını, geleceği daha sağlam ve daha iyi kurabilmeyi sağlayacak’ nitelikte değiştirmesidir’5. İşte, bu değişimin kısa ve kararlı bir süreç içinde sağlanmasına ‘devrim’ denir.
Türk devrimi de bu ilerici özü benimsemiştir.
Kemalist Devrim Nedir?
Kemalist devrim, kısaca, Mustafa Kemal önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı ile Türk halkının, esaretten bağımsızlığa ve geçmişin köhne zihniyetinden, çağın gereğince bir hayata, akıl ve bilim önderliğinde taşınması şeklinde tanımlanabilir.
Kemalist Devrimi içinden yeşerdiği Osmanlı yapısından tamamen ayırmak mümkün değildir. Ancak Kemalist Devrim ile Osmanlı ıslahatçılığı arasında keskin farkların olduğu da bir gerçektir. Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’in dediği gibi: ‘(…) Atatürk Devrimi eski reformlara kıyasla bir ‘devam’ı değil, bir ‘aşama’yı ortaya koymaktadır. Kanaatimizce taşıdığı orijinallik de(…) Türk Aydınlanması oluşundan gelmektedir.’6
Yine, Doğan Avcıoğlu da ‘1923-1928 dönemi reformlarının, düşün ve eylem alanında hayli uzun bir geçmişi’ olduğunu söyler ancak Tanzimat sonrası ortaya çıkan ‘çağdaş uygarlık’ anlayışı ile, Kemalist Devrimin farklılaştığı yönlerde de şu örnekleri verir: ‘Batı uyduculuğu ve taklitçiliği şampiyonluğunu yapan Tanzimatçılar, Batıya tam açılmayı, daha doğrusu tam teslimiyeti savunurlar. Jön Türkler’den Prens Sabahattin Bey, ‘Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?’ incelemesinde, bu soruya ‘Anglosaksonlara benzemekle, Anglosakson hocalar getirip, onların bireyci eğitiminden geçmekle’ karşılığını verir. İttihatçılar, Ziya Gökalp’in ‘Türkleşmek, İslamlaşmak, çağdaşlaşmak’ görüşüyle yola çıkarlar..’7
Öte yandan ıslahat anlayışının, Osmanlı aydınları tarafından kimi zaman nerelere vardırıldığının en önemli örneği kuşku yok Abdullah Cevdet’tir. Prens Sabahattinci ve İngiliz yanlısı Abdullah Cevdet için, Batı medeniyetine ulaşma yolunda yapılması gereken ‘dışardan damızlık erkek getirmektir.’ Şöyle yazılar yazar: ‘Batı medeniyeti, ona ancak uyulabilecek, karşı durulursa yerle bir edici coşkun bir seldir… Neslimizi ıslah edip güçlendirmek için, Avrupa ve Amarika’dan damızlık erkek getirmeliyiz.’8
Şunu söyleyebiliriz: Osmanlı da dönem dönem bir reform sürecine girmiş, yapılan olumlu yeniliklerin yanında çoğu zaman teslimiyetçi aydın, yönetici yetersizliği ve bu sınıfın sakat düşünceleri; bunun yanında halktan kopuk yönetim anlayışı nedeniyle bu reformlar başarısız olmuştur.
Bu başarısızlığın, Kemalist Devrimle bağlantısını Prof. Dr. Ahmet Mumcu şöyle kurar: ‘Türk toplumunda da Atatürk devriminden önce yenileşme gereksinimleri duyulmuş, bunları gidermek için zaman zaman reformlar yapılmıştır. Bu reformların başarısız kalışı, toplumun son derece ağır bunalımlara düşmesi karşısında, Atatürk belirmiş ve devrimini yapmıştır. Şurasını da söylemek yerinde olur: Osmanlı Devleti’ndeki reform çabalarının bir hayli verimsiz sonuçlar getirmesini tam anlamı ile olumsuz değerlendirmemek gerekir. Atatürk’ü ve çevresini yetiştiren kuşağın oluşmasında, bu reform denemelerinin getirdiği ortamın büyük rolü vardır. Reformlar yapılmasaydı devlet daha çabuk çökerdi. Gene, bu reformların başarısız sonuçlar vermesi, daha başka etkili yollar aranmasını ve nihayet Atatürk’ün devrimci düşüncelere sahip olmasını gerektirmiştir.’9
Kemalist Devrimin, kendinden önceki süreçten farklılaştığı nokta da budur. Kemalist Devrim, yepyeni bir hedefle ve büyük bir tutarlılıkla ‘bağımsızlık’ ve ‘çağdaşlaşma’ gibi iki temel üzerine oturmuştur. Önce bir Kurtuluş Savaşı vermek göze alınarak, halk esaretten kurtarılmış; ardından da (burası önemli) ‘akıl ve bilim’ öncülüğünde, bu yoldan asla şaşmaksızın, çağın gereği devrimler ‘kararlılıkla’ gerçekleştirilmiştir. Ve bu devrimci karakter, devrimin de özü olarak kabul edilmiştir. Bu anlamda Kemalist devrim kendinden öncekilerden farklı olarak, ‘düzeltmek’ değil, ‘yıkıp yeniden yapmak’ hedefiyle başarılı olmuştur.
Sonuçta, Kemalist Devrim, 1919’da başlayan bağımsızlık hedefini gerçekleştirmiş (ve kıskançlıkla korumaya almış), öte yandan çağdaşlaşma, çağın gerisinde kalmama hedefi nedeniyle hiç bitmeyen bir devrimdir.
Devrimcilik İlkesinin Kaynağı
Devrimcilik ilkesinin kaynağı, hiç kuşku yok ki Mustafa Kemal’in kendisidir. O’nun devrimci kararlığı ve metoduna daha sonra değineceğiz fakat Türk Devrimi’nin bu devrimci kaynağının geldiği yer üzerine biraz konuşmakta fayda var.
Mustafa Kemal, daha 1918’de şu düşüncelere sahiptir: ‘Benim elime büyük yetki ve güç geçerse ben sosyal hayatımızda istenilen inkılâbı bir anda bir coup ile yapacağımı zannederim. Zira ben, bazıları gibi, halkı ve ulemayı yavaş yavaş benim görüşlerimin derecesinde görmeye ve düşündürmeye alıştırmak suretiyle bu işin yapılabileceğini kabul etmiyorum ve böyle harekete karşı ruhum isyan ediyor. Ben bu kadar yıllık yüksek öğrenim gördükten, sosyal ve uygar hayatı inceledikten ve özgürlüğü tatmak için ömür harcadıktan sonra neden halk seviyesine ineyim? Onları kendi seviyeme çıkarırım.’10
Görülüyor ki, Mustafa Kemal daha o yıllarda kararlı bir devrimci karaktere sahiptir. Ve yıllar içinde bu yönünden asla vazgeçmez. 28 Aralık 1919’da daha mücadelenin başında halka şunları söyler: ‘Efendiler! Milli teşkilatımızın bugün takip ettiği gaye, vatanın parçalanmaktan ve milletin esaretten kurtarılmasına yöneliktir. İnşallah yakın zamanda milli teşkilat bu gayenin elde edilmesiyle üstlendiği vatani vazifesini yapacaktır.
Fakat vazifesini tamamlamış sayılacak mıdır? Bence bundan sonra da pek mühim vatani ve milli vazifemiz vardır. Bilhassa dâhil ahvalimizi ıslah ile medeni milletler arasında faal bir uzuv olabileceğimizi fiilen ispat etmek lazımdır. Bu gayede muvaffak olmak için siyasi mesaiden ziyade toplumsal mesaiye ihtiyaç vardır.’11
Yılların ardından, 27 Ocak 1923’de, vatanı düşmandan temizlemiş, İzmir Hükümet Konağı’nda yaptığı konuşmada şunları söylemektedir: ‘Efendiler! Henüz kurtulmuş değiliz, atılan adım bundan sonra atılması lazım gelen adımların başlangıcıdır. İnsan başlangıçta iken neticeye ulaştığını iddia ederse, kendisini dünyanın en derin gafletleri içine dalmış görür. Biz daha çok adımlar atmak mecburiyetindeyiz. Bu adımlar hem çok seri, hem de çok uzun olmalıdır.’12
Mustafa Kemal için yaptığı devrimin iki adımı olduğunu sözlerinden çıkarmak zor olmasa gerek: Bağımsızlık ve çağdaşlaşma. Ve şu da açıkça ortadadır ki, bunlardan biri diğerinden daha az önemli değildir.
Devrimin kaynağı Mustafa Kemal, düşmanı Anadolu’dan kovduktan sonra, tam da birileri O’nun için ‘Yunan’dan kurtulduk, bakalım Mustafa Kemal’den nasıl kurtulacağız?’ derken: ‘Asıl savaşımız bundan sonra başlıyor’13 diyendir.
Hem de durup dinlenmeden…
İleri Adımlamak
Gerçekten de durup dinlenmeden devrim hareketlerine girişir Mustafa Kemal. Savaşın, hiç bitmeyecek ikinci ayağı başlamıştır artık.
Kurtuluşun ardından Cumhuriyetin gerçekleştirdiği devrimler nelerdir? Bunları ayrı ayrı açıklamadan, sadece başlıklar halinde hatırlamak dahi devrimci karakter konusunda gösterilen kararlılığı ortaya koymaya yetecektir.
‘A. Rejimle İlgili Devrimler:
a- Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
b- Cumhuriyetin kabul edilmesi (29 Ekim 1923)
c- Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
d- Şer’İye ve Evkaf Vekâletlerinin kaldırılması (3 Mart 1924)
B. Teokrasideki Değişmeler
a- Laiklik
b- Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılması
c- Hutbelerin, duaların ve ezanın Türkçeleştirilmesi
C. Sosyal Yapıda Yapılan Devrimler
a- Medeni Kanunun kabulü
b- Kadın Haklarının tanınması
c- Şapka ve Giysi Devrimi
d- Doğulu ölçü sisteminden, batı ölçü sistemine geçiş
e- Eğitim ve öğretimde yenilikler
f- Yazı Devrimi
g- Türk Tarih Anlayışında, gerçeğe dönüş
h- Türk Dili’nin kendi benliğine kavuşması
i- Soyadı Yasası
j- Endüstri ve Ekonomik Devrim’14
Bu devrimlerin her biri, zorlukları bakımından ayrı birer kitapta incelenebilecek devrimlerdir. Ancak Mustafa Kemal, tüm bunları on beş yıl gibi kısa bir zamanda gerçekleştirebilmiştir.
Bu devrimler, devrimcilik ilkesinin anlaşılması bakımdan elbette önemlidir. Ancak kimi çevreler devrimcilik ilkesini, yukarıda saydığımız devrimleri koruyup kollamakla sınırlı zanneder. Bu devrimcilik ilkesinin anlamını daraltan bir tanımlamadır.
Devrimin anlamını, Kemalist Devrim’in öncüllerinden farkını, devrimin kaynağını ve ortaya koyduğu yenilikleri gördük. Bundan sonraki bölümlerde ‘Devrimcilik’ ilkesi üzerine tartışacağız.
Kemalist Devrimcilik
Paul Dumont: ‘Her iyi Kemalist, ilerici olmanın, ‘zamana karşı atılımlar yaparak ve çağ atlayarak, mümkün olan en süratli şekilde davranmak’ demek olduğunu bilmektedir’15 der.
Kemalizm’e göre devrimci olmak; ilerici olmak ve bu ilerlemede tereddüde düşmemek demektir.
‘Kemalist ‘devrimcilik’ iki temel öğeden oluşur: 1) Eskimiş kurumları yıkıp, çağın gereklerine uygun yeni kurumlar oluşturmak; 2) Değişmeye ve yeniliklere sürekli olarak açık kalmak, kalıplaşmamak…’16
Suna Kili’nin devrimcilik tanımları konuyu daha da anlaşılır bir hale getirir: ‘Atatürkçülük ideolojisi devrimcilik ilkesiyle çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma çabasında hem geçerliliğini, yararlılığını sürdüren devrimci uygulamalarına sahip çıkılmasını, onların korunmasını, geliştirilmesini; hem de yeni gereksinimler karşısında yeni devrimci uygulama ve çözümlere gidilmesini öngörmektedir.’17
‘Devrimcilik hem gerçekleştirilen devrime bağlılığı, onu korumayı, yaşatmayı; hem de bu devrimin gerçekleştirilen, uygulanan atılımlarıyla yetinmeyip çağdaş uygarlık düzeyine çıkmayı gerektirecek; gelişen, değişen, yenileşen evrende toplumlar arasında çağdaş kalmasını sağlayacak başka yenilikleri de gerçekleştirmektir.’18
Kısaca, diyebiliriz ki, devrimcilik, Mustafa Kemal önderliğinde gerçekleştirilen devrimi korumak ve onu akıl ve bilim öncülüğünde geliştirmektir. Bazıları bu tanımda geçen akıl ve bilim kelimeleri nedeniyle devrimi teknik bir mesele olarak ele alabilmektedir. O halde Sina Akşin’in yaptığı devrimcilik tanımına da değinmemiz kaçınılmaz olur: ‘Devrimcilik, aydınlanmayı Türkiye’de her yere ve hatta herkese yaymak, bütünsel kalkınmayı gerçekleştirmek ve bunun için etkin çabalar göstermek demektir.’19
Yani bütünsel anlamda devrimcilik, Türk Devrimi’ni savunmak; ayrıca toplumsal ve siyasal alanda durmaksızın daha iyiye, daha yararlıya, daha çağın gereklerine doğru adımlar atmak; halkın durumunu aklın ve bilimin koyduğu doğrular neticesinde iyileştirmek, geçmişin yanlış zihniyetlerinden temizlemektir.
Kemalist Devrimcilik = Sürekli Devrimcilik
Kemalist Devrimciliğin en önemli özelliği ‘sürekli devrimcilik’ anlayışını benimsemiş olmasıdır. Şayet, devrimcilik sadece Atatürk döneminde yapılmış devrimlere sahip çıkmak, onları korumak olsaydı bunun adı dogmatizm olurdu. Oysa Mustafa Kemal, bizzat kendi sözleriyle yapılan devrimlerin sonunun olamayacağını, zaman akıp giderken, yerinde saymanın, geçmişin tabularına sarılmanın mümkün olmayacağını dile getirmiştir.(Öte yandan şüphesiz bu, Atatürk dönemi devrimler, geçerliliklerini korusa da sırf geçen zaman nedeniyle savunulamaz anlamına da gelmemektedir.) ‘Sizce en büyük yapıtınız hangisidir?’ sorusuna şu yanıtı verir Mustafa Kemal: ‘Benim yaptığım işler biri ötekine bağlı ve gerekli olan şeylerdir. Ama bana yaptıklarımdan değil yapacaklarımdan söz ediniz.’20
Ahmet Taner Kışlalı, sürekli devrimcilik anlayışına dair şunları söyler: ‘En ilerici kurumlar bile, koşullar içinde eskir. En ileri bir devrimin ‘bekçiliği’ ile yetinenler, günün birinde değişen koşulların gerisinde kalmaktan, tutuculaşmaktan kurtulamazlar. Kemalizm’in bu sürekli devrimcilik anlayışını benimsemeden, sadece Mustafa Kemal’in sağlığında gerçekleştirdiklerinin bekçiliği ile yetinenleri Kemalist ya da Atatürkçü saymak olanaksızdır.’21
Attila İlhan da sürekli devrimcilikten şu sözlerle bahseder: ‘(…) Atatürk devrimciliği sürekli devrimciliktir, neden, amacı değişkendir de ondan, çağdaş uygarlık düzeyine, ‘hakiki mürşit olan’ bilimle ulaşılacaktır ne demek? Hem çağdaş uygarlık düzeyi sürekli değişiyor, hem bilimlerin ona ulaşmak için verdiği araçlar ve yöntemler.’22
Yani, yanılgıya düşülmemesi gerek. Devrimcilik, yalnızca, Atatürk devrimlerini savunmakla sınırlı değildir; aynı zamanda Türk halkını ileri taşıyacak devrimleri de kovalamak demektir.
Yani, sürekli devrimcilik.
Zaten, Mustafa Kemal’in şu sözü her şeyi açıklamıyor mu: ‘devrimler yalnızca başlar, bitişi diye bir şey yoktur.’23
Devrimci Kararlılık ve Gericilikle Mücadele
Metin Aydoğan, Türk Devrimi’nin özelliklerine değinirken şöyle yazar: ‘Devrimci tutumda gevşeme ya da düzeni durağanlaştırma eğilimi, Türk Devrimi’nde görülmez. Koşulları oluşan hiçbir atılım, hiçbir nedenle ertelenmez, kesintiye uğratılmaz. Hiçbir güçlük; bağımsızlığı örselemeye, tutuculukla uzlaşmaya, bilimi savsaklamaya ya da devrimden ödün vermeye gerekçe yapılmaz. Sınıf, zümre ve küme ayrıcalığına izin verilmez. Devletin tüm gücü, ulusal egemenlik ve kalkınıp güçlenme yönünde kullanılır. Anlayış olarak, yaşamdan kopuk sanal amaçlara değil, bilime ve gerçeklere dayanılır. Halka hizmete yönelen somut belirlemeler, tutarlı bir devrimci anlayışla, uygulanabilir programlara dönüştürülmüştür.’24
Bu programların uygulanmasındaki anlamı ise Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya açıklar: ‘Devrimci bir memlekette, inkılâp yapan bir memlekette, belli bir programın halka rağmen yürütülmesi, muhafazakâr kuvvetlerin baskısı altında bulunan bir kitleyi o kuvvetlerin tesirinden, tahakkümünden (baskısından) kurtarmak anlamını kazanmaktadır. Şu halde ortaya hamleci ve gerici kuvvetlerin çarpışması çıkmaktadır. Türkiye, işte bu ince ve derin toplum meselelerini devrim hareketleriyle, çözmeye çalışmıştır. İnkılâp, prensip itibariyle geri kuvvetlere karşı yapılmıştır.’25
Yani, tamamen ilerici hedefler uğruna gerçekleştirilen devrim, aynı zamanda gericilikle mücadeleyi de öngörür.
Zaten Mustafa Kemal’in sözleri incelendiğinde de, devrimleri herkesi ama herkesi ikna ederek değil aksine gerekirse gericilerle mücadele ederek gerçekleştirmeyi benimsediği açıktır. Ona göre, ‘Hiçbir iyi inkılâp, hakikati görenler dışında ekseriyetin reyine müracaatla yapılamaz. Uysal ve Asyai itikatlara bağlı, sinsi ve sindirici hurafeler, köstekleyici yanlış itiyadlarla inhisarcı kuvvetlerin tesirine sürüklenebilecek yığınlarda iyi inkılâplar için plebisit yapılmaz.’26
Hem zaten: ‘Hocaları sevindirelim, İslam dünyasını sevindirelim, herkesi sevindirelim dersek, olanaklı olsun, hepsi sevinsin, ama bir amacı sağlamış olmayız. Oluruna bağlayanlar (idarei maslahatçılar) temelli devrim yapamaz.’27 diyen de O’dur.
Nutuk’ta da şöyle demektedir: ‘Bir insan topluluğunda, bir inkılâp yapıldığı zaman elbette onun sebepleri vardır. Ancak o inkılâbı yapanlar, inanmak istemeyen inatçı düşmanları iknaya mecbur mudur? Cumhuriyetin elbette taraftarları ve aleyhtarları vardır(…) Tabii taraflar, güçleri yetiyorsa ideallerini herhangi bir suretle; ihtilalle, inkılâpla veya muteber şekillerden geçirerek tatbik ederler; bu ideal inkılâpçılarının vazifesidir. Buna karşı itirazlar, yaygaralar ve irtica teşebbüsleri de aleyhtarların yapmaktan geri durmayacakları hareketlerdir.’28
Kimi yazarlar, Mustafa Kemal’in devrimleri mutlaka toplumsal mutabakatla yaptığını yazma gereği duyarlar. Ancak görülüyor ki, Mustafa Kemal, devrimler yolunda gericilerin ve devrimlerin değerini anlayamayanların onayını aramadığı gibi; bu kesimler devrime karşı direnç gösterirse de takınacağı tavrı sözlerinde belirtmiştir: ‘Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen asri ve bütün mana ve eşkaliyle medeni bir heyet-i içtimaiye haline isal etmektir. İnkılâbımızın umde-i asliyesi budur. Bu hakikati kabul edemeyen zihniyetleri tarumar etmek zaruridir.’29
Mustafa Kemal, bu gibi kimselere karşı büyük bir devrimci kararlılık ortaya koyar: ‘Düşmanlarımız, düşünebildikleri iğrenç çarelere istedikleri kadar başvursunlar, onların boğazlanırcasına çaba ve istekleri bizim devrim ateşimizi söndüremez.’30
‘Gerici düşünceleri güdenler belli bir sınıfa dayanacaklarını sanıyorlar. Bu, kesinlikle kuruntudur, zandır. Gelişme yolumuzun üstüne dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Yenilik yolunda duracak değiliz.’31
Görüldüğü gibi, Mustafa Kemal’in çizdiği yol, devrimcilikte ortaya konulacak sonsuz kararlılık ve kararlılığa direnen gerici güçlerle yorulmaksızın mücadele etmektir.
Biraz önce de değindiğimiz gibi kimi Atatürkçü aydınlar, Mustafa Kemal’in bütün devrimleri ikna yoluyla gerçekleştirdiğini savunurlar. Öte yandan aksi görüşteki tutucularsa bunun bir dayatma yoluyla gerçekleştirildiği iddiasındadırlar.
Mustafa Kemal devrimleri ikna yoluyla mı zorla mı gerçekleştirmiştir?
Sanıyorum, O’nun bu konudaki düşüncesini en iyi saptayan Andrew Mango’dur: ‘Mustafa Kemal mümkünse ikna ederek, değilse zor kullanarak bir kültür devrimi gerçekleştirmeye kararlıydı’32 der.
Ama sadece tarihi yorumlayacak olursak, şunu söylememiz gerekir: Mustafa Kemal, devrimleri halka anlatarak, halkı bu devrimlerin gerekliliğine inandırarak ve sonuçta halkın da desteğiyle gerçekleştirmiştir. Bu süreçte devrimlerin karşısında yer alan, devrimleri kabul etmeyen hatta yok etmek isteyen gerici güçlerle de amansız bir savaşıma girişmiştir.
Mustafa Kemal’in gösterdiği devrimci kararlılık ve gericiliğe karşı ortaya koyduğu mücadele sonrasında bu kesimin geldiği noktayı Niyazi Berkes şöyle değerlendirir: ‘Türk reform tarihinin hiçbir devrinde gericilik sindirilememiştir, hemen her devrimin arkasından daha da kabararak yeniden ortaya çıkmıştır, devrimciler bunların karşısında kendilerini çürüten, gericileri gürbüzleştiren tavizler vermişlerdir. Atatürk ilericiliğe öyle bir ateş, öyle bir heyecan katmıştır ki, o günleri yaşayanların bugün hasretle hatırladığı gibi gericiliğin her çeşidi o ateşin karşısında erimiş, zavallılaşmış, gülünçleşmiştir.’33
Sonuç olarak; Kemalist devrimcilik bir öncülük ve mücadele işidir; bunu da en iyi Atatürk’ün sözlerinden anlıyoruz. Devrimci hamlelere girişen kişiler yeri geldiğinde ilerici fikirlere taraftar olsun olmasın herkesin onayını almaya gerek görmemeli, ayrıca giriştiği bu ilerici hamlelere karşıt güçlerin ortaya çıkacağı ve kendisini başarısız kılmak için çalışacağını bilmelidir. Mustafa Kemal’in öğrettiği ise, bu gibi karşıt güçler belirdiğinde bir devrimcinin, ortaya koyduğu devrimci tutumda kararlılık göstermesi ve karşısındaki güçle mücadele etmekten çekinmemesidir.
Bundan sonraki bölümde devrimcilikle ilgili birkaç noktaya değineceğiz.
Devrimcilik Dinsizlik midir?
Devrimden, devrimcilikten bahseden herkes ömründe en az bir defa bu soruyla karşılaşmıştır. Dersiniz ki ‘devrimcilik…’ hemen kesilir lafınız, ‘Sen Allahsız mısın?’
Devrimcilik, hiç şüphe yok ki dinsizlik demek değildir. Öte yandan her devrimcinin mutlaka bir dinsel inanışı olması da şart değildir, tıpkı her insan gibi. Bu, kavramlarla ideolojiler eşleştirilmesi sonucu düşülen yanılgılardan biridir. Devrim deyince (Ki biz inkılapçılığa alıştırılmış bir nesiliz ne de olsa) akla din düşmanlığı ile damgalanmış sosyalizm gelir hemen. Ve kimilerine göre devrimcilik dinsizlikle yaftalanır böylece.
Öncelikle, her sosyalist dinsiz olmak zorunda olmadığı gibi, devrimcilikten nasibi almamış sosyalistleri dahi görebiliriz ülkemizde.
Ama şu kesindir ki, devrimcilik laiklik temeline oturmuş bir fikirdir. Laik olmayan insan devrimci olamaz. Olduğunu iddia etse de, o devrimci değil, olsa olsa karşıdevrimcidir.
Devrimciliğin dinle değil, dinciyle sorunu vardır. Dinini özel hayatında dilediği gibi yaşayan, inançlarının gereğini yerine getiren insanlarla devrimciler arasında bir çatışma olması söz konusu değildir; kaldı ki bu tip insanlar da devrimci olabilirler.
Ama dini, bireysel bir inanış biçimi olmaktan çıkarıp, sosyal hayatta bir ‘düzenleyici’, ‘kural koyucu’ haline getirmek isteyenler, din sayesinde toplum üzerinde egemenlik kurarak, toplumu bu kisve altında kendi dilediklerince yönetenler, devrimcilerle aynı safta olamazlar. Devrimcilerin bu gibi kimselere karşı sessiz kalması beklenemez.
Sonuç olarak; devrimcilerin dinsiz olduğu söylemi safsatadan ibarettir. Bir dine inanıp inanmamakla devrimciliğin ilgisi yoktur. Ayrıca devrimcinin sorunu dinle değil, dini toplumun ilerlemesinin önünü kesmek üzere bir sömürü aracı olarak kullanan dincilerledir.
Devrimcilik ve Muhafazakârlık
Bu iki tanım, günümüz Türkiye’sinde en ‘aldatmacalı’ kullanılan tanımlarıdır. Devrimcilik ve muhafazakârlık, esas itibariyle birbirinin zıddıdır. Sözlük anlamlarına bakacak olursak:
a) Devrimci: ‘Devrimi yapan ya da devrime bağlı olan34
Muhafazakâr: Bir şeyi değiştirmeden, olduğu gibi tutmak isteyen, eskiye bağlı, tutucu35
b) Devrimcilik: Genel olarak eski yaşama kurallarını değiştirip, yeni ve daha üstün bir yaşama şeklini kurmayı düşünme yolu 36
Muhafazakârlık: Tutuculuk 37
Türkiye Cumhuriyeti, özünde, bu iki kavram arasından devrimciliği kabul etmiştir. Kemalist Cumhuriyet, devrimci bir ideoloji ile kurulmuş ve devrimcilik, cumhuriyetin altı temel ilkesinden biri olarak belirlenmiştir. Demek ki, cumhuriyetin kaynağında, muhafazakârlığa yer bırakılmamış.
Zaten bu nedenle, muhafazakâr düşünceden yana olanların Kemalizm’e getirdikleri eleştirilere Anıl Çeçen şu şekilde değinir: ‘Geleneksel düşünceden yana olan muhafazakar yaklaşımlar ise Kemalizme daha farklı bir açıdan bakmışlardır. Kemalizmin köklü dönüşümü öngören, radikal devrimci tutumunu hoş karşılamayan bu yaklaşımlar, Kemalizmi bir yönünden çıkma, bir sapma olarak değerlendirmişlerdir.(…) Gelenekçilerin değerlendirmelerinden Kemalizm için yabancılaşma ve keyfi dayatmacılık tanımları geliştirilmiştir.’38
İki görüş arasındaki çatışma aslında olağandır; çünkü başta da belirttiğimiz gibi ikisi birbirine zıt değerlerdir. Örneğin Uğur Mumcu, bu iki zıtlığı Atatürkçülük temelinde şöyle değerlendirir: ‘Muhafazakârlık ve devrimcilik birbirleriyle çatışan kavramlardır; özetle biri diğerinin yadsımasıdır. Her iki oluşum, yaşamın her kesiminde bir savaşım içindedir.
Atatürk, tam anlamıyla Türkiye’ye özgü köklü bir devrimciydi. Muhafazakârlık ile Atatürkçülük, bu açıdan hiçbir zaman bir araya gelmez, gelemez. Muhafazakâr olan Atatürkçülük ile bağdaşamaz.’39
Değerlendirmemizi yapmadan önce bakın Atatürk, muhafazakârlığa dair neler söylüyor: ‘Tutuculuk mu? Asla! Sürekli değişim zorunluluğunda olan evrende bir şeyi korumak nasıl mümkün olur? Muhafazakârlar, o adamlar ki nehrin suyunu ellerinde tutmak isterler. Onların parmaklarında, bir parça çamurdan başka şey kalmaz. Tutucu değilim. Çünkü eskimiş ve kırılmış bir âlemi muhafaza edemem’40
Şimdiye kadar değindiklerimizden çıkardığımız sonuç şu: Devrimcilik ve muhafazakârlık birbirinin zıddıdır. Birinden yana olan, ötekini reddetmek zorundadır. Atatürk bu iki kavram arasında devrimciliği benimsemiş, muhafazakârlığı şiddetle reddetmiştir. Dahası Türkiye Cumhuriyeti de devrimcilik temelinde kurulmuş, bu anlayışı hedeflemiş bir ülkedir.
Buraya kadar her şey normal…
Dilerseniz bugüne gelelim. 2000’li yıllarda Türkiye’yi yöneten parti, örneğin Avrupa Birliği yolunda, Atatürk’ün hedeflerini gerçekleştirdiğini söylemekte, öte yandan devrimlerin bekçisi olduğunu ve ülkeyi Atatürk’ün izinde her gün daha da ileri taşıdığını söylemektedir.
Peki, bu parti kendini nasıl tanımlamaktadır?
Bizzat Başbakan R.Tayyip Erdoğan, birçok kez ‘muhafazakâr demokrat’ olduklarını dile getirmemiş midir?
Peki, o halde, muhafazakâr olmakla övünenler, Atatürk devrimciliğini nasıl sahiplenebilirler?
Sözlük anlamı olarak tutucu olanlar, yeni ve daha üstün yaşama biçimini kurduklarını söylediklerinde nasıl inandırıcı olurlar?
Bu kimseler bir seçim yapmak zorunda olduklarını aksi halde sözlerinin bir anlam ifade etmediğini bilmezler mi?
Ya muhafazakâr olursunuz, ya devrimci. Devrimci olursanız, Atatürk’ün yolunda ilerici adımlar attığınız (o da gerekli değerlendirmeler sonunda varılan kanıyla) inandırıcı olabilir. Ama muhafazakârsanız, Atatürk’ün deyimiyle, ‘nehrin suyunu ellerinizde tutmaya çalışırken’ bu ülkeyi nasıl ileri taşıyabilirsiniz?
Bugünün iktidarının, bu zıt kavramları bir arada kullanarak, herkese birden hoş görünme telaşı bana Atatürk’ün ‘Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın ismiyle ilgili söylediği şu sözleri hatırlatıyor:
‘Cumhuriyet kelimesini ağızlarına almaktan bile çekinenlerin, Cumhuriyet’i doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye ‘Cumhuriyet’ ve hem de ‘Terakkiperver (İlerici, y.n.) Cumhuriyet’ adını vermiş olmaları, nasıl ciddiye alınabilir ve ne dereceye kadar samimi sayılabilir.’41
İşte, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın ilerici cumhuriyetten yana olduğu ne kadar ciddiye alınabilir ve samimi sayılabilir ise; muhafazakâr demokratlığıyla övünen AKP’nin Kemalist Devrimcilik ilkesini savunduğu, bu ilkenin gereklerini yerine getirdiği de o kadar ciddiye alınır ve samimi sayılabilir.
Sonuç olarak, Türk gençliği, muhafazakârlık ve devrimcilik arasındaki kesin farkları ayırt etmeli ve Atatürk’ün yolunda yürümek için, muhafazakârları ellerinde nehrin çamuruyla bırakarak devrimcilik saflarında yerlerini almalıdırlar.
Sonuç
Kemalist devrimcilik ilkesine dair verdiğimiz bu bilgiler konunun anlaşılması bakımından yeterlidir. Ancak bu bölümü sonlandırmadan önce şunları da söylemeliyiz: 1945’ten sonra, devrim anlayışında büyük bir değişim gerçekleşmiş, Mustafa Kemal’in Türk Halkı’na kazandırdığı ilerici, devrimci yön tam tersine çevrilmiştir. Bu süreç karşıdevrim sürecidir. O yıldan bugüne dek, Atatürk devrimleri tahrip edilmiş, iyi devrim-kötü devrim ayrımı yapılmış öte yandan devrimcilik adı altında hiç de halkın yararına olmayan, bu toplumu ileri götürmekten uzak eylemlere girişilmiştir.
Bugüne bakıldığında adına ikinci cumhuriyetçi cephe diyebileceğiz, liberal-şeriatçı ve hatta solunu bilmeyen solcu dayanışmasının buluşma noktası olan fikir hareketi, bu karşıdevrimin baş aktörü olarak ortaya çıkmaktadır.
Atatürk devrimlerini koruduğunu haykırmasının yanında, aslında hiç de bu şekilde davranmayan muhafazakâr iktidarlar da ülkenin devrimci özünün yok edilme çalışmasında pay sahibidirler.
Bu geniş cepheyi, daha da çoğaltabiliriz, ancak düşünmemiz gereken şudur: 2007 yılında devrimciliğin gereği nedir?
Batı uydusu olarak, Avrupa Birliği’ne tek yanlı bağlanmak mı?
Liberalizm adı altında gelir adaletsizliği ile yoksulu daha yoksul kılmak mı?
Özelleştirme telaşıyla toplumsal önem taşıyan kurumların kontrolünü yabancılara teslim etmek mi?
İmamdan öğretmen, vali vs. yaratmaya çalışmak mı?
Üniversitelere türbanla girilmesini savunmak mı?
Etnik milliyetçiliği demokratikleşme çabası olarak halka sunmak mı?
Devrimciliğin gereği bunlar olabilir mi? Tüm bunlar açık ve net gerici eylemlerdir; bu toplumun zararına, toplumu ileri götürmekten, refaha kavuşturmaktan yoksun akıl ve bilim dışı çabalardır.
Ama bugünün Türkiye’sinde yönetici kademeler tüm bunlarla övünmekte, yukarda saydığımız eylemleri çok büyük bir atılımmış gibi halka anlatmaya çalışmaktadır.
Bu karşıdevrimin geldiği son noktadır.
O halde gençlik olarak, gerekirse her şeye en baştan başlamamız gerekiyor demektir. Önce Mustafa Kemal devrimlerini korumalı, yıllar sonra hala yoğun olarak hedef oldukları saldırıları püskürtmeli; ardından gerçekten bu halkın yararına olacak, onu daha iyi bir hayat seviyesine, daha ileri bir anlayışa taşıyacak devrimleri; çağın gereği neyse akıl ve bilim öncülüğünde ortaya koymak üzere çalışmaya başlamalıyız. Tıpkı Mustafa Kemal’in gösterdiği kararlılıkla ve bu kararlılık karşısında yer alacak gerici güçlere direnerek.
Çünkü ancak o zaman yanıltmamış oluruz Atatürk’ü; ne demişti hatırlayın:
‘Devrimin yasası, eldeki yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki akımı bozmadıkça başladığımız devrim ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır.’42
Birileri bu sözü unutabilir ama gençlik unutmamalıdır…
‘Türk çocukları yürüdünüz, yürüyorsunuz, yürüyünüz! Yaptığınız hamleler sizi yüksek ülküye ulaştırmak içindir. Durmayın, yürüyün!’
Mustafa Kemal ATATÜRK
Kaynakça
1. Metin Aydoğan, Ülkeye Adanmış Bir Yaşam(2) Atatürk ve Türk Devrimi, Umay Yayınları, 1. Basım, İzmir, 2006, s: 397
2. T.D.K. Türkçe Sözlük, Bilgi Basımevi, 6. Basım, Ankara, 1974, s: 220
3. Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak, Cumhuriyet Kitapları, 1998, s: 76
4. Mustafa Baydar, Atatürk Diyor ki, Varlık Yayınları, , İstanbul, 1981, s:96,97
5. Orhan Koloğlu, Mazlum Milletler Devrimleri ve Türk Devrimi, Kaynak Yayınları, 2. Basım, 2004, s: 10
6. Tütengil, Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak, s:75
7. Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi 3, İstanbul Matbaası, 1974, s: 1341
8. Metin Aydoğan, Türkiye Üzerine Notlar 1923-2005, Umay yayınları, 6. Baskı, 2005, İzmir, s: 22
9. Prof. Dr. Ahmet Mumcu, Atatürkçülükte Temel İlkeler, İnkılap Kitabevi, 2000, s: 31
10. Ord. Prof. Enver Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler, ODTÜ Yayıncılık, 23. Basım, s: 61,62
11. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt 6, s: 32
12. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt 14, s:398
13. Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi 3, s: 1299
13. Türk Devrim Tarihi, Atatürk Eğitim Enstitüsü Öğretim Üyeleri, Dilek Matbaası, İstanbul, 1977, s: 186,189
14. Paul Dumont, Mustafa Kemal, Remzi Kitabevi, 4. Basım, 2005, s: 152
15. Ahmet Taner Kışlalı, Kemalizm Laiklik ve Demokrasi, İmge Kitabevi, 7. Baskı, 2001, s: 60,61
16. Suna Kili, Atatürk Devrimi Bir Çağdaşlaşma Modeli, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 8. Basım, 2003, s: 305
17. Kili, Atatürk Devrimi Bir Çağdaşlaşma Modeli, s:307
18. Prof. Dr. Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, Kırlangıç Yayınları, 5. Baskı, Ankara, 2004, s: 210
19. Sami N. Özerdim, Atatürkçünün Elkitabı, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1981, s: 109
20. Ahmet Taner Kışlalı, Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği, İmge Kitabevi, 15. Baskı, 2006, s: 73
21. Attila İlhan, Hangi Atatürk, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, 2004, İstanbul, s: 80
22. Aydoğan, Atatürk ve Türk Devrimi, s:396
23. Aydoğan, Atatürk ve Türk Devrimi, s:396
24. Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Batılılaşma Hareketleri II, Cumhuriyet Kitapları, 1999, s: 22
25. Mustafa Baydar, Atatürk Diyor ki, Varlık Yayınları, İstanbul, 1981, s: 91
26. Özerdim, Atatürkçünün Elkitabı, s: 111
27. Baydar, Atatürk Diyor ki, s: 83
28. Tütengil, Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak, s: 71
29. Cihat İmer, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten Seçme Sözler, Remzi Kitabevi, 1981, s: 90
30. İmer, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten Seçme Sözler, s: 84
31. Andrew Mango, Atatürk Modern Türkiye’nin Kurucusu, Remzi Kitabevi, 3. Basım, 2004, s: 433
32. Niyazi Berkes, 200 Yıldır Neden Bocalıyoruz 2, Cumhuriyet Kitapları, 1997, s: 18,19
33. T.D.K. Türkçe Sözlük, s: 220
34. T.D.K. Türkçe Sözlük, s: 579
35. T.D.K. Türkçe Sözlük, s:220
36. T.D.K. Türkçe Sözlük, s: 579
37. Anıl Çeçen, Kemalizm, Fark Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 2006, s: 115
38. Uğur Mumcu, Uyan Gazi Kemal, um:ag Vakfı Yayınları, 3. Baskı, Ankara, 2004, s: 234
39. Metin Aydoğan, Türkiye Üzerine Notlar 1923-2005, s: 44
40. Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi, 2002, s: 601
41. Özerdim, Atatürkçünün Elkitabı, s:112
Okunma sayısı: 162
Sayfayı Yazdır
» Türkçe'yi düzgün bir şekilde kullanmaya,
» Kişi ve kurumlara hakaret içeren iletiler göndermemeye,
» Öfkeli ve tehditkar yorumlarda bulunmamaya,
Dikkat ediniz. Bu kurallara uymayan tüm yorumlar silinecektir.


