<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kemalist Gençler &#187; Mustafa Kemal Atatürk</title>
	<atom:link href="http://www.kemalistgencler.com/kategori/mustafa-kemal-ataturk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kemalistgencler.com</link>
	<description>Kemalist</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 14:54:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kaderimizi Tayin Eden Adam</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/kaderimizi-tayin-eden-adam</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/kaderimizi-tayin-eden-adam#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2011 12:32:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[gazi mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[tayin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=4752</guid>
		<description><![CDATA[<img alt="" src="http://www.hakimiyetimilliye.org/thumbnail.php?file=1ATATURK/ata_140243948.jpg&#038;size=article_medium" title="Kaderimizi Tayin Eden Adam - Altemur KILIÇ" class="alignleft" width="250" height="200" />Gazi Mustafa Kemal Atatürk öleli 73 yıl olmuş. Onun “altın yıllarını” yaşamış bizler hiç ölmeyeceğine inanırdık... Ağır hastalığı ve o sıra yayınlanan sağlık raporları mukadder sonun habercisi olmuştu; ama gene “O ölmez” diyorduk. 

Öldüğünü 10 Kasım 1938 sabahı Robert Kolej’in yemekhanesinde, Musevi bir arkadaşımızın “Babamız öldü” diye hıçkırarak ağlamasıyla öğrendik. Hepimiz babasız kalmıştık!.. Artık her şey Türkler için de, bütün dünya için de eskisi gibi olmayacaktı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" alt="" src="http://www.hakimiyetimilliye.org/thumbnail.php?file=1ATATURK/ata_140243948.jpg&#038;size=article_medium" title="Kaderimizi Tayin Eden Adam - Altemur KILIÇ" class="alignleft" width="289" height="212" />Gazi Mustafa Kemal Atatürk öleli 73 yıl olmuş. Onun “altın yıllarını” yaşamış bizler hiç ölmeyeceğine inanırdık&#8230; Ağır hastalığı ve o sıra yayınlanan sağlık raporları mukadder sonun habercisi olmuştu; ama gene “O ölmez” diyorduk. </p>
<p><span id="more-4752"></span></p>
<p>Öldüğünü 10 Kasım 1938 sabahı Robert Kolej’in yemekhanesinde, Musevi bir arkadaşımızın “Babamız öldü” diye hıçkırarak ağlamasıyla öğrendik. Hepimiz babasız kalmıştık!.. Artık her şey Türkler için de, bütün dünya için de eskisi gibi olmayacaktı. Atatürk’ün ölümüyle sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada bir devir kapanmıştı.</p>
<p>Ailemiz için de artık başka bir dönem başlıyordu. O gün, anam Koleje beni teselliye geldi. Birbirimize sarılarak yarıya indirilmiş bayrağımıza bakarak ağladık. Anam da Ankara’da Mustafa Kemal’in çevresinde bulunmuştu; ama asıl, babam Kılıç Ali, Ona,1919’da Sivas’da katıldıktan sonra 10 Kasım 1938 sabahına kadar ailesini, çocuklarını ihmal etmek pahasına, yanından ayrılmamış, canını siper etmişti. Tıpkı kardeş çocuğu, Yaveri Muzaffer gibi. Ben Atatürk’ü ve Atatürk sevmeyi babamdan ve amcamdan öğrendim; âdeta bir aieleydik&#8230; Babam aile sorunlarında onun tavsiyelerini dinler, Atatürk de bizim okul durumlarımızla yakından ilgilenirdi. </p>
<p>Babam da, amcam da Atatürk öldükten sonra eskisi gibi olamadılar; yıllarca yasını tuttular. Babam her 10 Kasım’da Atatürk’ün son anlarını, “Saat kaç?” sorusuna cevap vermesini ve son defa ellerini tutuşunu yaşadı!</p>
<p>***</p>
<p>Evet ben Mustafa Kemal ile doğdum. Çocukluğum onun altın yıllarında, gençliğim de onun son yılında geçti&#8230; Onu yakından görmüş olmak, “Gel buraya çocuk” veya “Demir” diye yanına çağrdıktan sonra ekseriya tarihten imtihan etmesi ve güreştirmesi hayatta mazhar olduğum en büyük hatıralar ve mutluluklardır! Ama, sadece ben değil, bizim artık nesli tükenmekte olan Atatürk döneminde yaşamış olanlar!’</p>
<p>***</p>
<p>Ben bugün Atatürk konusunda bazıları gibi beylik ve âdet yerini bulsun diye konuşacak-yazacak değilim. Onun büyüklüğünü anlatmaya gücüm yetmez. Framsız yazarı Benoit Michele’in dediği gibi: Atatürk’ün yaptıklarının bir tanesi başaran, Dünya çapında “Büyük” olurdu.<br />
Ve Amerikalı gazeteci Cleremce Kç Sterit’in dediği gibi Atatürk “Türklerin kaderini tayin etti&#8230; Mâkûs talihimizi yendi.” </p>
<p>***</p>
<p>Fakat Atatürk’ü hiç sevmedikleri, özümsemedikleri halde, bu sabah Anıtkabir’inde, Onun huzurunda “sap gibi” duranların içlerinden ne geçirdiklerini çok iyi biliyorum&#8230; Cunhuriyetini, Anıtkabir’i kabiri ile birlikte nasıl yıkarız diye tasarılar yapıyorlardır!..</p>
<p>***</p>
<p>Atatürk öldükten sonra uzun süre matem tuttuk; matemı uzun sürdü. Her 10 Kasım’da çoğu yasak savma kabilinden beylik sözler söylendi; yazıldı&#8230;.Ama artık matem bitti.. Artık Atatürk yaşadı diye bayram etmemizin zamanı&#8230;<br />
Fakat bayram etmeyecekler de var. O: onlar şimdi kıyısından köşesinden Atatürk’ü ve eserlerini yıkmaya çalışıyorlar&#8230; Yıllar geçtikçe sayıları artacak, neler söyleyecekler ve yazacaklar?..<br />
Hatta belki de 10 Kasım sabahları saat dokuzu beş geçe sirenler çalmayacak&#8230; Fakat her halde millet onu unutmayacak&#8230;<br />
Atatürkçüler, Cumhuriyeti emanet ettiği gençler; bugün Ona ve eserlerine sahip çıkmalı; antlarını tekrarlamalıdırlar. Ben inanırım ki, Atatürk Türkiye için parlayan bir yıldızdı&#8230; O yıldızı ve ateşini söndürmeyin&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Atatürk’ün her alanda ve her konuda vecizeleri var&#8230; Ama bence ikisi önde gelir: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”. “Milletimizi çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız” ve “Ne mutlu Türküm diyene”&#8230;<br />
Onunla konuşan Amerıkalı gazeteci Dorothy Thomson bana ve rahmetli Abdi İpekçi’ye anlatmıştı: Mustafa Kemal’e sormuş: “Size diktatör” diyorlar; doğru mu?..  Mustafa Kemal gülümsemiş: “Madam, demiş, ben diktatör olsaydım siz bana bu soruyu sorabilir miydiniz?..” Ama hemen devam etmiş: “Evet ben bir diktatörüm; milletime çağdaşlığı dikte ediyorum&#8230;” </p>
<p>***</p>
<p>Bu yazı belki de benim son “10 Kasım” yazımdır. Evet Mustafa Kemal ile doğdum, Atatürk ile büyüdüm ve yaşadım. Onunla ölmek isterim. Fakat Namık Kemal’in dediği gibi: “Ölürsem görmeden millette ümmid ettiğim feyzi/Yazılsın seng-i kabrime vatan mahzun, ben mahzun”</p>
<p><strong>Altemur KILIÇ</strong></p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kaderimizi-tayin-eden-adam" title="mustafa kemal atatürk">mustafa kemal atatürk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kaderimizi-tayin-eden-adam" title="atatürk resimleri">atatürk resimleri</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kaderimizi-tayin-eden-adam" title="atatürk">atatürk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kaderimizi-tayin-eden-adam" title="mustafa kemal atatürk ilginç fotoğraflar">mustafa kemal atatürk ilginç fotoğraflar</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kaderimizi-tayin-eden-adam" title="mustafa kemal atatürk ilginç olaylar">mustafa kemal atatürk ilginç olaylar</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ata-diktator-olsa-bunlari-yapar-miydi" title="Ata, Diktatör Olsa Bunları Yapar Mıydı?">Ata, Diktatör Olsa Bunları Yapar Mıydı?</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/yol-gostericimiz-mustafa-kemal" title="Yol Göstericimiz: Mustafa Kemal">Yol Göstericimiz: Mustafa Kemal</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-21-yuzyilda-da-kazanacak" title="Atatürk 21. Yüzyılda da Kazanacak">Atatürk 21. Yüzyılda da Kazanacak</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/turk-halki-atasina-kostu" title="Türk halkı Ata&#8217;sına koştu">Türk halkı Ata&#8217;sına koştu</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturke-saldirmak-cumhuriyete-saldirmak-demektir" title="Atatürk&#8217;e Saldırmak, Cumhuriyet&#8217;e Saldırmak Demektir!">Atatürk&#8217;e Saldırmak, Cumhuriyet&#8217;e Saldırmak Demektir!</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/kaderimizi-tayin-eden-adam/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk’ün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Yatırımları</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-dogu-ve-guneydogu-anadoludaki-yatirimlari</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-dogu-ve-guneydogu-anadoludaki-yatirimlari#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Aug 2011 09:46:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[doğu]]></category>
		<category><![CDATA[feodalizm]]></category>
		<category><![CDATA[güneydoğu]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=4376</guid>
		<description><![CDATA[<img class="alignleft" src="http://www.hakimiyetimilliye.org/thumbnail.php?file=1ATATURK/ataturk_7_091_243613594.jpg&#38;size=article_medium" alt="Tunceli Pertek’te Singeç Köprüsü’nün açılış töreninde (17 Kasım 1937) "   width="250" height="200" />Atatürk, “çağdaş” bir Türkiye yaratmak istemiştir; hurafeler yerine “akıl” ve “bilimin” egemen olduğu, “kulluktan” kurtulup “birey” olan insanların “özgür iradeleriyle” kendi kendilerini yönettiği,  eğitim seviyesi yüksek, herkesin birlikte çalışıp, birlikte üretip, birlikte bölüştüğü,“eşitlikçi” ve “tam bağımsız” bir Türkiye yaratmak istemiştir.

Atatürk, böyle bir Türkiye yaratırken, öncelikle Türkiye’deki Ortaçağ kalıntısı “kemikleşmiş” feodal yapıyı kırmakla işe başlamıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" src="http://www.hakimiyetimilliye.org/thumbnail.php?file=1ATATURK/ataturk_7_091_243613594.jpg&amp;size=article_medium" alt="Tunceli Pertek’te Singeç Köprüsü’nün açılış töreninde (17 Kasım 1937) " /><br />
Tunceli Pertek’te Singeç Köprüsü’nün açılış töreninde (17 Kasım 1937)</div>
<p><span id="more-4376"></span></p>
<p>Atatürk, “çağdaş” bir Türkiye yaratmak istemiştir; hurafeler yerine “akıl” ve “bilimin” egemen olduğu, “kulluktan” kurtulup “birey” olan insanların “özgür iradeleriyle” kendi kendilerini yönettiği,  eğitim seviyesi yüksek, herkesin birlikte çalışıp, birlikte üretip, birlikte bölüştüğü,“eşitlikçi” ve “tam bağımsız” bir Türkiye yaratmak istemiştir.</p>
<p>Atatürk, böyle bir Türkiye yaratırken, öncelikle Türkiye’deki Ortaçağ kalıntısı “kemikleşmiş” <strong>feodal yapıyı</strong> kırmakla işe başlamıştır.</p>
<p>Ancak, “tarikat” ve “cemaat” yapısı içinde kimliğini ve kişiliğini kaybetmiş, kaderini ağaya, şeyhe ve şıha bırakmış, ekonomik özgürlüğü olmayan, okuma yazma bilmeyen, dinle kandırılmış, emperyalist oyunlarla kışkırtılmış Kürt vatandaşları, 500 yıllık “feodalist” ve “emperyalist” kıskaçtan bir anda çekip almak çok da kolay olmamıştır.</p>
<p>Yüzlerce yıllık alışkanlıklar ve çıkarlar, genç Cumhuriyetin karşısına “dev bir hayalet” gibi dikilmiştir.</p>
<p>Atatürk, “Kürt sorununu” besleyen Doğu’daki “feodal yapıyı” kırmak için herşeyden önce “toprak ağası” durumundaki “aşiret reislerinin” topraklarını ellerinden alarak yoksul köylüye dağıtmanın, yani <strong>“toprak reformu</strong>”nun hesaplarını yapmıştır.</p>
<p>Bu amaçla, <strong>1934 yılında İskan Kanunu</strong> çıkarılmıştır.[1] Bu kanuna göre yoksul ve topraksız köylüye toprak dağıtılacaktır.[2] Kanunun 10. maddesine göre<strong>“Aşiret reisliği, beyliği, ağalığı ve şeyhliği” </strong>kaldırılmıştır. Kanun<strong>, “Aşiretlerin şahsiyetlerine veya onlara gönderme yaparak, reis, bey, ağa ve şeyhlere ait olarak tanınmış, kayıtlı ve kayıtsız bütün taşınmazların teminatsız kamulaştırılıp, göçmenlere, mültecilere, naklolunanlara, topraksız veya az topraklı yerli çiftçilere dağıtılıp tapuya bağlanmasını” </strong>öngörmüştür. [3]</p>
<p>1935 yılında toplanan (9-16 Mayıs) <strong>CHP 4. Büyük Kurultayı’nda</strong> ilk kez <strong>Toprak Reformu’na</strong> yer verilmiştir.[4] 14 Mayıs 1935 tarihinde kabul edilen CHP Programı’nın 34. maddesi şöyledir:“Her Türk çiftçisini yeter toprak sahibi etmek partimizin ana gayelerinden biridir. Topraksız çiftçiye toprak dağıtmak için özgü istimlak kanunları çıkarmak lüzumludur.”[5]</p>
<p>1935 ve 1937’de İçişleri, Sağlık ve Tarım Bakanlıkları Toprak Kanunları hazırlamıştır.[6]</p>
<p>1935’te <strong>Vakıflar Kanunu</strong> çıkarılmıştır. Bu kanunla Vakıf toprakları eylemli olarak tasfiye dilmiş, böylece feodal, dinsel kurumların temelini oluşturan büyük vakıf toprakları devlet mülkiyetine alınıp satış yoluyla özelleştirilmiştir. Ancak bu toprakların varlıklı alilerin eline geçmesi istenilen sonucu vermemiştir.[7]</p>
<p>1937’de kamulaştırma ve toprak dağıtımı için <strong>Anayasa  değişikliği</strong> yapılmıştır.13 Şubat 1937’de Anayasa’nın 74. maddesine şu fıkra eklenmiştir:</p>
<p><strong>“Çiftçiyi toprak sahibi yapmak ve ormanları devlet tarafından idare etmek için istimlak olunacak arazi ve ormanların istimlak bedelleri ve bu bedellerin ödenmesi sureti özel kanunlarla tayin edilir.” </strong>[8]</p>
<p>Sonuçta, <strong>1934-1938 arasında toplam 90 bin civarında aileye 3 milyon dönüm kadar toprak dağıtılmıştır.[9]  Genç Cumhuriyet 1923-1938 arasında toplam, 246.431 aileye toplam 9. 983.750 dekar toprak dağıtmıştır.</strong></p>
<p>Ancak, Atatürk’ün ve genç Cumhuriyetin bütün iyi niyetli çabalarına karşın ortaya çıkan bu tablo yetersizdir.  Her şeye rağmen  feodalizim canavarı Cumhuriyete meydan okurcasına halkın kanını emmeye devam etmiştir.</p>
<p>Atatürk, Kürtleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin “eşit yurttaşları” yapmak için kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal birçok adım atmıştır.</p>
<p>Bu adımlara geçmeden önce 1920’lerde ve 1930’larda bölgenin temel özelliklerine bakmak yerinde olacaktır.</p>
<p>İşte o günlerin Güneydoğusu:</p>
<p><strong>«     Bölgenin imkânsızlıklarından dolayı, bölgeye yöneticiler ve memurlar gitmemektedir.</strong></p>
<p><strong>«     Bölge halkı hükümet ile eşkıya arasında sıkışıp kalmış ve iki taraflı “korku psikolojisi” içine girmiştir. Köylü hükümete, eşkıya hakkında bilgi verince, eşkıyanın baskını ile karşılaşmaktadır.</strong></p>
<p><strong>«     Bölgede sıkça isyan çıkmaktadır.</strong></p>
<p><strong>«     Bölgede dikkate değer esnaf, tüccar ve sanat erbabı yoktur. Bu durum halkı mağdur etmektedir.</strong></p>
<p><strong>«     Yol durumu çok kötüdür.</strong></p>
<p><strong>«     Okuma yazma oranı çok düşüktür.</strong></p>
<p><strong>«     Tabiat şartlan çok zordur. Bölgenin bazı illerinde kış, 8 ay sirmekte ve yollar ulaşıma kapanmaktadır.</strong></p>
<p><strong>«     Erzurum sathı 1900, Van gölü sathı 1720 m. irtifadadır. Böyle olunca ürünler şehirlere gidemediği için köylünün  elinde kalarak çürümektedir.</strong></p>
<p><strong>«     Topraklar, toprak ağalarının elindedir, köylü ağaların hizmetkarı durumundadır.</strong></p>
<p>Cumhuriyet tarihi yalancılarının sıkça dile getirdikleri, <strong>“Atatürk döneminde genç Cumhuriyetin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yatırım yapmadığı!” </strong>tezi doğu değildir. Sürekli isyanlarla çalkalanan, dolayısıyla sürekli “asayiş sorunlarının” yaşandığı, coğrafi ve toplumsal yapıdan kaynaklanan zorlukların geçit vermediği bir bölgeye yatırım yapmanın güçlüğüne karşın, genç Cumhuriyetin yine de en çok yatırım yaptığı bölgelerden biri Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olmuştur. Nitekim, aynı dönemde ülkenin diğer bölgelerinde asayiş problemi yaşanmamasına karşın, Doğu illeri ortalamalarının altında kamu harcaması almış iller vardır.[10] Bu nedenle o dönemdeki göreceli “yatırım azlığını”, “Genç Cumhuryet doğuya yatırım yapmadı!” yalanıyla değil de, ülkenin genel ekonomik koşullarıyla açıklamak daha doğru olacaktır.[11]</p>
<p>Ayrıca bölgedeki isyanlar, ülke ekonomisine ciddi yükler getirmiştir. <strong>İngiliz The Times gazetesine göre Türkiye’nin sadece Şeyh Sait İsyanı’ndaki kaybı 20 milyon Paund’dur. </strong>Buna rağmen, genç Cumhuriyet, bölgenin asayişini sağlamak ve bayındırlık hizmetleri götürmek için, uzun yıllar boyunca bölgeye “özel ve olağanüstü” ödenekler aktarmıştır.[12] Hatta<strong> “Tunceli” adında yeni bir il</strong> bile kurmuştur.[13] Bu ilin kurulmasına ilişkin yasa teklifi, dönemin İçişleri Bakanı tarafından <strong>“&#8230;Cumhuriyet devri memleketin esaslı ihtiyaçlarını temin ederek asıl hastalığı tedavi etmek şiarı olduğu için, burada da medeni usullerle bir tedbir düşünüldü. Ve bu program ile memleketin her yerinde olduğu gibi buraların da Cumhuriyetin feyizlerinden istifade etmesini gözetti”</strong> denilerek Meclis’e sunulmuştur.[14] Özakıncı’nın deyişiyle, Dersim&#8217;i yeniden yapılandırmayı amaçlayan <strong>25 Aralık 1935 tarihli &#8220;Tunceli Vilayeti&#8217;nin İdaresi Hakkında Kanun&#8221;la,“Cumhuriyet, aşiretlerin Dersim’ini, insan ve yurttaş haklarının Tunçeli’ne dönüştürmek”</strong> istemiştir.[15]</p>
<p>“Cumhuriyet, aşiretlerin ‘Dersim’ini, insan ve yurttaş haklarının ‘Tunç Eli’ne dönüştürmek üzere; <strong>yöreyi köprüler, yollar, okullar, hastahaneler, sinemalar, tiyatrolar, halk evleri, bankalar, ziraat kurumlan, hükümet binaları, adliye örgütü, karakol ve kışlalarla</strong> donatmaya başladı. Başka yöreden işçi getirilip çalıştırılması yasaktı. Bütün yapılar dolgun bir gündelik verilerek yöredeki aşiret üyelerine yaptırılacak; aşiret üyesi, reisinden bağımsız bir birey olarak çalışıp emeğinin karşılığını para olarak alacak; yüzyıllar boyu yalnızca kendi ailesinin yaşamı için gerekli şeyleri tüketebileceği kadar üreten, bundan fazla üretim yapmadığı için pazara götürüp satacak bir varlığı bulunmayan, dolayısıyla özel mülk nedir, parasal birikim nedir, mülkiyet özgürlüğü nedir tatmamış olan aşiret üyelerinin ceplerine para girecek;<strong> aşiretten bağımsız kendisine özel birikim yapmayı ve kendi birikimini dilediği gibi kullanmayı öğrenen aşiret üyeleri böylelikle aşiret düzeninden uzaklaşıp, insan ve yurttaş haklarına adım atacaktı.</strong></p>
<p>Aşiretler Dersim&#8217;inin, özgür birey yurttaşlar Cumhuriyet&#8217;inin &#8220;Tunç Eli&#8221;ne dönüştürülmesi, tasarının biricik amacıydı. Çalışmalar coşkuyla sürüyor, yapımı bitirilen bir köprünün <strong>ATATÜRK</strong> tarafından açılacağı söyleniyordu. Fakat öyle olmadı. O günleri yaşayan <strong>İhsan Sabri Çağlayangil </strong>anılarında o günleri:</p>
<p>‘<strong>Atatürk Singeç Köprüsü&#8217;nü açmaya gidecek.</strong> O tarihte Seyit Rıza Dersim&#8217;in lideri. Devlet, Fırat üzerine bir köprü yapmış. Köprünün başında da bir karakol.<strong>Karakolda 33 askerimiz, başlarında İsmail Hakkı adında bir yedek teğmen var. Köprüye Dersimliler saldırı düzenliyor. Karakol yakılıyor ve 33 askerimiz şehit oluyor. </strong>İşte bu olay isyanın başlamasıdır. Atatürk olayla ilgileniyor ve kesin talimat veriyor: <strong>‘Bu meseleyi kökünden hallediniz’</strong> diye anlatmıştır.”[16]</p>
<p><strong>İşte Atatürk Cumhuriyeti’nin Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bazı yatırımları[17]:</strong></p>
<p><strong>«     1924’te Diyarbakır-Ergani Madeni devletleştirilerek işletmeye açılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1925’te -köylüyü ezen- Aşar Vergisi kaldırılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1925’te 3 milyon lira sermaye ve %50 nispetinde Alman sermayesiyle “Ergani Bakırı Türk Anonim Şirketi” kurulmuştur.[18]</strong></p>
<p><strong>«     1925’te tütün rejisi yabancılardan alınmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1929’da Elazığ’da “Elaziz İpek Mensucat Türk Anonim Şirketi”nin” kurulmasına karar verilmiştir.[19]</strong></p>
<p><strong>«     1929’da “Yol ve Köprüler Yapımına İlişkin Kanun” çıkarılarak Güneydoğu Anadolu’da pek çok yol ve köprü inşa edilmiştir.</strong></p>
<p><strong>«     1932’de Ankara’da Birinci Tütün Kongresi toplanmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1934’te Diyarbakır-Siirt yolunda Pasur köprüsü açılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1934’te Fevzipaşa-Diyarbakır demiryolu tamamlanmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1934’te Elazığ’a demiryolu ulaşmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1934’te Yolçatı-Elazığ demiryolu işletmeye açılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1934’te Siirt’te 7 yeni cadde ve 21.384 metre yeni kaldırım yapılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1934’te Elazığ’ın Maden ilçesi Alacakaya (Guleman) krom sahası “Şark Kromları İşletmesi” idaresinde 1936’dan itibaren işletilmiştir.<br />
«     1935’te Adıyaman Göksün köprüsü açılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1935’te Munzur suyu köprüsü açılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1935’te Van gölü işletmeye açılmıştır.[20]</strong></p>
<p><strong>«     1935’te Keban maden köprüsü açılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1936’da Erzurum’da Kız Sanat Okulu açılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1936’da Erzurum-Sivas demiryolu hattının temeli atılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1936’da Yazıhan-Hekimhan demiryolu işletmeye açılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1936’da Malatya’da Sigara Fabrikası kurulmuştur.[21]</strong></p>
<p><strong>«     1936’da Bitlis’te Sigara Fabrikası kurulmuştur.</strong></p>
<p><strong>«     1937’de Malatya Bez Fabrikası’nın temeli atılmıştır.[22]</strong></p>
<p><strong>«     1937’de Hekimhan-Çetin demiryolu işletmeye açılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1937’de Islahiye deniryolu işletmeye açılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1937’de Atatürk Tunceli’de Singeç körüsünü açmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1937’de Diyarbakır- Cizre demiryolunun temeli atılmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1938’de Ankara-Erzurum demiryolu Erzincan’a ulaşmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1938’de Sivas Çimento Fabrikası’nın yapmına başlanmıştır.[23]</strong></p>
<p><strong>«     1938’de Erzurum’da 900.000 TL.lık bir imar çalışmasıyla ilçeler dahil 30 ilkokul, sinema şehir elektriği vs. yatırımlar gerçekleştirilmiştir.</strong></p>
<p><strong>«     1938’de Erzurum’da Ilıca nahiyesinde posta ve telgraf merkezleri açılmış, 14 derslikli ilkokul binası ihale edilmiş, gazino ve lokantası olan bir otel de planlamaya alınmıştır.</strong></p>
<p><strong>«     1938’de Erzurum’da Doğu Kültür Kongresi açılmıştır.</strong></p>
<p>Atatürk’ün genç Cumhuriyeti, Türkiye’de görülen <strong>“trahom hastalığıyla mücadele</strong>” konusunda<strong> Güneydoğu Anadolu’da</strong> büyük bir çalışma başlatmıştır. Adana, Gaziantep, Malatya, Urfa ve Maraş’taki mücadele sırasında toplam <strong>120 yataklı trahom hastaneleri </strong>kurulmuş ve yalnızca 1934 yılında müracaat eden 87.000 kişiden 2215’i tedavi, 4318’i ameliyat edilmiştir.[24]</p>
<p><strong>Fethi Okyar</strong> Hükümeti’nin önemli hedeflerinden biri Doğu Anadolu’da “dokuma sanayine” hız kazandırmaktır. Hükümet programında, bölgede <strong>10.000 iğlik bir iplik fabrikası kurma</strong> hedefinden söz edilmiştir.[25]</p>
<p>Atatürk, 1937’de <strong>Celal Bayar</strong> başkanlığındaki hükümete <strong>“en kısa yoldan, en ileri ve en refahlı Türkiye idealine ulaşmak”</strong> için yeni ekonomik hedefler göstermiştir. Bu hedefler doğrultusunda hazırlanan Celal Bayar’ın <strong>üç yıllık maden işletme</strong> ve <strong>dört yıllık sanayileşme planlanı</strong>,[26] kamuoyunda büyük heyecan yaratmıştır.[27] Bayar’ın sanayileşme planında, <strong>Doğu Anadolu’yu doğrudan etkileyecek Trabzon limanı ile Sivas’ta çimento ve Motor fabrikaları, Iğdır pamuklarını işlemek için Erzurum’da iplik fabrikası kurulması da yer almıştır. Ayrıca programda öngörülen üç şeker fabrikasından ikisinin Doğu illerinde inşası planlanmıştır.</strong>[28]</p>
<p>Erzurum’da kurulacak iplik fabrikası için gereken elektrik enerjisinin <strong>Tortum şelalesinden elde edilmesi için mühendisler grubuna incelemeler yaptırılmış </strong>ve buradan elde edilecek enerjiyle<strong> “bütün Doğu’nun, bilhassa Erzurum’un mühim bir sanayi merkezi olması kabiliyetini kazanacağı” anlatılmıştır.[</strong>29]</p>
<p>Atatürk döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde 6.124 işyeri açılmıştır.[30]</p>
<p>Atatürk, 1930’larda Doğu’da bir “üniveriste kurma” talimatı vermiştir. Bu doğrultuda bugünkü <strong>Erzurum Atatürk Üniversitesi kurulmuştur.</strong>[31]</p>
<p>Rahmi Doğanay, <strong>“1930-1945 Dönemi Doğu Anadolu Bölgesinde Uygulanan Sanayi Politikaları” </strong>çalışmasının sonucunda, genç Cumhuriyetin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da birçok yatırım yaptığını doğrulamıştır:</p>
<p><strong>“Doğu Anadolu, Birinci Sanayi Planı çerçevesinde maden, dokuma ve sigara sanayi gibi birçok endüstriyel kuruluşa kavuşmuştur.</strong> Kaldı ki; bu dönem kalkınma ve sanayileşme hedefleri bölgesel gelişmeyi değil, bütün ülkenin topyekün gelişmesini hedeflemiştir. İkinci Sanayi Planı ise daha geniş kapsamlı olmakla birlikte uygulamada dünya ve Türkiye’nin olağanüstü şartları içinde daha etkisiz kalmıştır.(…)</p>
<p>İzmir İktisat Kongresi’nden itibaren ülkenin tümüyle bayındır ve mamur hale getirilmesi konusunda izlenen iktisadi politikalar hem devletin sorumluluk alması, hem de özel teşebbüsün yatırımlar için teşvik edilmesine yöneliktir. Birkaç kez çıkarılan Sanayii teşvik Kanunları da iktisadi gelişmeyi sağlamak amacını taşımaktadır. <strong>Birinci ve İkinci Beş yıllık Sanayi Planları da ülkenin her tarafı için olduğu kadar, Doğu Anadolu’da devlet ve özel teşebbüs yatırımlarının yaygınlaştırılması yönünde hedefler koymuş, Atatürk de yurt gezilerinde bölgenin özelliklerine göre yapılacak yatırımlar açısından görüşlerini beyan etmiştir. Ayrıca bu gezilerde yatırımları teşvik amacı da dikkate alınmıştır..</strong>”[32]</p>
<p>Ramazan Topdemir de,<strong> “Atatürk’ün Doğu-Güneydoğu Politkası ve GAP”</strong> adlı kitabında, Atatürk döneminde genç Cumhuriyetin ayrım yapmadan “yurdun her tarafını” kalkındırmak için çok büyük yatırmlar yaptığını, özellikle tarımla uğraşan köylüye büyük kolaylıklar sağladığını ifade etmiştir:</p>
<p>&#8220;Ülkenin en uzak köşelerinde bile halkın huzuru ve güvenliği öylesine sağlanmıştır ki bunu geçmişin en sakin dönemleriyle karşılaştırmak bile yersiz olur. Herkes güven içinde tarlasında çalışmakta ya da zanaatını yürüttüğü yerde işin başındadır. Bu insanlar çalışmalarının sonuçlarından yararlanabileceklerinden emin ve bunların ellerinden zorla alınamayacağının güveni içindedirler. Ekonomi, eğitim sosyal yardım konularında şimdiden somut sonuçlar alınmıştır. Daha önceden var olan tarım okullarına Bursa’da, Balıkesir’de İzmir’de, Adana’da, Erzincan’da beş yenisi eklenmiştir. Savaşın ve değişmelerin işlemez hale getirdiği Ziraat Bankası yeniden çalışır hale getirilmiş ve birçok yerde şubeler açılarak halkın yardımına koşulmuştur. Pek çok sığınak ve göçmen refahları yönünden uygun yerlere gönderilerek yerleştirilmiştir. Bu işin daha çok yürütülmesi için özel yardım bankaları kurulmak üzeredir.</p>
<p>Köylülere önemli düzeyde <strong>iki buçuk milyon liralık tarım aletleri </strong>dağıtılmıştır ve dağıtım sürdürülmektedir. Ayrıca köylülere tarım araç, gereçleri vermek gerektiğinde bunları onarmak amacıyla sermayesinin yüzde 70`ine katıldığımız bir şirketle anlaşma yapılmak üzeredir. Bu anlaşma çiftçileri çok memnun edecek ve onların yararına olacaktır.”</p>
<p>Atatürk’ün Güneydoğu Anadolu bölgesine yönelik en önemli projesi, Atatürk öldükten sonra hayata geçirilen <strong>GAP Projesi’</strong>dir. Tarihin en büyük dehalarından Atatürk,  <strong>&#8220;Buraya bir insanlık gölü inşa edelim&#8221; </strong>diyerek GAP’ın ilk adımını 1934 yılında atmıştır.[33] Atatürk’ün talimatıyla, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki mevcut su kaynaklarından elektrik elde edilmesi için 1936 yılında Elektirk İşleri Etüd İdaresi kurulmuştur. “İdare, ‘Keban Projesi’ ile yoğun etüdlere başlamış, Fırat Nehri&#8217;nin her açıdan tetkiki ve sonuçlarının tespiti için rasat istasyonları kurmuştur. 1938 yılında Keban boğazında jeolojik ve topoğrafik etüdlere başlanmıştır. 1950-1960 yılları arasında gerek Fırat gerekse Dicle üzerinde Elektrik İşleri Etüd İdaresi tarafından sondaj çalışmalarına ağırlık verilmiştir”[34].Böylece GAP’ın alt yapısı hazırlanmıştır.</p>
<p>Atatürk, Doğu’yu nasıl görmek istediğini; Diyarbakır, Malatya, Elazığ ve Tunceli gezisinde yanındaki Sabiha Gökçen’e şöyle ifade etmiştir:</p>
<p><strong>“İnsan ömrü yapılacak işlerin azameti karşısında çok cüce kalıyor Gökçen… Geçtiğimiz yerlerde fabrikaları görmek istiyorum, ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, elektirkle donanmış köyler, küçük, fakat canlıi tertemiz, sağlıklı insanların yaşayabileceği evler, büyük yemyeşil ormanlar görmek istiyorum.</strong></p>
<p><strong>Gürbüz çocukların, iyi giyimli çocukların yüzleri sararmamalı, dalakları şiş olmayan çocukların okuduğu okullar görmek istiyorum.</strong></p>
<p><strong>İstanbul’da ne medeniyet varsa, Ankara’ya da ne medeniyet getirmeye çalışıyorsak, İzmir’i nasıl mamur kılıyorsak, yurumuzun her tarafını aynı medeniyete kavuşturalım istiyorum. Ve bunu çok ama çok yapmak istiyorum.</strong></p>
<p><strong>Dedim ya, insan ömrü çok büyük işleri başarabilecek kadar uzun değil. Mamur olmalı Türkiye’nin her bir tarafı, müreffeh olmalı…</strong></p>
<p><strong>Devletin yapamadığını, millet; milletin yapamadığını devlet yapmalı. her şeyi yalnız devletten ya da her şeyi yalnız milletten beklemek doğru olmaz. Devlet ve millet ülke sorunlarını göğüslemede daima elele olmalıdır.</strong></p>
<p><strong>Ben yapabildiğim kadarını yapayım, sonra ne olursa olsun, benim kitabımda yok. Geleceği, geleceğin Türkiyesi’ni, düşünmek görevim. Bir iş aldık üzerimize, bir savaşın üstesinden geldik, şimdi ekonomik alanda savaş veriyoruz, daha da verdceğiz… Bu heyecanı yaşatmak, bu heyecanın ürünlerini görmek lazım.”</strong></p>
<p>Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da fabrikalar, ekili tarlalar, düzgün yollar, elektirkli köyler, tertemiz, canlı ve sağlıklı insanların yaşayacağı evler, gürbüz çocuklar ve büyük yemyeşil ormanlar görmek isteyen Atatürk’ün en büyük amaçlarından biri bütün Türkiye’nin olduğu gibi Doğu’nun da kalkınmasıdır!&#8230;</p>
<p>Atatürk’ün ve genç Cumhuriyetin tüm Türkiye’yi olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini  kalkındırmak için yaptığı bu çalışmalar, asırlardır bölge halkını sömüren feodal unsurların; ağaların, şeyhlerin ve şıhların tepkisini çekmiştir. Genç Cumhuriyetin bu yatırımları devam ederse bölge halkı üzerindeki nüfuzlarını tamamen kaybedeceklerini düşünen bu feodal unsurlar, Türkiye’yi bölüp parçalamak isteyen ayrılıkçı unusurlarla anlaşarak, genç Cumhuiyete başkaldırmışlardır. Genç Cumhuriyetin “çağdaşlaşmaya” yönelik  devrimlerini, “dinsizlik” olarak adlandırıp, bu yönde propaganda yapan feodal unsurlar, bölgede yapılan yolları, köprüleri, santralleri tahrip ederek karakollara saldırmışlardır.</p>
<p>İşte, <strong>1937-1938 Dersim isyanı</strong>, böyle bir ortamda patlak vermiştir.</p>
<p><strong>NOT:</strong> Ayrılıkçı Kürtçü hareketi, yakın tarihimizdeki Kürtçü isyanları, Kürtçü hareketin arkasındaki emperyalizm desteğini ve  Atatürk&#8217;ün Kurtuluş Savaşı sırasındaki Kürt poltikasını bütün bilinmeyenleriyle CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI, 2.KİTAP&#8217;ta derinlemesine anlattım&#8230;.</p>
<p><strong>Sinan MEYDAN</strong></p>
<p>15 Ağustos 2011</p>
<p><strong>Kaynaklar-Dipnotlar</strong></p>
<p>[1] 14 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen 2510 sayılı kanun.</p>
<p>[2] İskan Kanunu hakkında bkz. Fikret Babuş, Osmanlı’dan Günümüze Etnik Sosyal Politikalar Çerçevesinde Göç ve İskan Siyaseti ve Uygulamaları, İstanbul, 2006.</p>
<p>[3] Ömer Lütfi Barkan, Türkiye’de Toprak Meselesi, İstanbul, 1980, s.454 vd.Doğu Perinçek, “Cumhuriyet Döneminde Kamulaştırma”, Teori, S.134, Mart 2001, s.32 vd. Ancak bu konundan beklenen verim alınamamıştır. Uygulaması uzun süreli olamamış, kısa süre sonra ağalar ve şeyhler gerei dönmüş ve devletin el koyduğu topraklar da kendilerine verilmiştir.</p>
<p>[4] Perinçek, Toprak Ağalığı ve Kürt Sorunu, s.98 vd.</p>
<p>[5] Bkz. Doğu Perinçek, Atatürk’ün CHP Program ve Tüzükleri, İstanbul, 2008, s.182 vd.</p>
<p>[6] Perinçek, Toprak Ağalığı ve Kürt Sorunu, s.52, 116-119</p>
<p>[7] age, s.113,114.</p>
<p>[8] age, s.119.</p>
<p>[9] age, s.152.</p>
<p>[10] Sait Aşkın, “Atatürk Döneminde Doğu Anadolu, (1923-1938)”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, S. 50, C.XVII, Temmuz, 2011</p>
<p>[11] agm.</p>
<p>[12] Örnek olarak Tunceli bölgesindeki yol işleri için her yıl 1.350.000 TL. olmak üzere üç yıllık program bütçeye, o günün koşullarında ayrı bir yük getirmiştir. Bkz. Ayın Tarihi, Haziran 1936, S.30, s.67.</p>
<p>[13]  Tunceli, 4 Ocak 1936 tarih ve 3197 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Yeniden Dokuz Kaza ve Beş Vilayet Teşkiline ve Bunlarla Otuziki Nahiyeye Ait Kadrolar Hakkında Kanun” ile “il” yapılmıştır.</p>
<p>[14] Bu yasanın görüşmeleri sırasında İçişleri Bakanı Şükrü Kaya: “&#8230;Burası 91 aşirete münkasımdır. 1876’dan bugüne kadar muhtelif zamanlarda Dersim üzerine 11 harekatı askeriye yapılmıştır. Halk cahil, biraz da toprağın fakirliği dolayısıyla fakir olur ve eli de silahlı bulunursa tabii böyle bir yerde vukuat eksik olmaz. Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da da böyle yerler vardır. &#8230; Efkarı umumiyemize arzetmek isterim ki, memleketimizde anormal bir vaziyet yoktur” demiştir. Bkz. Ayın Tarihi, Ocak 1936, s.25, s.25 vd.</p>
<p>[15]  Cengiz Özakıncı, “Dersim’den Tunceli’ye Yurttaş Hakları Devrimi, Dersim Dersi”, Bütün Dünya dergisi, S.2010/01, 1 Ocak 2010 , s. 62.</p>
<p>[16] agm, s.62,63.</p>
<p>[17] Bkz. Ramazan Topdemir, Atatürk’ün Doğu-Güneydoğu Politikası ve GAP, İstanbul, 2011</p>
<p>[18] 1930’lu yıllarda Ergani madeni için üretim miktarı 7.500 blister olarak tasarlanmış ve bunun 1.200 tonu ülkenin ihtiyacına alıkonularak 6.300 ton ham bakırın dışarıya satılması düşünülmüştür. Afet İnan, Türkiye Cumhuriyeti’nin II. Sanayi Planı, Ankara, 1973, s.51.</p>
<p>[19] 12.9.1929 Tarih ve 1/8350 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı. C.A. Karton No: 030.18. 1/5.45.17.</p>
<p>[20] Nisan 1935’te Van Gölü İşletme İdaresinin bütçesi hakkında Meclis’te yapılan görüşmeler sırasında İçişleri Bakanı Şükrü Kaya şöyle demiştir “&#8230;Cumhuriyet Şeyh Sait vakasından ve onu takip eden hadiselerden sonra icap eden inzibat tedbirlerini tamamıyla aldı. Onu müteakip de oranın ümranını gözetti. Bu muntazam bir program halinde devam edecektir ve etmesi de lazımdır. Van Gölü İşletmesi Vapurları Van Gölü sahillerinin ve havalisinin birebir irtibat vasıtalarıdır. İki köy arasında, iki şehir arasında Devlet şosesini yaparken nasıl onun gelirini değil memleketin inkişafını gözetirse, Van Gölü’nün işletilmesinde kullanılan vapur ve sair vesaiti nakliye müteharrik bir köprü, bir şose telakki edilmelidir. Bu bir amme hizmetidir. Bir irat membaı değildir. Ve uzun yıllar böyle devam edecektir”</p>
<p>[21] 720 ton sigara üretim kapasitesine sahip Malatya’daki fabrikada çevre illerin tütünü de işlenmiştir. Ersal Yavi, Cumhuriyet Döneminde Doğu Anadolu, Ankara,1994, s.118-119</p>
<p>[22] 1939 yılında kurulan “Malatya Bez ve İplik Fabrikası” kısa sürede büyük bir üretim hızı yakalamış, Teşvik-i Sanayi Kanunu’ndan da yararlanarak 1941’de Malatya’daki 4 işyerinin toplam üretiminin %32.2’sini gerçekleştirmiştir. Yurt Ansiklopedisi, C.5, s.5455</p>
<p>[23] 8 Şubat 1938’de Almanlara ihale edilen Sivas çimento fabrikasının yapılış nedeni “şark vilayetlerimizle Orta Anadolu’da daha ucuza çimento satışını temin etmek” olarak kayıtlara geçmiştir..</p>
<p>[24]Aşkın, agm.</p>
<p>[25] “Okyar Hükümeti Programı”, T.B.M.M. Kütüphanesi.</p>
<p>[26] Başbakan Celal Bayar’ın bu ekonomik plan hakkında Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamanın tam metni için bkz.Ayın Tarihi, Eylül 1938, S.58, s. 19-22.</p>
<p>[27] Muhittin Birgen, “Celal Bayar’ın Üçüncü Planı”, Son Posta Gazetesi, 22 Eylül 1938.</p>
<p>[28]  Bkz. Asım Us, “Çifte Plan İle İcraata Giriş”, Kurun Gazetesi, 20 eylül 1938; Ayın Tarihi, Eylül 1938, S.58, s.19-22.</p>
<p>[29] Ayın Tarihi, Temmuz 1938, s.55, s.9</p>
<p>[30] Ramazan Topdemir, “Atatürk’ün Güneydoğusu”, Hürriyet, 24 Eylül 2009.</p>
<p>[31]  agm.</p>
<p>[32] Rahmi Doğanay, “1930-1945 Dönemi Doğu Anadolu Bölgesinde Uygulanan Sanayi Politikaları”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilgiler Dergisi,  C. 10, S.2, Elazığ, 2000, s.229,230</p>
<p>[33] Bkz. Ramazan Topdemir, Atatürk’ün Doğu-Güneydoğu Politikası ve GAP, İstanbul, 2011.</p>
<p>[34] “GAP’ın Tarihçesi”, TC. Başbakanlık Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı İnternet Sitesi, <a href="http://www.gap.gov.tr/gap/gap-in-tarihcesi" target="_blank">(http://www.gap.gov.tr/gap/gap-in-tarihcesi).</a></p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-dogu-ve-guneydogu-anadoludaki-yatirimlari" title="mustafa kemal atatürk">mustafa kemal atatürk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-dogu-ve-guneydogu-anadoludaki-yatirimlari" title="mustafa kemal etatürk">mustafa kemal etatürk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-dogu-ve-guneydogu-anadoludaki-yatirimlari" title="atatürk diyor ki daha nice mustafa kemaller çıkar">atatürk diyor ki daha nice mustafa kemaller çıkar</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-dogu-ve-guneydogu-anadoludaki-yatirimlari" title="Mustafa kemalist">Mustafa kemalist</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-dogu-ve-guneydogu-anadoludaki-yatirimlari" title="kemalizm 14 mayis 1935">kemalizm 14 mayis 1935</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/seriatci-takim-nicin-ataturku-unutturmak-istiyor" title="Şeriatçı takım niçin Atatürk&#8217;ü unutturmak istiyor?">Şeriatçı takım niçin Atatürk&#8217;ü unutturmak istiyor?</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturke-saldirmak-cumhuriyete-saldirmak-demektir" title="Atatürk&#8217;e Saldırmak, Cumhuriyet&#8217;e Saldırmak Demektir!">Atatürk&#8217;e Saldırmak, Cumhuriyet&#8217;e Saldırmak Demektir!</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/cumhuriyetimizi-bugun-kurduk" title="Cumhuriyetimizi Bugün Kurduk!">Cumhuriyetimizi Bugün Kurduk!</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/simdi-nutuk-zamani" title="Şimdi Nutuk Zamanı">Şimdi Nutuk Zamanı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/cumhuriyet-ve-demokrasi" title="Cumhuriyet ve Demokrasi">Cumhuriyet ve Demokrasi</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-dogu-ve-guneydogu-anadoludaki-yatirimlari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün 30 Ağustos 1924 Tarihli Konuşması</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-30-agustos-1924-tarihli-konusmasi</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-30-agustos-1924-tarihli-konusmasi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Aug 2011 09:51:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[30 ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=4359</guid>
		<description><![CDATA[<img src='http://www.kemalistgencler.com/gallery/mustafa-kemal-ataturk/thumbs/thumbs_mersin-millet-bahcesi-halkla-beraber.jpg' alt='Gazi Mustafa Kemal Atatürk' class='ngg-singlepic ngg-left' />Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın ikinci yıldönümü dolayısiyle:

Efendiler!
Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa verdiği kıymetli açıklamalarla burada hazır olanlara Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı’nın ve kesin sonuç veren 30 Ağustos Savaşı’nın oluş şekli hakkında bir fikri özetlemişlerdir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="shutterset_" title="" href="http://www.kemalistgencler.com/gallery/mustafa-kemal-ataturk/mersin-millet-bahcesi-halkla-beraber.jpg" rel="lightbox[4359]"><img onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" class="ngg-singlepic ngg-left" src="http://www.kemalistgencler.com/gallery/mustafa-kemal-ataturk/thumbs/thumbs_mersin-millet-bahcesi-halkla-beraber.jpg" alt="Gazi Mustafa Kemal Atatürk" /></a>Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın ikinci yıldönümü dolayısiyle:</p>
<p><span id="more-4359"></span></p>
<p>Efendiler!<br />
Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa verdiği kıymetli açıklamalarla burada hazır olanlara Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı’nın ve kesin sonuç veren 30 Ağustos Savaşı’nın oluş şekli hakkında bir fikri özetlemişlerdir. Beş gün aralıksız geceli gündüzlü süren en büyük Meydan Savaşı”nın gerçek içeriği bugün verilen açıklamalardan fazla, yarın tarihin hakemleri tarafından, araştırmacıların inceleme araştırma ve kararları okunduğu zaman daha açık, daha belirgin bir şekilde anlaşılacaktır. Beni milletim, Türk milleti, güvenine lâyık görerek bu hareketlerin başında bulundurdu. Bu görev ve işimin mutlu anısını duygulanarak sevinçle ve gururla saklıyorum. Görevlerini milletin vicdanından gelen gerçek ihtiyacına, yalnız onun yüksek fikrine uygun olarak yapmış olanlara özel bir vicdan rahatlığı ile bugün önünüzde bulunurken duyduğum mutluluğu ifade edemem.</p>
<p>Efendiler, tıpkı bugün gibi otuz sekiz yılı Ağustosu’nun otuzuncu günü saat ikide, şimdi hep beraber bulunduğumuz bu noktaya gelmiştim. Bu üzerinde bulunduğumuz sırtlarda kahraman on birinci tümenimiz şu karşıki tepelerde savaşa zorunlu kılınan düşmanın ana kuvvetine taarruz için yayılarak ilerlemekte bulunuyordu. Şu gördüğümüz Çal Köyü alevler ve dumanlar içinde yanıyordu. Beni buraya kadar getiren itici gücün ne olduğunu anlatmak için hatırladığım bir iki noktayı burada tekrar edeceğim:<br />
29/30 Ağustos gecesi sabaha karşı Batı Cephesi hareketleri şubesi Müdürü Tevfik Bey, alışıldığı gibi o saate kadar çeşitli karar merkezlerinden ve her taraftan gelen raporlara göre harita üzerinden belirlediği ve gösterdiği genel durumu cephe komutanı İsmet Paşa’ya göstermiş ve o da hemen Paşa’ya göster emriyle Tevfik Bey’i yanıma göndermişti. Karahisar’da Belediye dairesinde bana ayrılan odada yatmaktaydım. Beni uyandıran Tevfik Bey’in gösterdiği haritaya baktım, hemen yataktan fırladım. Arkadaşlar, haritada gördüğüm şey şuydu ki, ordularımız düşmanın önemli kuvvetini kuzeyden, güneyden, batıdan kuşatmaya uygun bir durum almış bulunuyorlardı. Şu halde düşündüğümüz ve en büyük sonuçları sağlayacağını beklediğimiz durumlar ortaya çıkıyordu. Hemen Fevzi ve İsmet Paşaları çağırınız, dedim; üçümüz toplandık. Durumu bir daha düşündük ve kesinlikle karar verdik ki, Türk’ün gerçek kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün parlaklığıyla doğacaktır. Bu karara göre ordulara yeni emir yazıldı. (saat 6.30 öncesi) Fakat durum o kadar önemli, o kadar hız ve şiddet istiyordu ki, bu yazılı emirlerle yetinmek önlemi uygun olmazdı. Onun için Fevzi Paşa’dan, Altıntaş ve güneyinden hareket eden ikinci ordumuzun ve bunun daha batısında bulunan atlı kolordumuzun yanına giderek düşüncemize göre hareketleri düzenlemesini kendilerinden rica ettim.</p>
<p>Dördüncü kolordusu ile amaçladığımız düşmanın büyük kısmını güneyden izleyen birinci ordu merkezine de kendim gidecektim. İsmet Paşa’nın merkezde kalıp genel durumu yönetmesini uygun gördüm. Fevzi Paşanın kuzeye hareket ederken ben de otomobil ile tren yolunu izleyerek batıya hareket ettim. Akçaşar’da birinci ordu merkezine saat 9’dan önce varmıştım. Ordu komutanına bir taraftan cephenin yazılı emri emanet edilirken, ben de kendisine sözlü olarak durumu anlattım ve dördüncü kolordunun bütün tümenleriyle birlikte şiddetle, işte bu köyün, Çal Köyü’nün batısındaki düşmanın büyük kısmını kuşatacak şekilde savaşa zorlamasını emrettim. Ve ekledim ki, düşman ordusu mutlaka yok edilecektir. Ordu komutanı benim yanımda telefonla Kolordu Komutanı Kemâlettin Sami Paşa’yı buldu. Benim oraya geldiğimi ve emrimin ne olduğunu bildirdi. Bir süre bu merkezde kaldım. Sürekli olarak gelen çeşitli rütbedeki esir subaylarla görüştüm. Bunlardan biri kurmay subay idi. Zavallı, verdiği bilgiler ışığında istemeyerek başkomutan görevini alan General Trikopis’in ve İkinci Kolordu Komutanı General Digenis’in de bizim çevirmek istediğimiz çemberin içinde bulunduğunu söylemiş oldu. Hemen yanımda bulunan ordu komutanına: Kemâlettin Paşayı bulunuz, kendisine Trikopis’le beraber bütün düşman generallerini mutlaka esir etmesini söyleyiniz dedim. Bu emir hemen telefonla bildirildi. Zavallı esir subay benim bu emrimi işitir işitmez sunduğum çayı içemeyerek büyük bir baygınlık geçirdi. Daha fazla bu ordu merkezinde kalamazdım. Savaş durumunu gözümle görmek benim için karşı konulmaz bir ihtiyaç oldu. Ordu komutanını da yanıma alarak Dördüncü Kolordu Komutanının bulunduğu şu yöndeki bir tepeye geldik. (Arpalık civarında).</p>
<p>Çal Köyü batısında ve kuzeyinde patlayan topların gürültülerini işitiyordum. Oradan durumu dürbün ile gözlemeye uğraşmak bana sıkıntılı geldi. Daha ileriye, ateş yerine gitmek için kesin bir zorunluluk ve ihtiyaç duyuyordum ve bu noktayı, şimdi üzerinde bulunduğumuz bu tepeyi gösterdim. Oraya gitmek gereklidir ve buyurun gidelim dedim. Otomobillere atladık bu tepeye gelen yola girdik. Ara sıra yolumuzun soluna düşman mermileri düşüyordu. Dördüncü Kolordu’nun tümenleri doğudan batıya yolumuzu katederek hızlı adımlarla ilerliyorlardı. Biraz önce dediğim gibi saat ikide şuraya çıkmış bulunuyorduk. Düşman kuvvetlerini gündüz gözüyle tamamen kuşatmak ve düşmanın inatla savunduğu savaş alanlarına, süngü saldırılarıyla girerek kesin bir sonuç almak gerekliydi. Bunun için bütün ordunun büyük özveriyle ilerlemesini ve bütün bataryalarımızın, hatta gizliliğe bakmaksızın, ateş alanlarına girip düşman alanlarını sarsmasını istiyordum. Yanımdaki komutanlar bu görüşümü anlar anlamaz hemen ve en sinirli bir şekilde harekete geçtiler. Yazık ki şimdi ismini hatırlayamadığım, yanımda bulunan bir atlı subayına birkaç kelime not ettirerek düşman alanlarını kuzeyden saran ikinci orduya gönderdim. Ve sözlü olarak burada benden işittiklerini onlara da söylemesini emrettim. Bu subay görevini yapmış ve birkaç saat sonra tekrar yanıma gelerek bilgi de vermişti. On birinci tümenin kahraman komutanı Derviş Bey, kendi ileriye atılarak bütün kuvvetiyle düşman alanına ilerliyordu. Kolordu Komutanı Kemâlettin Paşa, güneyden ve batıdan düşmana saldırdığı diğer tümenlerine yeniden şiddetli ve hızlı hareketler için emirlerini ulaştırıyordu. İkinci Ordunun on altıncı ve altmış beşinci tümenleri düşmanla gerçek savaşa girişiyorlar, diğer tümenleri de kuşatma çemberini daraltıyorlardı. Bunları görüyordum. Atlı kolumuzun daha batıdan düşmanın arkasını kesmek üzere bulunduğunu bana haber getiren atlı subay söylemişti.</p>
<p>Arkadaşlar!<br />
Saat ilerledikçe gözlerimin önünde gelişen manzara şu idi: Düşman başkomutanının şu karşıki tepede son gücüyle çırpındığını görüyor gibiydim. Bütün düşman alanlarında büyük bir heyecan ve telaş vardı. Artık toplarının, tüfeklerinin ve mitralyözlerinin ateşlerinde sanki öldürücü kabiliyet kalmamıştı. Bu ovadan, kuzeyden ve güneyden birbirini izleyen vurucu hatlarımızın, batışa yaklaşan güneşin son ışıklarıyla parlayan süngüleri her an daha ileride görülüyordu. Düşman alanlarını saran bir çember üzerinde yer almış olan bataryalarımızın aralıksız ve amansız ateşleri düşman alanlarını, içinde durulmaz bir cehennem haline getiriyordu. Güneş batıya yaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda duyuluyordu. Bir zaman sonra dünyada büyük bir yıkım olacaktı. Ve beklediğimiz kurtuluş güneşinin doğabilmesi için bu yıkım gerekliydi. Karanlıklar içinde bu yıkım gerçekleşmeli idi. Gerçekten gökyüzünün karardığı bir dakikada Türk süngüleri düşman dolu o sırtlara saldırdılar. Artık karşımda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı. Tam olarak yok olmuş perişan bir arta kalan kitle bulunuyordu. Kendilerinin dediği gibi çok korkan ve titreyen, şekilsiz bir kitle, tuhaf bir karmaşa halinde kaçmak için açıklık arıyordu. Artık gecenin koyulaşan ağırlığı, sonucu gözle görmek için güneşin tekrar doğudan doğmasını beklemeyi zorunlu kılıyordu.</p>
<p>Efendiler, ertesi gün tekrar bu savaş alanını dolaştığım zaman, ordumuzun kazandığı zaferin yüceliği ve buna karşılık düşman ordusunun düşürüldüğü felâketin büyüklüğü beni çok duygulandırdı. Karşı sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, bütün kapalı kalmış yerler bırakılmış toplarla, otomobillerle ve bitmez tükenmez donatım ve malzeme ile ve bütün bu bırakılan şeylerin aralarında yığınlar oluşturan ölülerle ve toplanıp merkezlerimize gönderilmekte olan sürü sürü esir gruplarıyla, gerçekten bir kıyamet yerini andırıyordu. Bu dar ateş ve saldırı çemberinden bugün için kurtulabilenler birkaç bin kişilik arta kalanlardan oluşmaktaydı. Fakat onlarda daha büyük Türk çemberi içinden çıkmağa başarılı olamayarak başlarında başkomutanları bulunduğu halde beyaz bayrak çekmeğe zorunlu olmuşlardır.</p>
<p>Efendiler, Ağustosun otuz birinci günü yaklaşık öğle vaktiydi ki, yine bu Çal Köyünde, yıkık bir evin avlusu içinde İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştuk. Kırık kağnı arabalarının döşeme ve oklarına ilişerek bundan sonraki durumu düşündük. Kazandığımız meydan savaşının bütün seferi sona erdirebilecek bir kararlılık ve önemde olduğunda birleştik. Şimdi Bursa yönünde çekilen düşman kuvvetlerini yok etmekle birlikte, bütün orduyla dinlenmeden İzmir’e yürüyecektik.</p>
<p>Efendiler, bugünden sonra İzmir’de “Akdeniz”i, Mudanya’da “Marmara”yı görmek için 8-9 günlük bir zaman yeterli gelmiştir. Fakat hatırlatmalıyım ki bugüne, bu üzerinde bulunduğumuz tepeye, bu yanık Çal Köyü’ne gelebilmek için yalnız Sakarya’dan başlayarak harcadığımız zaman tam bir yıldır. Fakat bu belirlediğimiz zaferi hazırlayabilmek için bir yılı çok bulmazsınız sanırım. Çünkü efendiler, savaş ve özellikle meydan savaşı yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir; Milletlerin çarpışmasıdır. Meydan savaşı milletlerin tüm varlıklarıyla, ilim ve fen sahasındaki dereceleriyle, ahlâklarıyla, kültürleriyle, kısaca bütün maddî ve manevî güç ve iyi huylarıyla ve her türlü araçlarla çarpıştığı bir sınav sahasıdır. Bu sahada, çarpışan milletlerin gerçek kuvvet ve kıymetleri ölçülür. Sonuç yalnız beden gücünün değil, bütün kuvvetlerin, özellikle ahlâkî ve kültürel kuvvetin yükselmesini gerçekleşme derecesine vardırır. Bu nedenle meydan savaşında yenilen taraf milletçe ve memleketçe, bütün maddî ve manevî varlığı ile yenilmiş sayılır. Böyle bir sonun ne kadar korkunç olabileceğini tahmin edersiniz. Yok olup gitmek, yalnız savaş sahasında bulunan orduya ait kalmaz. Asıl ordunun ait olduğu millet, korkunç sonlara uğrar. Tarih, başlarındaki hükümdarların, hırslı politikacıların birtakım hayalî isteklerle, aracı yerine düşen işgalci orduların, işgalci milletlerin uğradığı bu şekil korkunç sonlarla doludur.</p>
<p>Efendiler, Türk vatanını almak düşüncesini, Türk’ü esir etmek hayalini genel, ortak bir düşünce haline koymağa çalışanların da hak ettikleri sondan kurtulamamış olduklarını gözlerimizle gördük. Efendiler, kendilerine bir milletin geleceği emanet edilen adamlar, milletin kuvvet ve gücünü yalnız ve ancak yine milletin gerçek ve kabul edilir yararlar elde etmesi yolunda kullanmakla sorumlu olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi ele geçirip işgal etmek, o memleketlerin sahiplerine hükmetmek için yeterli değildir. Bir milletin ruhu baskı altına alınmadıkça, bir milletin kararlılığı ve iradesi kırılmadıkça, o millete hükmetmenin imkânı yoktur. Halbuki yüzyılların çocuğu olan bu millî ruh, kalıcı ve sürekli bir millî iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz.</p>
<p>Hükmedilmek istenmeyen bir milleti, esaret altında tutmayı başaracak kadar kuvvetli zorbalar artık bu dünya yüzünde kalmamıştır. Türk milleti son çarpışmalarıyla, özellikle burada kazandığı zaferle, kazandığı kararlılık ve irade ile herkesçe bilinen bu gerçekleri bir defa daha tarihin sinesine çelik kalemle kazımış bulunuyor.</p>
<p>Efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son safhası olan bu 30 Ağustos Savaşı, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını oluşturur. Millî tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir yön vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum.<br />
Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırılmış oldu. Sonsuz hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu gökyüzünde uçan şehit ruhları devlet ve cumhuriyetimizin sonsuz koruyucularıdır. Burada gerçeklerini söylediğimiz “Şehit Asker” âbidesi işte o ruhları, o ruhlarla beraber gazi arkadaşlarını, özverili ve kahraman Türk milletini temsil edecektir. Bu âbide Türk vatanına göz dikeceklere Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, saldırısını, gücü ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır.</p>
<p>Efendiler, bu büyük zaferin çeşitli unsurları üstünde en önemlisi ve büyüğü, Türk milletinin kayıtsız şartsız egemenliğini eline almış olmasıdır. Bu olayın tarihimizde ve bütün dünyada ne büyük, ne verimli bir inkılâp olduğunu anlatmaya gerek görmem. Milletimizin uzun yüzyıllardan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların yönetim ve baskısı altında ne kadar ezildiğini, onların hırslarını sağlama yolunda ne kadar büyük felâketlere ve zararlara uğradığını düşünürsek, milletimizin egemenliğini eline almış olması olayının, bütün büyüklüğü ve önemi gözleriniz önünde canlanır. Gerçi büyük zaferin ertesi gününe kadar İstanbul’da halife ve sultan adı altında bir şahıs ve onun işgâl ettiği hilâfet ve saltanat ünvanı ile bir makam vardı. Fakat bu zaferden sonra millet o makamları ve o makam sahiplerini hak ettikleri sona ulaştırdı.</p>
<p>Efendiler, millî egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş olan kurumlar, her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar. Avrupa’nın ortasından, ta doğunun diğer ucundaki binlerce senelik memleketlere bakacak olursak, Osmanlı İmparatorluğu’nun hak ettiği sonu daha güzel anlayabiliriz.</p>
<p>Arkadaşlar, saraylarının içinde Türk’ten başka unsurlara dayanarak, düşmanlarla birleşerek Anadolu’nun, Türklüğün karşısında yürüyen çürümüş gölge adamlarının Türk vatanından sürülmeleri, düşmanların denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir. Türk milletinin atalarının kutlu emâneti olan bu topraklarda tam anlamıyla efendi olarak yaşaması; ancak o lüzumsuz ve manasız olmaktan başka, varlıkları tam zarar ve felâket olan makamların yok edilmesiyle mümkün olabilirdi.</p>
<p>Efendiler, onlar yüzünden Türk vatanının ve Türk milletinin geçirdiği acıları, üzüntüleri hissetmemiş bir ferdimiz yoktur. Bu kadar üzüntüler ve kötülükler geçirdikten sonra elbette Türk öğrenmiştir ki, vatanı yeniden yapmak ve orada mutlu ve hür yaşayabilmek için mutlaka egemenliğine sahip kalmak ve Cumhuriyet bayrağı altında bütün çocuklarını toplu ve dikkatli bulundurmak gereklidir.<br />
Efendiler, yüzyıllardan beri inleyen, fakat baskıcıların, aldatanların, bilgisizlerin oluşturdukları engellerle yürek parçalayan sesini milletin kulağına duyuramayan zavallı vatan bugün diyor ki; can kulağınızı, bağrında en derin üzüntüler duymuş annenizin samimî sözlerine sürekli açık bulundurunuz. Efendiler, Asya’da, Avrupa’da, Afrika’da hükmedici olma güç ve kabiliyetini göstermiş olan atalarımız, zamanında bu sesi duymaktan geri çevrilmemiş olsalardı; Türk topluluğunun, Türk idealinin, Türk çıkarlarının korunmuş ve çoğaltılmış olacağı anavatanı bugünkü parçalanmış şeklinde mi miras alırdık.</p>
<p>Efendiler, artık vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor. İlim ve hüner, yüksek medeniyet, hür düşünce ve hür zihniyet istiyor. Şeref, namus, istiklâl, gerçek varlık&#8230; Vatan bu isteklerini tamamen ve hızla yerine getirmek için kurallı ve gerçek bir şekilde çalışmayı emreder.</p>
<p>Efendiler! Yüzyıllardan beri Türkiye’yi yönetenler çok şeyler düşünmüşlerdir; fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye’yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir şekilde giderebiliriz: O da artık Türkiye’de Türkiye’den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu düşünceyle hareket ederek her türlü kurtuluş ve mutluluk hedeflerine ulaşabiliriz.<br />
Efendiler! Bizim milletimiz vatan için, özgürlüğü ve egemenliği için özverili bir halktır; bunu ispat etti. Milletimiz yaptığı inkılâpların kararlı savunucusudur da. Benliğinde bu iyi huylar yerleşmiş bir milleti yürümekte olduğu doğru yoldan hiçbir kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz.</p>
<p>Efendiler! Milletimiz egemenliğini eline aldığı gün, bilmeyen kalmamıştır, en karanlık kötülüklerin, en derin uçurumu kenarında bulunuyordu. Maddî kuvveti yıprattırılmış, savunma araçları elinden alınmış, mânevî dünyası, kutsal saydıkları saldırıya uğramış üzücü bir durumda bulunuyordu. Bütün bunlara rağmen varlığını ve istiklâlini kurtarmağa karar verdi. Bu kararında başarı sağlayabilmek için bütün milletin kendine bir hedef ve hareket seçmesi gerekiyordu. Bütün milletin, o hedef üzerinde mutlaka başarı sağlamayı amaç kabul etmesi gerekiyordu. Millet bütün varlığıyla bütün özverililiğiyle, bütün inancı ile o hedefe beraber yürümeli ve mutlaka başarılı olmalıydı. Efendiler, o hedef burasıydı. Amaç olan başarı, burada kazanılan zafer idi.</p>
<p>Efendiler! Milletimiz bundan sonraki işinde de başarılı olabilmek için, millî hedefini bütün açıklık ve kesinlikle, bütün vatandaşların gözünde ve yüreğinde bütün parlaklığı ile belirlemiş bulunuyor. İsterseniz benim burada hedef dediğim şeyi, siz milletin ideali olarak adlandırınız. Fakat bu ünvanı verirken dikkat ediniz ki, hayal olan bir anlama kendimizi kaptırmayalım.</p>
<p>Efendiler! Milletimizin hedefi, milletimizin ideali; bütün dünyada tam anlamı ile çağdaş bir sosyal toplum olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her toplumun varlığı, kıymeti, özgürlük ve kurtuluş hakkı, sahip olduğu öze uygun yapacağı çağdaş eserlerle mümkün olur. Uygar eser oluşturmak yeteneğinden yoksun olan milletler, hürriyet ve kurtuluşlarından ayrılmaya mahkûmdurlar. İnsanlık tarihi baştan başa bu söylediklerimi doğrulamaktadır. Uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmak, hayatın şartıdır. Bu yol üzerinde bekleyenler veyahut bu yol üzerinde ileri değil geriye bakmak bilgisizliği ve dikkatsizliğinde bulunanlar, uygarlığın coşan seli altında boğulmaya mahkûmdurlar.</p>
<p>Efendiler! Çağdaşlık yolunda başarı yenilenmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, iktisadî hayatta ilim ve fen alanında başarılı olmak için tek olgunlaşma ve yükselme yolu budur. Hayat ve dirliğe hükmeden emirlerin, zaman ile değişme, olgunlaşma ve yenilenmesi zorunludur. Uygarlığın buluşları, fennin harikaları, dünyayı şekilden şekile geçirttiği bir dönemde, yüzyıllık eskimiş düşüncelerle, geçmişe tapınmakla varlığını korumak mümkün değildir. Uygarlıktan söz ederken şunu da kesinlikle söylemeliyim ki, uygarlığın temeli, yükselmenin ve kuvvetin temeli, aile hayatındadır. Bu hayatta kötülük, mutlaka sosyal, iktisadî, siyasal güçsüzlüğü gerektirir. Aileyi oluşturan kadın ve erkek unsurların doğal haklarına sahip olmaları, aile görevlerini idareye yeterli bulunmaları gereklerdendir.<br />
Efendiler! Milletimiz burada belirlediğimiz büyük zaferden daha önemli bir görev peşindedir. O zaferin anlaşılması milletimizin iktisat alanındaki başarılarıyla mümkün olacaktır. Bilirsiniz ki, ekonomik açıdan zayıf bir yapı fakirlikten kurtulamaz, kuvvetli bir uygarlığa, refah ve mutluluğa kavuşamaz, sosyal ve siyasal felâketlerden yakasını kurtaramaz. Memleketin yönetimindeki başarı da, ekonomisinde edinilen bilgiler derecesiyle uygun olur. Hiçbir medenî devlet yoktur ki, ordu ve donanmasından önce iktisadını düşünmüş olmasın. Memleket ve istiklâl savunması için varlığı gerekli olan bütün kuvvetler ve araçlar ekonominin genişleme ve açılmasıyla mükemmel olabilir.</p>
<p>Milletimizin özünde bulunan kuvvetli karakter, sarsılmaz irade, ateşli milliyetçilik, iktisadî başarıdan kaynaklanacak verimlerle de hak ettiği derecede desteklenmek zorundadır. Yüzyılın içindeki mücadelede milletimizi başarılı kılacak bir ekonomik hayat sağlanmasını amaç edinen genel öğretim ve eğitim sistemlerimiz, her gün daha çok gelişecek ve elbette başarılı olacaktır.</p>
<p>Efendiler! Artık bugün hayat ve insanlık gerekleri bütün gerçekliğiyle ortaya çıkmıştır. Bunlara karşı olan söylentiler ahlâk ve inanca uymaz. Gerçek ortaya çıkınca yalan ortadan kalkar. Boş sözler, uydurmalar kafalardan çıkmalıdır. Her türlü yükselme ve olgunlaşma yeteneği olan milletimizin, sosyal ve fikrî inkılâp adımlarını kısaltmak isteyen engeller derhal yok edilmelidir.<br />
Efendiler! Son sözlerimi özellikle memleketimizin gençliğine yöneltmek istiyorum:</p>
<p>Gençler! Cesaretimizi destekleyen ve devam ettiren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz eğitim ve anlayış ile, insanlık yüksek karakterinin, vatan sevgisinin, düşünce hürriyetinin en kıymetli örneği olacaksınız.</p>
<p>Ey yükselen nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.</p>
<p>Arkadaşlar, bu gazilik ve şehitlik diyarını terk ederken “Şehit Asker”i hep beraber saygıyla selâmlayalım.</p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-30-agustos-1924-tarihli-konusmasi" title="mustafa kemal atatürk çanakkale">mustafa kemal atatürk çanakkale</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-30-agustos-1924-tarihli-konusmasi" title="atatürk">atatürk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-30-agustos-1924-tarihli-konusmasi" title="başkomutanlık meydan muharebesi">başkomutanlık meydan muharebesi</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-30-agustos-1924-tarihli-konusmasi" title="atatürk resimleri">atatürk resimleri</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-30-agustos-1924-tarihli-konusmasi" title="atatürk başkomutanlık meydan savaşı">atatürk başkomutanlık meydan savaşı</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/30-agustos" title="30 Ağustos">30 Ağustos</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/onlar-karinca-misali-coktular" title="Onlar Karınca Misali Çoktular!">Onlar Karınca Misali Çoktular!</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kahramanlarin-eserini-hainler-yikamaz" title="Kahramanların Eserini Hainler Yıkamaz">Kahramanların Eserini Hainler Yıkamaz</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/bir-onur-savasinin-da-sonucuydu-cumhuriyet" title="Bir ‘Onur’ Savaşının da Sonucuydu Cumhuriyet!">Bir ‘Onur’ Savaşının da Sonucuydu Cumhuriyet!</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/korkmaya-devam-edin-cunku-ataturk-biziz" title="Korkmaya Devam Edin! Çünkü &#8216;ATATÜRK Biziz!&#8217;">Korkmaya Devam Edin! Çünkü &#8216;ATATÜRK Biziz!&#8217;</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-30-agustos-1924-tarihli-konusmasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacaktır!</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/somurgecilik-ve-emperyalizm-yeryuzunden-yok-olacaktir</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/somurgecilik-ve-emperyalizm-yeryuzunden-yok-olacaktir#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Aug 2011 09:44:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[tam bağımsız türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=4355</guid>
		<description><![CDATA[<img class="ngg-singlepic ngg-left" src="http://www.kemalistgencler.com/gallery/mustafa-kemal-ataturk/thumbs/thumbs_mustafa-kemal-ataturk.jpg" alt="Mustafa Kemal Atatürk" />Türkiye’yi ıslah etme bahanesiyle yönetime sızdılar

Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa’nın en önemli devletleri, Türkiye’nin zararıyla, Türkiye’nin gerilemesiyle ortayaçıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran en güçlü gelişmeler, Türkiye’nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi denebilir ki, İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="shutterset_" title="" href="http://www.kemalistgencler.com/gallery/mustafa-kemal-ataturk/mustafa-kemal-ataturk.jpg" rel="lightbox[4355]"><img onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" class="ngg-singlepic ngg-left" src="http://www.kemalistgencler.com/gallery/mustafa-kemal-ataturk/thumbs/thumbs_mustafa-kemal-ataturk.jpg" alt="Mustafa Kemal Atatürk" /></a><em>Gazi Mustafa Kemal Atatürk</em></p>
<p><span id="more-4355"></span></p>
<p><strong>Türkiye’yi ıslah etme bahanesiyle yönetime sızdılar</strong></p>
<p align="left">Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa’nın en önemli devletleri, Türkiye’nin zararıyla, Türkiye’nin gerilemesiyle ortayaçıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran en güçlü gelişmeler, Türkiye’nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi denebilir ki, İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, Viyana’dan sonra, Peşte ve Belgrad’da yenilmeseydi, Avusturya-Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya da, aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir.</p>
<p>Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye’yi yok etmeye girişenler, Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak birleşmiş, ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak, bir çok zekalar, duygular, fikirler Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye’yi ıslah etmek, Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi bir takım bahanelerle, Türkiye’nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir.</p>
<p><strong>Avrupa’dan nasihat alma zihniyeti Türkiye’yi geriletti</strong></p>
<p>Oysa bu güç ve kuvvet Türkiye’de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin, en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa’dan nasihat almak bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir; tarihte böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür.</p>
<p>Vasilik ve himaye altına giren bir devlet bağımsızlığını yitirir. Egmenlik hakkı teslim olunamaz, ayrılık kabul edilemez. Bağımsızlık bir bütündür. Ya vardır, yok ise devletin kimliği ortadan kalkmış demektir.</p>
<p>Mandacılar diyorlar ki, bizi bağımsız bırakmayacaklar. Onlar ne düşünürlerse düşünsünler ortada bir gerçek var. Her ulus bir devlet halini alıyor ve bir Türk ulusu vardır. Bizi bağımsız bırakmazlar düşüncesi maneviyat bitkinliğinden doğan bir iman eksikliğidir. Bir an için kabul ve teslim edelim ki, bizi devlet olarak yaşatmayacaklar, o halde bunu biz mi isteyelim?</p>
<p>Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasına, İngiliz koruyuculuğuna bırakmakla kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını sağlamak için bütün bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk bağımsızlığını feda ediyorlar.</p>
<p>Oh ne ala! Mücadele yerine mandayı kabul edeceğiz ve rahata kavuşacağız! Bu ne gaflet, bu ne körlük, bu ne budalalık. İstanbul’un yüce kişileri de bu fikirde. İçlerinden biri çıkıp da ya istiklal ya ölüm diyemiyor.</p>
<p><strong>Batıya yaklaştığımızı zannettiğimizde asıl mayamız olan Doğu maneviyatından soyutlanıyoruz</strong></p>
<p>Kurtuluş için, bağımsızlık için eninde sonunda düşmanla, bütün varlığımızla vuruşarak onu yenmekten başka karar ve çare yoktur ve olamaz.</p>
<p>Ordu ile, savaş ile, inat ile bu işin içinden çıkılamaz biçimindeki kaynağı dışarda bulunan öğütlere uymakla bir vatan, bir ulus bağımsızlığı kurtarılamaz. Emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi yavaş, sefil bir ölüme mahkum olmaktansa babalarımızın oğlu sıfatıyla vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ederiz.</p>
<p>Bunun tersini düşünerek hareket edeceklerin, acılı sonuçlarla karşılaşacakları kuşkusuzdur. İşte böyle yanlış görüşlü, yanlış anlayışlı kişiler yüzünden Türkler her yüzyıl biraz daha gerilemiş, biraz daha çökmüştür.</p>
<p>Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki, Türkiye ve Türk halkı, ahlak bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki Türkiye Doğu maneviyatı ile sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğuyla Batının birleştiği yerde bulunduğumuz, Batıya yaklaştığımızı zannetiğimiz taktirde asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki, bu büyük memleketi, bu milleti çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez bundan.</p>
<p>Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye’nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan bir takım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkummuş gibi, Türkiye’yi atıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektirdiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye’de fikir adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki, “biz adam değiliz ve olmayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur”. Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımız, bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. Onlar bizi idare etsin diyorlardı.</p>
<p>Türkiye’yi böyle yanlış yollarda boğulma ve yok olma uçurumuna sürükleyenlerin elinden kurtulmak gerekir. Bunun için bulunmuş bir gerçek vardır, ona uyacağız. O gerçek şudur: Türkiye’nin düşünen kafalarını büsbütün yeni bir inançla donatmak… Bütün ulusa sağlam bir maneviyat kazandırmak.</p>
<p><strong>Evet, bizim yabancı düşmanı olduğumuz söylenebilir</strong></p>
<p>Eğer yabancı düşmanlığından o kadar pahalı elde edilen bir bağımsızlığa gölge düşürebilecek her şeyden nefret etmek anlamı çıkarılırsa, evet, bizim yabancı düşmanı olduğumuz söylenebilir. Size açıkça söyledim, sonuna kadar açık sözlü olacağım. Henüz güvencemiz yerinde değildir. Evvelce Türkiye’deki yabancı teşebbüslerinin, yabancı amaçlarının içimizde uynadırdığı kaygılar, bütünüyle ortadan kalkmış değildir. Eğer bazen ihtiyatlı hareket ediyorsak, aşırı derecede kuşkulu davranıyorsak, bize çok pahalıya malolan özgürlüğümüzü kaybetmek korkumuzdandır.</p>
<p>Yüzyılardır düşmanlarımız Avrupa ulusları arasında Türklere karşı kin ve düşmanlık fikirleri telkin etmişlerdir. Batılı zihinlerine yerleşmiş olan bu fikirler özel bir zihniyet vücuda getirmişlerdir. Avrupa’da bugün de Türk’ün her türlü ilerlemeye düşman bir adam olduğu, moral ve fikir yönünden gelişmeye elverişsiz bir adam olduğu sanılmaktadır. Bu zihniyet hâlâ ve bütün olaylara rağmen mevcuttur. Bu çok büyük bir yanılgıdır. Cevabımı basitleştirmek için size şu örneği vereceğim: Farz ediniz ki, karşınızda iki adam var, bunlardan biri zengin ve emrine her türlü araç verilmiş, diğeri ise yoksul ve elinde hiçbir araç yok. İkincinin, bu araç gereç yoksunluğundan başka birinciden hiçbir eksikliği yoktur. İşte Avrupa ile Türkiye birbirine karşı bu durumdadır. Bizi aşağı olmaya mahkum bir halk olarak tanımakla yetinmemiş olan Batı, yıkılmamızı çabuklaştırmak için ne yapmak lazımsa yapmıştır. Batı ve Doğu zihinlerinde birbirine karşıt iki ilke söz konusu ise, bunun en önemli kaynağını bulmak için Avrupa’ya bakmalı. İşte Avrupa’da aralıksız mücadele ettiğimiz zihniyet budur.</p>
<p><strong>Yerine getirdiğimiz görevin esas ruhu tam bağımsızlık!</strong></p>
<p>Bizim huzur ve tatbik kabiliyeti gördüğümüz siyasi meslek, milli siyasettir. Dünyanın bugünkü umumi şartları ve yüzyılların dimağlarda ve karakterlerde topladığı hakikatler karşısında hayale kapılmak kadar büyük hata olmaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir. Milletimizin kuvvetli, mesut ve müstekar yaşayabilmesi için, devletin tamamıyla milli bir siyaset takip etmesi ve bu siyasetin iç teşkilatımıza tamamiyle uygun olması ve ona dayanması lazımdır. Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim mana şudur: Milli sınırlarımız içinde herşeyden önce kendi kuvvetimize dayanarak varlığımızı koruyup memleketin iç saadet ve imarına çalışmak!</p>
<p>İstiklali tam, bizim bugün, yerine getirdiğimiz görevin esas ruhudur. Bu görev, bütün millete ve tarihe karşı yerine getirilmiştir. Bilgin, bilgisiz, bütün halkımız belki içindeki zorlukları tamamiyle anlamaksızın, bugün yalnız bir nokta çevresinde toplanmış ve sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta, tam bağımsızlığımızın sağlanması ve sürdürülmesidir. Tam bağımsızlık denildiği zaman elbette siyasal, parasal, ekonomik, yasal, askeri, kültürel …vb her yönde tam bağımsızlık ve serbestlik demektir. Bu saydıklarımızın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk ulusun ve memleketin, gerçek anlamda bütün bağımsızlığından yoksun olması demektir.</p>
<p>Biz bunu sağlamadan ve elde etmeden barışa ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz. Görünüş ve yöntem bakımından barış yapabiliriz, anlaşma yapabiliriz, ama tam bağımsızlığımızı sağlayamayacak olan bu gibi barışlar ve anlaşmalarla ulusumuz hiçbir zaman canlılığa ve esenliğe erişmeyecektir. Belki, silahlı çarpışmasını bırakarak yıkıma sürüklenmeye yolaçmış olacaktır. Eğer ulusumuz bunu kabul etseydi, kabul edecek nitelikte bulunsaydı, iki yıldan beri savaşmak hiç de gerekli değildi.</p>
<p><strong>Türkiye’nin savunduğu bütün mazlum milletlerin davası</strong></p>
<p>Biz hakkımızı korumak, bağımsızlığımızı güven altına almak için, toptan bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı milletçe savaşmayı uygun gören bir doktrini izleyen insanlarız. Biz Batı empeyalistlerine karşı bağımsızlığımızı korumakla kalmıyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerinin güçleri ve bilinen her vasıtası ile Türk ulusunu emperyalizme araç olarak kullanmak isteyenlere engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz</p>
<p>Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye’ye ait olmadığını bütün arkadaşlarımız, ifade etmiş iseler de bunu bir defa daha teyit etmek lüzumunu hissediyorum. Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarfediyor. Çünkü müdafa ettiği, bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır. Ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir.</p>
<p>Bütün vatandaşlarım tarafından da paylaşılan kanaatim şudur ki, zulüm altında tutulan Asya ve Afrika halkları ile Batıdaki işçiler uluslararası kapitalizmin kendilerini, efendilerinin çıkarları için istismar etmek gayesiyle sabırlarını suistimal ettiklerini anladıkları ve çalışan kitleler tarafından sömürgeci siyasetin meşum tesirinin bilincine varıldığı zaman, burjuva sınıfının kuvveti ortadan kalkacaktır. Sovyetler Birliği’nin Avrupa işçileri üzerindeki yüksek manevi otoritesi ve Müslüman dünyasının Türk milletine olan bağlılığı, şimdiye kadar cehalet ve uyuşukluklarının neticesi olarak itaatleri sayesinde sömürgeci kuvvetini desteklemiş olan herkesi Batı emperyalistlerine karşı birleştirmeye samimi dostluğumuzun kafi geleceğini bize açık şekilde göstermektedir.</p>
<p><strong>Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak</strong></p>
<p>Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız!</p>
<p>Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki terakkiye ve refaha müteveccih olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklarıdır.</p>
<p>Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerinde milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır.</p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/somurgecilik-ve-emperyalizm-yeryuzunden-yok-olacaktir" title="mustafa kemal atatürk">mustafa kemal atatürk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/somurgecilik-ve-emperyalizm-yeryuzunden-yok-olacaktir" title="gazi mustafa kemal">gazi mustafa kemal</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/somurgecilik-ve-emperyalizm-yeryuzunden-yok-olacaktir" title="kemalizm ve emperyalizm">kemalizm ve emperyalizm</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/somurgecilik-ve-emperyalizm-yeryuzunden-yok-olacaktir" title="kemal atatürk">kemal atatürk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/somurgecilik-ve-emperyalizm-yeryuzunden-yok-olacaktir" title="mustafa kemal">mustafa kemal</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/korkmaya-devam-edin-cunku-ataturk-biziz" title="Korkmaya Devam Edin! Çünkü &#8216;ATATÜRK Biziz!&#8217;">Korkmaya Devam Edin! Çünkü &#8216;ATATÜRK Biziz!&#8217;</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milletin-bagimsizligini-yine-milletin-azim-ve-karari-kurtaracaktir" title="&#8221;Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır&#8221;">&#8221;Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır&#8221;</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/30-agustos" title="30 Ağustos">30 Ağustos</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/sevri-savunmak-emperyalizmi-savunmaktir" title="Sevr’i Savunmak, Emperyalizmi Savunmaktır">Sevr’i Savunmak, Emperyalizmi Savunmaktır</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/hadi-irkciliktan-bahsedelim" title="Hadi ırkçılıktan bahsedelim!">Hadi ırkçılıktan bahsedelim!</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/somurgecilik-ve-emperyalizm-yeryuzunden-yok-olacaktir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Erzurum Pasinler Depremi Ziyareti, Anımsattıkları</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-erzurum-pasinler-depremi-ziyareti-animsattiklari</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-erzurum-pasinler-depremi-ziyareti-animsattiklari#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 11:38:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[gazi mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[pasinler depremi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=4206</guid>
		<description><![CDATA[<img alt="" src="http://www.hakimiyetimilliye.org/thumbnail.php?file=1ATATURK/ataturkun_anilari_1_947566293.jpg&#038;size=article_medium" title="Atatürk&#039;ün Erzurum Pasinler Depremi Ziyareti, Anımsattıkları-Cevat KULAKSIZ" class="alignleft" width="250" height="200" />On binlerce kişinin öldüğü Haiti, Şili depreminden sonra ve birkaç gün önce Elazıg’da da olan 41 vatandaşımızı kaybettiğimiz depremleri anarken,  yurdumuzda olan nice depremlerden 1924 Erzurum Pasinler depremindeki ilginç olaylar aklımıza geldi. Cumhuriyetin birinci yılında olan bu depremde, Atatürk’ün engin halk sevgisini, felaketlerde halkı kucaklamasını ilginç örnekleriyle irdelemek istedik.

3 Eylül 1924 tarihinde Pasinler'de (Hasankale) Hınıs, Narman ve Erzurum’u da içine alan şiddetli bir deprem olmuş.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" class="alignleft" title="Atatürk'ün Erzurum Pasinler Depremi Ziyareti, Anımsattıkları-Cevat KULAKSIZ" src="http://www.hakimiyetimilliye.org/thumbnail.php?file=1ATATURK/ataturkun_anilari_1_947566293.jpg&amp;size=article_medium" alt="" width="300" height="237" />On binlerce kişinin öldüğü Haiti, Şili depreminden sonra ve birkaç gün önce Elazıg’da da olan 41 vatandaşımızı kaybettiğimiz depremleri anarken,  yurdumuzda olan nice depremlerden 1924 Erzurum Pasinler depremindeki ilginç olaylar aklımıza geldi. Cumhuriyetin birinci yılında olan bu depremde, Atatürk’ün engin halk sevgisini, felaketlerde halkı kucaklamasını ilginç örnekleriyle irdelemek istedik.</p>
<p><span id="more-4206"></span></p>
<p>3 Eylül 1924 tarihinde Pasinler&#8217;de (Hasankale) Hınıs, Narman ve Erzurum’u da içine alan şiddetli bir deprem olmuş. Pasinler (Hasankale)  ovasındaki köylerde ve Pasinler merkezde büyük hasar oluşmuştu.</p>
<p>O sıralarda Karadeniz Bölgesinde gezide bulunan Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya Pasinler&#8217;de ki deprem ve kayıplar hakkında bilgi verilmişti. Cumhurbaşkanı, derhal geziyi yarıda kesmiş, Samsun-Sivas yolu ile Erzurum&#8217;a geleceğini deprem bölgesine dâhil olacağını haber verdi. 2 Eylül 1924 Perşembe günü Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa ve mahiyetindekiler Erzurum&#8217;dan Pasinler’e hareket ettiler. Kafilede Eşi Latife Hanım, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Hamdullah Suphi (İstanbul Milletvekili), Kılıç Ali (Gaziantep Milletvekili), Rauf Bey (Rize Milletvekili), Cumhurbaşkanlığı Başkâtibi Tevfik Bey, Başyaver Rusuhi Bey, Muhafız Kıtalar Komutanı İsmail Hakkı Bey (Tekçe), Yaver Muzaffer Bey, Hususi Kalemden Memduh Bey, Vali ve diğer görevliler bulunuyordu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı heyetiyle birlikte Pasinler Halkının coşkun karşılamasıyla Hasankale&#8217; ye geldi. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, Hasankale&#8217; de depremin hasarını halktan öğrendi. Kış yakın olduğundan zamanında gerekli yardımların yapılması emrini verdi. Hasankale yakınındaki harap 6 köy gezildi.</p>
<p>Kurtarıcıyı aralarında görmenin gururunu taşıyan köylülerden biri, Atatürk’ün çok üzüldüğünü görünce, acıları ve yıkıntıları varken “esef etmeyiniz paşam. Hükümet-i Cumhuriyetimiz var olsun. Hiç bir şey istemeyiz. Onların sayesinde biz bu köyleri altından yaparız”, diye söylemiş, onu teselli etmiştir. Yoksul ama gönlü zengin yöre halkı, savaştan çıkmış devletimizin yoksulluğunu bildikleri için Kahraman Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın üzülmesini, kederlenmelerini istemiyorlardı. İşte, evleri yıkılmış, canlarını yitirmiş yöre halkı Atatürk’ü böylesine seviyorlardı.<br />
Hasankale’den sonra Köprüköy, Yağan, Emrekom, Mindivan, Komasor, Döllek köylerine gidildi. Köylüler ile Cumhurbaşkanın  harabeler arasında dertleşmesi pek samimi ve hazin olmuştur. Daha sonra Sarıkamış ve Kars tetkiklerini bitiren ve deprem yaralarını saran Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa 8 Eylül 1924&#8242; te Erzurum&#8217;a dönerken son defa Hasankale&#8217; den geçmiş ve halkın coşkun uğurlamasına teşekkür etmiştir. (Resme bakarsanız, köylülerin kiminin kafasında sarık, kimininkinde fes, takke var)</p>
<p><strong>KAHVEDE YA ZEHİR VARSA!</strong></p>
<p>Tarih 3 Eylül 1924&#8230; Meşhur Hasankale depremi Pasin ovasını yıkıp, yakmış&#8230; Atatürk depremzedeleri ziyaret ediyor. Azap Köyü yakınlarında çadırlara konuk olan Atatürk&#8217;e kahve ikram ediliyor. Horasanlı Ahmet Bey&#8217;de Atatürk karşılayanlar arasındadır. Köylüler Ahmet Baba&#8217;ya büyük hürmet ve saygı duymakta. Bu sebepten olsa gerek, görünüşte kahveyi de, ilk olarak ona sunuyorlar. Kahveyi alan Ahmet Bey hemen kahveyi yudumluyor ve Atatürk&#8217;e dönüp şöyle diyor: &#8220;Paşam, malum sizin düşmanınız çoktur. Ola ki, size ikram edilen yiyecek ve içeceklere de hayatınıza kastedecek nesneler katılabilir diye, bizimkiler kahveyi önce bana verdiler, ben de içtim ki, size bir zarar gelmesin&#8221; diyerek, binde bir de olsa bu tavrı ile kahvede zehir olabilir imasında bulunmuş, bir yandan ikramdaki kusuru düzeltmeye çalışıyordu.</p>
<p>Bu içten samimiyet, içten sevgi karşısında Atatürk çok memnun olur. Diğer yandan da hatalarını fark eden ikram sahiplerinin gönüllerini alıyor. Bu kahve olayı Türk halkının Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar gönülden sevdiğini, “tek ona bir şey olmasın” diye zehirlenmeye bile ondan önce razı olduklarını gösterir.</p>
<p>Bu kahve olayından hemen sonra, Atatürk, kahveyi kendinden önce alıp yudumlayan zata, “okuma yazma biliyor musun, nerede öğrendin, seni kim yetiştirdi” diye sorar. O da köy imamından öğrendiğini söyleyince Atatürk, o anda orada bulunan imamı yanına çağırır ve tebrik ederek şöyle der: “İşte bu milletin sizin gibi aydın hocalara ihtiyacı var”…</p>
<p><strong>DEPREMZEDE ÇOCUKLARINA KİTAP</strong></p>
<p>1924 yılında Erzurum’da yaşanan büyük depremin ardından İstanbullu kitapçı İbrahim Hilmi Bey, deprem felaketzedelerinin çocuklarına o zamanın bin liralık kitap bağışlar. Bunu duyan Mustafa Kemal Atatürk kendisine şu telgrafı çeker:</p>
<p>“İstanbul’da Babıâli Caddesi’nde Kitapçı İbrahim Hilmi Bey’e,<br />
Erzurum zelzele felaketzedeleri çocuklarına hediye ettiğiniz kitaplar dolayısıyla çok teşekkür ederim. Memleketin ilim ve irfanı için bu vesile ile gösterdiğiniz alakayı kıymetli buldum.<br />
İlim ve irfan ile donanmış bir kavim her nevi felakete, tabiatten gelse bile, çare bulabileceğine işaret olan bu nevi bağışınız bütün milletçe takdire değer manadadır”.</p>
<p>İşte Kurtuluş Savaşından yeni çıkmış TC nin İlk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, halkının eğitimine, kültürüne bu denli özen gösteriyor, saygı gösteriyordu. Türk halkı da onu bağrına basıyor, hem de yüreğine saklıyor; -aman bir şey olmasın, yani zehirlenmesin, zehir varsa ben zehirleneyim, atamıza bir şey olmasın- diye, görgü nezaketi bir yana bırakıp, bir saray çeşnibaşısı gibi kahveyi önce kendi yudumluyor, kontrol ediyordu. Savaşların, depremlerin, kıtlıkların yoğurduğu Türk halkı, şimdiki Atatürk düşmanlarına inat, işte bu denli içten seviyordu Atatürk’ü… Dünyada hangi milletin ferdi atasını bu denli sevebilirdi… Bu sevgi ta yürekten gelen bir sevgidir. Bu sevgiyi başka ne anlatabilir ki… Yüreği Türklük, halk sevgisi ile dolu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, şimdikilerin dediği gibi “ananı da al git” diye halkını azarlamak şöyle dursun, yoksulluk içinde, depremde ezilmiş halkının yoksul çadırında sevgiyle sunulmuş kahvesini içmekte; o yardım çadırında, yoksul ama yüreği sevgi dolu halkının havasını solumakta.</p>
<p>Erzurum ve çevresinde 1924 yılının 13 Mayısında meydana gelen depremin ardından 6 Eylülde de çok daha şiddetli ikinci bir afet yaşandı. Erzurum ve ilçelerinde 2. depremde 214 kişi yaşamını yitirmiş, 1119 hayvan telef olmuştur. Ayrıca 3 bin 787 konut tamamen yıkılmış, 2 bin 514 hane ise hasar görmüştü.</p>
<p>Atatürk, 13 Mayıs depremini, yurt gezisinde olduğu Trabzon&#8217;da öğrenmiş ve gezisini yarıda keserek Erzurum&#8217;a gelmeye karar vermişti. Trabzon&#8217;dan Erzurum&#8217;a gelme imkânı bulamayan Mustafa Kemal, zor bir yolculuk sonrası Samsun&#8217;a, oradan da afet bölgesine ulaştı. 30 Eylülde halk tarafından coşkuyla karşılanan Atatürk, hemen afetzedelerin yaralarının sarılması için çalışmalara başladı.</p>
<p><strong>HALKA ÖRNEK OLUYOR</strong></p>
<p>Erzurum&#8217;da yer sarsıntılarının devam etmesi nedeniyle vatandaşların korktuğu için evlerine girmediklerinden, Atatürk&#8217;e de kalması için vilayet konağı ve Mevki Kumandanlığı&#8217;nda iki yer ayrıldığını ancak çevresindekilerin &#8221;ne olur ne olmaz çadırda kal&#8221; tavsiyesinde bulunmuşlardı. Atatürk birkaç yeri çatlamış Hükümet Konağı&#8217;nda yatmakta ısrar etmiş ve bu halk üzerinde olumlu bir etki yapmıştı.</p>
<p><strong>DEPREMİN YAPTIĞI TAHRİBATI GÖRMEK İÇİN</strong></p>
<p>Atatürk&#8217;ün depremin yarattığı tahribatı görmek için 2 Ekimde Pasinler ilçesine gitmiş, daha sonra Köprüköy, Yağan, Emre, Buğdaylı gibi bölgelerdeki köylerde incelemeler yaparak halkın sorunlarını dinlemişi. Atatürk, Sarıkamış ve Kars&#8217;ta da incelemeler yapmış, daha sonra tekrar Erzurum&#8217;a dönmüştü.</p>
<p>Atatürk deprem bölgesine gelene kadar bazı çalışmalar yapılmış ama bunlar yetersiz kalmıştı. O nun bölgeye gelmesiyle depremle ilgili çalışmaların boyutu değişti. Savaş yıllarından perişan çıkan Erzurum halkı, depremle iyice sefalete sürüklenmişti. Atatürk&#8217;ün varlığı ve çalışmalarıyla devletin imkânları bölgeye hızlı bir şekilde gelmeye başlamış. Gazi, bölgedeki günlerinde ve Ankara yolculuğunda dahi bütün çalışmaları kontrol altında tutup yönlendirmiş. O&#8217;nun varlığının Erzurum insanı için hem çok büyük mutluluk olduğunu görüyoruz.</p>
<p><strong>ATATÜRK DOKTORLARA KIZINCA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Atatürk’ün, bölgede tespit ettiği ve yokluğundan dolayı sinirlendiği en önemli eksikliğin doktorsuzluk olduğunu ve bu sorun için Başbakan İsmet İnönü&#8217;ye, “ültimatomu andıran” bir telgraf göndermiş, depremden etkilenen bazı ilçelerde doktorun olmadığını görünce Başbakan İnönü&#8217;ye çektiği telgrafta “buralara acilen doktor ataması yapılmasını” istemişti.</p>
<p>Aslı Başbakanlık arşivlerinde bulunan 5 maddelik telgrafın son maddesi ise çok ilginçtir. Yaptığı incelemeler ve görüşmeler sonrası edindiği bilgilere telgrafında yer veren Atatürk, sivil ve askeri doktorların bölgeye gelmekten kaçınarak, İstanbul&#8217;daki sağlık kurumlarında yerleşmeyi tercih ettiklerini, İstanbul haricine tayin çıkanların da memuriyetten istifa ederek görev yerlerine gitmediğini anlatan telgrafında, İstanbul&#8217;da bulunan sivil ve askeri doktorların deprem bölgesine tayin edilmesini istemiştir. Atatürk, tayin emrine uymayanlar için de gerekli muamele yapılmasını, yapılacak en hafif işlemin ise vatan hizmetinden kaçtıkları için memuriyet ve mesleklerinden ilişkilerinin kesilmesi olacağını belirtmiştir.</p>
<p>Savaş yılları ve deprem felaketinin acılarıyla kıvranan bölgedeki sağlıksızlığı yakından gözleyen Gazi, aslında telgrafındaki sert ifadelerle hükümeti de ihtar etmiş oluyordu.</p>
<p>Mustafa Kemal sayesinde doktor sorunun da birkaç gün içinde çözülmüş, hiç doktor görmeyen bölgelere doktorlar atanmıştı.</p>
<p><strong>37 GÜNDE KONUT SORUNU ÇÖZDÜ</strong></p>
<p>Depremde evleri yıkılan, ahırları çöken vatandaşın kurtuluşu için kış öncesi barınma yerlerinin yapılmasının büyük önemi olduğundan, Cumhurbaşkanı Atatürk&#8217;ün çabasıyla halledilmişti. Konutların yapımı için askeri de görevlendirmiş, konutlar ile barakaların yapımına hemen başlanmıştır.</p>
<p>Yıkılan köylerini, evlerini terk etmek istemeyenler ev yapım çalışmalarında görev almışlar; 8 Ekimde başlayan çalışmalarla 13 Kasımda evler yapılarak bölge insanının barınma sorunun çözülmüştü.</p>
<p>Deprem bölgesinde tamamen yıkılan okul binaları ve karakolların yerine baraka yapılmış, hasar görenlerin onarılmış, bu çalışmalar da 15 gün gibi kısa sürede tamamlanmıştı. Afetzedeler kısa sürede evlerine kavuşmaktan mutluluk yaşamışlar ve bunu Mustafa Kemal&#8217;e borçlu oldukları için depremde büyük zarar gören Pasinler ilçesi halkı yapılanlara teşekkür için TBMM&#8217;ye telgraf çekmişler, bu telgrafta Atatürk&#8217;e de duydukları minnetlerini dile getirmişlerdi.</p>
<p><strong>ATATÜRK OLMASAYDI</strong></p>
<p>Atatürk&#8217;ün özverili çalışmasıyla deprem bölgesinde halkın tüm yaraları kısa sürede sarılmış, afetzedeler için yapılan zeminlik ve barakaların halkın normal konutlarından daha güzel olduğunu söylemişler. Binaların eskisinden daha iyi olduğunu gören halk başka bölgelere gitmekten vazgeçmişlerdi. Çok kısa bir zamanda ve rekor sayılabilecek bir şekilde inşaatların bitilmesi, elbette Atatürk sayesinde olmuştu. Atatürk’ün bu konudaki azim ve iradesi olmasaydı 1924 deprem sonrası yaklaşan kış mevsimi nedeniyle büyük trajediler yaşanırdı.</p>
<p><strong>GÜNÜMÜZLE KIYASLAYIN</strong></p>
<p>1924 den, o zamanın bilgi, kültür, olanak yönünden çok daha ileri olması gereken 85 yıl sonraki günümüz Türkiye’sine,  2009 yılına gelelim. 85 yıl sonra da, artan oranda, günümüz yöneticilerinin bilime, kültüre, kitaba çok daha fazla önem vermesi gerekemez mi? Sadece şu örnekleri vererek günümüz yöneticilerinin, bilime kültüre, kitaba ne denli ilgisiz kaldıklarını, kafalarında bilim ve kültür aydınlığı yerine kin ve intikam duygularının yerleştiğini görelim:</p>
<p>1-Yazdığı bir kitap yüzünden tutuklanan ve halen 14 aydır içerde bulunan Ergün Poyraz’ın durumunu bir düşünün. Yargılansa serbest kalacak Ergün Poyraz bir türlü mahkemeye çıkarılmıyor. Bunun için, bu ne kin, bu ne cehalet demez misiniz? Atatürk’ün ölümünden özellikle 1950 ve de 1960 dan sonra günümüze kadar kitap yazan yazarlar ve gazetecilerin tutuklanmalarını, katledilmelerini, kitaplarının toplatılmalarını -ne ki yakılan ve imha edilen kitapları- bir düşünelim. Bir de, Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, bin liralık kitap bağışladı diye takdir eden telgrafını düşünürsek üzüntüden içimiz kararır.</p>
<p>2-Yoksul çocuklarının, özellikle kız çocuklarının okuması için ömrünü harcayan Prof. Dr. Türkan Seylan’a yapılan haksızlıkları bir anımsayınız. Yoksul çocukları okusun diye, topladığı paraları yoksul çocuklarına burs olarak harcayan bu yürekli kültür kahramanı Türk kadına yapılan reva mıdır? Terörist çocuklarına da burs veriyor diye terör örgütüne yardım ve yataklıktan sayıp hakkında dava açılarak, hastanede kanserle pençeleşen Türkan Saylan’ı Ergenekon furyasından nerede ise sedye ile gözaltına alıp derdeste tutuklayacaklardı. Keşke okutsaydı da, teröristlerin, kanlı katillerin çocuklarını çok sayıda okutsaydı. Halkımız tarih boyunca ne çekmişse, ne çekiyorsa cehaletten çekmektedir. Türkan Saylan gibi cehalet savaşçıları, övülmeye kutsamaya layık kültür kahramanlarıdır.</p>
<p>Ya şimdilerde, bırakın örgütçü saydığınız yoksul halkın çocuklarını okutmak, burs vermek şöyle dursun, o çocukların babalarına “açılım” maçılım diyerek kol kanat germiyor musunuz?</p>
<p>O kahraman cehalet savaşçısı kadının Türkan Saylan’ın, o yoksul çocuklarına hizmet etmekten mutlu bu dünyadan göçerken, cenazesine iktidarın tek bir adamının bile katılmadıklarına tanık olduk; bir çelengi esirgemişlerdi, bırakın çelengi arkası süre, yandaş basın, iktidarın besleme gurka takımı, ileri geri dedilikodulu yazılar yazmışlardır. Kendisi çağdaş kadın görünümündeki Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, sizin konumunuzdaki başka bir çağdaş ülkenin milli eğitim bakanı, Türkan Saylan’ı “kahraman” ilan eder, madalyalar verirdi. Ama siz ve iktidarınız çok büyük vefasızlık yaptınız Türkan Saylan’a karşı. Tabanınızın mahalle baskısından yılıp onu savunmadınız, takdir etmeniz, ödüllendirmeniz gerekirken, ne ki cenazesine bile katılmadınız sanki cüzamlı sandınız.  Ömrünce cüzamla ve de cehaletle savaşan bu yiğit Türk kadınına vefasızlık yaptınız. Ruhu şad olsun.<br />
Doğunun yoksul çocuklarına kitap hediye etti diye, yayınevi sahibine teşekkür telgrafı çeken Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ile ömrünü eğitime, kültüre vermiş Türkan Saylan’ı ve de sizin vefasız tavrınız kıyaslayın, çocuklarımızın gelecekte kınayacağı tavır içindeydiniz.</p>
<p>Burada noktayı koyup yazımı göndereceğim sırada, Türkan Saylan’dan dolayı Kars Digor Dağpınar Beldesinde  “Çağdaş Yaşam İlköğretim Okulu” isminin değiştirildiği”, okulun yapılması sırasında yapılan sözleşmede, “isminin değiştirilemeyeceği” maddesi olduğu için yargıya başvurulduğu yazısını okuyunca, şok oldum, bu ne kin bu, bu ne düşmanlık, diye düşündüm.</p>
<p>3-“Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), tarihin en tartışmalı ve çekişmeli yarışı sonucu yeni başkanını seçti. Bu seçimde bizi ilgilendiren, başta Amerika olmak üzere birçok batılı aydın tarafından UNESCO başkanlığı için Zülfü Livaneli önerilmişti. Bu önerilerini Türk Dışişleri’ne ilettiklerinde ise beklemedikleri bir cevapla karşılaştılar. Türk Dışişleri, ünü yurda dışına yayılmış bestekâr, yazar bir Türk aydını Zülfü Livaneli’ye karşı çıkarak, “Mısır’a daha önceden verilen bir söz ve uluslararası çıkarlar nedeni ile hem “sıranın Araplarda olduğu” gerekçe göstererek öneriyi reddetti. Seçimlerde Mısır Kültür Bakanı Faruk Hünü’yü destekledi. Düşünebiliyor musunuz, kendi aydın yurttaşını Zülfü Livaneli”yi (hem de dışarıdan aday gösterileni) öteleyip, başka devletin adayını seçiyor, TC nin yönetimi.</p>
<p>Daha önce, tarihte en meşhur İskenderiye Kütüphanesinin yakıldığı bu beldenin Kültür Bakanı Faruk Hüsnü, “gerekirse kitap yakarım” diyerek dünyada tepki çekmesine karşın, Dışişlerimiz onu tercih ediyordu. Dünya çapında bir kültür kuruluşunun (UNESCO’nun) başına, başka devletten, Zülfü Livaneli teklif ediliyor, bizim Dışişlerimiz onu dışlayarak “kitap yakarım” diyen bir Arap’ı aday gösteriyor. Ülkemiz adına bu nasıl milliyetçilik, bu nasıl kültür anlayışı anlamak mümkün değil. Neymiş, Zülfü Livaneli eskiden CHP milletvekili ve şimdilerde Vatan’da yazıyormuş. Bu nasıl kin, bu nasıl aymazlık?</p>
<p>Toplumca, ondan sonra gelen yöneticilerin aymazlığı ile Atatürk zamanın kalkınma heyecanını taşıyamadık, olar gibi atılımlı olamadık. O nun ölümünden sonra, hiçbir zaman o aydınlanma devrinin devrimci ivmesini yaşayamadık. Bu yetmiyormuş gibi, Başbakan RTE ikide bir, yaptıklarını, “70 yıllık” Laik TC ile kıyaslama yapmakta; yandaş gazeteler “1923 te kuruldu, 2009 arınıyor”(Taraf) gibi başlıklar atarak, laik Cumhuriyetle hesaplaşma eğilimlerini ima etmekteler.  Atatürk’ün savaştığı Emperyalizmin şimdiki temsilcileri, 300 yılda alamadıklarını, her konuda irticai tavır içinde (ve bu nedenle yüksek yargıdan ceza alan) RTE-AKP iktidarında almışlardır. Ülkemiz onlar sayesinde, IMF denilen yeni Duyun-u Umumiye kıskacına girmiştir.  Yeni bir Kuvay-i Miliye, Müdafaa-i Hukuk ruhu şahlanmalıdır.</p>
<p><strong>Cevat KULAKSIZ</strong></p>
<p><strong>SON NOTLAR</strong></p>
<p>1-Pasinler (Hasankale) sitesinden alındı. (<a href="http://www.pasinlerdh.gov.tr/ana/ilcemiz/ata.htm">www.pasinlerdh.gov.tr/ana/ilcemiz/ata.htm</a>)<br />
2-Kitabın Gösterdiği Gerçek Taylan Özbay Y.A.R.Müdafaa-i Hukuk Kasım 2009 sayı 134 sf 58<br />
3-http://ilhank.blogcu.com/1924-erzurum-depremi-ve-ataturk/370589 Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih  Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Ethem Atnur<br />
4-Milliyet 3.12.2009 sf 13<br />
5-Kitabın Gösterdiği Gerçek Taylan Özbay Y.A.R.Müdafaa-i Hukuk Kasım 2009 sayı 134 sf 58</p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-erzurum-pasinler-depremi-ziyareti-animsattiklari" title="pasinler depremi">pasinler depremi</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-erzurum-pasinler-depremi-ziyareti-animsattiklari" title="pasinlerin 13 mart ilköğretim tek tek resimleri">pasinlerin 13 mart ilköğretim tek tek resimleri</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-erzurum-pasinler-depremi-ziyareti-animsattiklari" title="atatürk vatan ve millet sevgisi anıları">atatürk vatan ve millet sevgisi anıları</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-erzurum-pasinler-depremi-ziyareti-animsattiklari" title="gazi mustafa kemal bizim kyde erz azap köyü">gazi mustafa kemal bizim kyde erz azap köyü</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-erzurum-pasinler-depremi-ziyareti-animsattiklari" title="1924 erzurum pasinler depremindeki">1924 erzurum pasinler depremindeki</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ata-diktator-olsa-bunlari-yapar-miydi" title="Ata, Diktatör Olsa Bunları Yapar Mıydı?">Ata, Diktatör Olsa Bunları Yapar Mıydı?</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-21-yuzyilda-da-kazanacak" title="Atatürk 21. Yüzyılda da Kazanacak">Atatürk 21. Yüzyılda da Kazanacak</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kaderimizi-tayin-eden-adam" title="Kaderimizi Tayin Eden Adam">Kaderimizi Tayin Eden Adam</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/pkk-teroru-ve-van-depremi" title="PKK Terörü ve Van Depremi">PKK Terörü ve Van Depremi</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/turk-milli-mucadele-hareketi-ve-kuva-yi-milliye-ruhu" title="Türk Milli Mücadele Hareketi ve Kuva-yı Milliye Ruhu">Türk Milli Mücadele Hareketi ve Kuva-yı Milliye Ruhu</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-erzurum-pasinler-depremi-ziyareti-animsattiklari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

