<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kemalist Gençler &#187; Atatürk İlkeleri</title>
	<atom:link href="http://www.kemalistgencler.com/kategori/ataturk-ilkeleri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kemalistgencler.com</link>
	<description>Kemalist</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 14:54:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Kendi İfadesiyle İlkelerinin Tanımı</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-kendi-ifadesiyle-ilkelerinin-tanimi</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-kendi-ifadesiyle-ilkelerinin-tanimi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Aug 2010 08:29:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk İlkeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=2749</guid>
		<description><![CDATA[<img class="alignleft" title="Atatürk'ün Kendi İfadesiyle İlkelerinin Tanımı" src="http://img843.imageshack.us/img843/9900/6ok.png" alt="" width="200" height="148" />I. TEMEL İLKELER

1- Cumhuriyetçilik

Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.(1924)

Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933)

Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir... (1925)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" class="alignleft" title="Atatürk'ün Kendi İfadesiyle İlkelerinin Tanımı" src="http://img843.imageshack.us/img843/9900/6ok.png" alt="" width="200" height="148" /><strong><span style="color: #ff0000;">I. TEMEL İLKELER</span></strong></p>
<p><span id="more-2749"></span></p>
<p><strong>1- Cumhuriyetçilik</strong></p>
<p>Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.(1924)</p>
<p>Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933)</p>
<p>Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir&#8230; (1925)</p>
<p>Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki, onun adı cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)</p>
<p><strong>2- Milliyetçilik </strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. (1930)</p>
<p>Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı, hep bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır. (1923)</p>
<p>Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)</p>
<p><strong>3- Halıkçılık</strong></p>
<p>İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamızla tespit edilmiştir. (1921)</p>
<p>Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir. (1921)</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibarıyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir. (1923)</p>
<p><strong>4- Devletçilik</strong></p>
<p>Devletçiliğin bizce anlamı şudur: kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)</p>
<p>Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. (1930)</p>
<p>Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiçbir piyasa da başıboş değildir. (1937)</p>
<p><strong>5- Laiklik</strong></p>
<p>Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930)</p>
<p>Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (1930)</p>
<p>Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926)</p>
<p><strong>6- Devrimcilik</strong></p>
<p>Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görüşleriyle medeni bir toplum haline ulaştırmaktır. (1925)</p>
<p>Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. (1925)</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">II- BÜTÜNLEYİCİ İLKELER</span></strong></p>
<p><strong>1- Milli Egemenlik</strong></p>
<p>Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu milli egemenliktir; milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitliğin ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla milli egemenliği sağlamış bulunmasıyla devamlılık kazanır. Bundan dolayı hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. (1923)</p>
<p><strong>2- Milli Bağımsızlık</strong></p>
<p>Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. (1921)</p>
<p>Türkiye devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. (1923)</p>
<p><strong>3- Milli Birlik ve Beraberlik </strong></p>
<p>Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. (1919)</p>
<p>Biz milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz. (1936)</p>
<p>Toplu bir milleti istila etmek, daima dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir. (1919)</p>
<p><strong>4- Yurtta Sulh (Barış), Cihanda Sulh </strong></p>
<p>Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz. (1931)</p>
<p>Türkiye Cumhuriyetinin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakisinde en esaslı amil olsa gerekir. (1919)</p>
<p>Sulh milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur. (1938)</p>
<p><strong>5- Çağdaşlaşma</strong></p>
<p>Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz. (1925)</p>
<p>Biz batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (1926)</p>
<p><strong>6- Bilimsellik ve Akılcılık </strong></p>
<p><strong>a) Bilimsellik:</strong></p>
<p>Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. (1924)</p>
<p>Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet bilimdir. (1933)</p>
<p><strong>b)</strong> <strong>Akılcılık:</strong></p>
<p>Bizim, alık, mantık, zekayla hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. (1925)</p>
<p>Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. (1926)</p>
<p><strong>7- İnsan ve İnsanlık Sevgisi</strong></p>
<p>İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. (1931)</p>
<p>Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. (1936)</p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-kendi-ifadesiyle-ilkelerinin-tanimi" title="atatürk ilkeleri">atatürk ilkeleri</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-kendi-ifadesiyle-ilkelerinin-tanimi" title="atatürk ve ilkeleri">atatürk ve ilkeleri</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-kendi-ifadesiyle-ilkelerinin-tanimi" title="6 ilke">6 ilke</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-kendi-ifadesiyle-ilkelerinin-tanimi" title="ilkelerimiz neler olmeli">ilkelerimiz neler olmeli</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-kendi-ifadesiyle-ilkelerinin-tanimi" title="atatürk ilkeleri cumhuriyetçilik">atatürk ilkeleri cumhuriyetçilik</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/en-buyuk-turk-devrimi-cumhuriyet" title="En Büyük Türk Devrimi Cumhuriyet">En Büyük Türk Devrimi Cumhuriyet</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami" title="19 Mayıs Atatürk&#8217;ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı">19 Mayıs Atatürk&#8217;ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kurtulus-yolumuz" title="KURTULUŞ YOLUMUZ">KURTULUŞ YOLUMUZ</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/habur-catlagi-ayari-bozdu" title="Habur çatlağı &#8216;ayar&#8217;ı bozdu!">Habur çatlağı &#8216;ayar&#8217;ı bozdu!</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/arat-ne-yazik-ki-mustafa-kemalin-dusu-gerceklesemedi" title="Arat: &#8220;Ne yazık ki Mustafa Kemal&#8217;in düşü gerçekleşemedi.&#8221;">Arat: &#8220;Ne yazık ki Mustafa Kemal&#8217;in düşü gerçekleşemedi.&#8221;</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-kendi-ifadesiyle-ilkelerinin-tanimi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk Milliyetçiliği</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 09:50:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[kemalist milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[türk milliyetçiliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=2028</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk İlkeleri, genel anlamda bir milletin uygarlık alanında varlığını kanıtlamasını ve içinde bulunduğu uygarlık çağına katkıda bulunmasını sağlayacak bir yönetim sisteminin dayanaklarıdır. Bu ilkelere kısaca, uygar bir yönetim sisteminin temel taşlarıdır, diyebiliriz. Atatürk İlkelerinin amacı ise “Yurtta barış, dünyada barış”ı gerçekleştirmektir. Bu ilkelerin, çağımızın içinde bulunduğu sorunların tümüne çözüm getirmesi, bu tanımlamamızın zorunlu sonucu olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk İlkeleri, genel anlamda bir milletin uygarlık alanında varlığını kanıtlamasını ve içinde bulunduğu uygarlık çağına katkıda bulunmasını sağlayacak bir yönetim sisteminin dayanaklarıdır. Bu ilkelere kısaca, uygar bir yönetim sisteminin temel taşlarıdır, diyebiliriz. Atatürk İlkelerinin amacı ise “Yurtta barış, dünyada barış”ı gerçekleştirmektir. Bu ilkelerin, çağımızın içinde bulunduğu sorunların tümüne çözüm getirmesi, bu tanımlamamızın zorunlu sonucu olarak karşımıza çıkar.</p>
<p><span id="more-2028"></span></p>
<p>Önce Atatürk İlkelerinin diziliş sırasına bakarak düşüncemizi açıklamaya çalışalım:</p>
<p><strong>1-</strong> Milliyetçilik, <strong>2-</strong> Halkçılık, <strong>3-</strong> Cumhuriyetçilik, <strong>4-</strong> Lâiklik, <strong>5-</strong> Devletçilik, <strong>6-</strong> İnkılâpçılık.</p>
<p>Bu sıralama, bir milletin varlığından başlayarak diğer ilkelerin getireceği düşüncelerin tümünün nedenlerinin açıklanmasındaki bilimsel bağlantıyı göstermektedir, ilkeler arasındaki bağlantı, bireyden başlayarak bir milleti oluşturan insanların bir arada yaşarken uygar bir biçimde, yani insanca yönetilmelerinde göz önünde bulundurulması gereken olgulara dayanmaktadır. O halde Atatürk ilkelerinin kaynağı insandır. İnsanın olmadığı yerde ne yönetim sorunu, ne uygarlık, ne ekonomi ve ne de bilim vardır.</p>
<p>Biz bu yazımızda, Atatürk ilkelerinden “milliyetçiliği” konu almış bulunuyoruz.</p>
<p>Atatürk, milliyetçilik ilkesiyle, Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatacak olan Türk Milletinde bir millî benlik duygusu yaratarak bu duyguyu bilinçlendirmek istemiştir.</p>
<p>Böylece millete ortak bir davranış birlik ve beraberliğini sağlamayı amaçlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu toplumu içersinden çıkarttığı Türk milletinin “Ben kimim?” sorusunu yanıtlamıştır. Millete önce bir kimlik vermiştir. Hemen bunun ardından milletin niteliğini açıklamıştır. Burada, Yeni Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı boyunca ve tarihte Türklerin gösterdiği kahramanlıkları kanıt olarak kullanmıştır.</p>
<p>“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” “Dünya yüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski bir yurt, ondan daha temiz bir millet yoktur. Ve bütün insanlar tarihinde görülmemiştir.” 1 diyerek milletine tarih kökeninden gelen bir isim takmıştır. Bu ismi milletine benimsetmeye çalışmış, tarihte Türklerin yeteneklerini, özelliklerini ve kurdukları uygarlıkları anlatmıştır.</p>
<p>Yaptığı ve yapacağı inkılâbın tümünü Türk Milletine mal etmiş, “Türk Milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasal ve sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir. Sizsiniz. Milletimizde bu yetenek ve gelişme gücü mevcut olmasaydı onu yaratmağa hiçbir kuvvet ve kudret yeterli olamazdı.” 2 demiştir.</p>
<p>Yeni Türkiye’nin kuruluşunu izleyen yıllarda ise Atatürk, Türk Milletinin kendi kendisini tanıması konusunu, eğitim yoluyla bilinçlendirmeye başlamıştır. Türk Milletinin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşları olarak kim olduğu, ne olduğu, nereden geldiği, gelecekte ne olacağı; vatandaşların hakları, özgürlükleri, devlet ile karşılıklı görev ve yetkilerinin neler olduğunu öğreten bir kitabın müsveddelerini kendisi yazmıştır. “Yurttaş îçin Medenî Bilgiler” adıyla yayınlanan bu kitapta, Türk Milletinin düşünce yapısı içinde güçlendirmeyi istediği konulara yer vermiştir. Bunların tümünü gözden geçirdikten sonra, millî eğitim programlarına koydurarak Türk gençliğinin inkılâplar doğrultusunda eğitilmesini başlatmıştır. 3</p>
<p>Medenî Bilgiler kitabında Türk Milleti konusunda özetle şu bilgiler yer almaktadır:</p>
<p>“<strong>1)</strong> Türk Milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle yönetilir bir devlettir.</p>
<p><strong>2)</strong> Türk devleti lâiktir. Her reşit olan, dinini seçmekte serbesttir.</p>
<p>Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay dildir.”&#8230; “Türk dili, Türk Milletinin kalbidir, beynidir.”4</p>
<p>“Türk Yurdu” konusunda ise, kitapta ‘Misak-ı Millî’ ile çizilmiş olan sınırlar içindeki Yeni Türkiye toprakları tanımlanmaktadır. “Yurdumuz, Türk Milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarının derinliklerinde mevcudiyetlerini muhafaza eden eserleriyle yaşadığı bugünkü siyasal sınırlarımız içindeki yurttur. Vatan, hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir kütledir.” 5 denilmektedir.</p>
<p>Atatürk’ün ‘Millet’ başlığı altında yapmış olduğu tanımlamaların açıklamalarında Atatürk İlkelerinin tümünün yer aldığı görülür. Millî duygu, egemenlik, cumhuriyet, lâiklik, özgürlük ve insanlık sevgisi bu tanımlamalarda açık şekilde yer almaktadır.</p>
<p>Atatürk, Türk yurdunda yaşayan kişilerin tümünün, Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşları olduğunu şöyle açıklamaktadır:</p>
<p>“<strong>a)</strong> Siyasî varlığımızın haricinde, başka ellerde, başka siyasî zümrelerle isteyerek veya istemeyerek kader birliği etmiş, bizimle dil, ırk, köken birliğine sahip ve hatta yakın uzak tarih ve ahlâk yakınlığı görülen Türk cemaatleri vardır. Bu durum, bugünkü Türk Milletinin birlik ve beraberliğini asla bozamaz.</p>
<p><strong>b)</strong> Bugünkü Türk Milletinin siyasal ve sosyal topluluğu içinde kendilerine kürdük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat geçmişin baskı dönemleri ürünü olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olan birkaç mürteci beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde kederden başka bir etki yapamamıştır. Çünkü, bu millet fertleri de bütün Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar.</p>
<p><strong>c)</strong> Bugün içimizde bulunan Hristiyan, Musevi vatandaşlar geleceklerini ve talihlerini Türk milletine içten gelen bir istekle bağladıktan sonra kendilerine, yan gözle bir yabancıya bakıyormuşcasına bakmak uygar Türk Milletinin asil ahlâkından beklenebilir mi?” 6 Atatürk bu düşüncenin de Türk Milletinin bilincine yerleştirilmesine özellikle önem vermiş ve milletin genel tanımını yaparak:</p>
<p>“<strong>a)</strong> Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan,</p>
<p><strong>b)</strong> Beraber yaşama konusuna istek gösteren ve bu müşterek arzuda samimi olan,</p>
<p><strong>c)</strong> Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa millet adı verilir.” demiştir.</p>
<p>Bu tanım incelenecek olursa, bir milleti teşkil eden insanların ilişkilerindeki kıymet, kuvvet ve vicdan özgürlüğüyle insanî duyguya gösterilen riayet kendiliğinden anlaşılır. “Bir millet teşekkül ettikten sonra devlet hayatında, ekonomik ve düşünce hayatında müştereken çalışmak sayesinde vücuda gelen millî harsta (kültür) şüphesiz milletin her ferdinin çalışma hissesi, iştiraki, hakkı vardır. Buna göre, bir harstan olan insanlardan mürekkep cemiyete millet denir, dersek milletin en kısa tarifini yapmış oluyoruz.” 7 demiştir.</p>
<p>Kitapta milliyet tanımının açıklamasını da yapıyordu. Bu açıklamaya göre: Milleti millet yapan düşünce gücünün temelini milliyetçilik teşkil etmektedir. Milliyetçilik, millî benlik, millî birlik, millî ahlâk, millî ekonomi, uygarlık ahlâkı, millî duygu ve insanî duygunun birleşmesinden meydana gelmiştir. Türk Milletinin düşünce yapısı içinde güçlü bir şekilde bilinçlendirilecek olan bu duygulardır. Bu duygulara sahip olan milletler, millî çıkarlar doğrultusunda bir çalışma düzeyi yaratabilirler. Ancak, bu çalışmaların tümünün, devlet eliyle düzenlenecek millî eğitim programlarıyla toplumun beyninde bilinçlendirilmesi gerekir. Aksi halde toplumu meydana getiren insanların Türk İnkılâbı doğrultusuna yöneltilebilme-lerine imkân yoktur. Milliyet kavramının kendine özgü ilkeleri vardır. “Bir milletin diğer milletlere oranla tabiî veya müktesep özel karakterler sahibi olması, diğer milletlerden farklı bir uzviyet teşkil etmesi, ekseriya onlardan ayrı olarak, onlara paralel inkişafa saî bulunması keyfiyetine milliyet prensibi denir. Bu prensibe göre, her fert ve her millet kendi kişisel ve millî konularında özgür olmak hakkına sahiptir.” &#8230;”Bu prensip, bize hangi milletlerin özgür, hangilerinin özgürlüğünden şu veya bu şekilde mahrum olduklarını, yani millet adını taşımaya lâyık olmadıklarını kolaylıkla gösterir.” 8</p>
<p>Milliyet kavramının temelinde milleti oluşturan bireylerin özgürlükleri yer almaktadır. Bu özgürlük, insanların karşılıklı ihtiyaçlarından doğan bağlar ile sınırlandırılmıştır.</p>
<p>Atatürk düşünüşünde “milliyet meselesi kişisel ve müşterek özgürlük meselesidir.” 9</p>
<p>“Söz konusu özgürlük, sosyal ve uygar insan özgürlüğüdür.”10 Toplum içinde yaşamayan bireylerin özgürlüğü hiçbir anlam taşımaz. Bu nedenle insanlar bir araya gelerek, milletler halinde yaşamak zorundadır. Uluslararası ilişkilerde her millet ve milliyetin kendi toprakları üzerinde ve millî sınırları içinde özgür ve bağımsız olarak yaşaması gereklidir. Değişik milletlerin kurmuş olduğu devletlerin birbirlerine karşılıklı saygı, bağlılık ve dayanışma anlayışı içinde bulunması Atatürk’ün amacıdır. Dünya üzerinde yaşayan bütün ulusların millî özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına saygı, Türk milliyetçiliğinin temel ilkesidir.</p>
<p>“Bu prensibe göre her fert ve her millet, kendi hakkında hüsnüniyet, topraklarına bizzat kayıtsız şartsız sahip olmayı istemek hakkına ve özgürlüğüne sahiptir.” 11</p>
<p>“Millet teşkilinde toprağın önemini büsbütün reddedenler vardır. Bu fikirde bulunanlar, toprak sadece çalışma ve uğraşma alanıdır, diyorlar.” 12</p>
<p>Oysa bir milletin millî duygu bilinci içinde kendi topraklarına sahip olması kadar güzel bir duygu yoktur. Kendi toprağına sahip olma duygusu milliyetçilik ilkesinin zorunlu bir sonucudur.</p>
<p>“Milletler, işgal ettikleri arazinin gerçek sahibi olmakla beraber, beşeriyetin vekilleri olarak da o arazide bulunurlar. O arazinin servet kaynaklarından kendileri istifade ederler ve dolayısıyla bütün beşeriyeti de yararlandırmakla yükümlüdürler. Bu yasaya göre bundan âciz olan milletler bağımsız olarak yaşamak hakkına lâyık değildir.” 13</p>
<p>Atatürk’ün Türk Milletinde yaratmak istediği milliyetçilik duygusu hiçbir art düşünceye yer vermeyecek kadar açıktır. Türk milliyetçiliği bir kafatasçılık, bir üstün ırk anlamı taşımaz.</p>
<p>Atatürk düşünüşünde diğer milletlerin millî duygularına saygı uygarlığın belirtisidir. Türk Milleti, millî duyguyu, insanî duyguyla yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında millî duygunun yanında insanî duygunun şerefli yerini daima muhafaza etmekle iftihar eder. Çünkü Türk milleti bilir ki uygarlık doğrultusunda bağımsız ve fakat kendileriyle paralel yürüdüğü bütün uygar milletlerle karşılıklı insanî ve uygar ilişkiler içinde bulunmak, elbette gelişmesinin devamı için gereklidir ve yine bilinmektedir ki Türk Milleti, her uygar millet gibi geçmişin bütün dönemlerinde keşifleriyle, icatlarıyla uygarlık dünyasına hizmet etmiş insanların, milletlerin değerini takdir ve hatıralarını saygıyla muhafaza eder. Türk Milleti, insanlık dünyasının samimi bir ailesidir.14 Bu nedenle Atatürk, Türk gençlerinin “insanlık dünyasındaki toplumları” tanımalarını, onlarla yakın ilişki kurmalarını zorunlu bulmaktadır.15</p>
<p>Atatürk’ün insanların birbirlerine bağlılıkları konusundaki düşüncesinin temeli yine milliyetçilik ilkesi içinde toplanmıştır. Türk toplumuna, kendine güven duygusunu ve yüksek insan toplulukları olmak aşkını genel halk toplantılarında telkin etmeğe çalışmıştır.16 Böylece Türk Milleti diğer dünya milletlerini tanıyarak kendi benliğini değerlendirme imkânını bulacaktır. Atatürk düşünüşünde bunun nedeni şudur: “Bilmeli ki millî benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.” 17</p>
<p>Temelde kişisel özgürlüklere dayanan milliyetçilik ilkesinin Atatürk düşünüşünde kendine özgü bir sınırı vardır. Bu sınır ‘başkalarının özgürlük sınırı’ ile ‘milletin genel çıkarları’nın başladığı noktadır.18 Bu değişmez kural da Atatürk’ün tarih içinde tespit ettiği bilimsel verilere dayanmaktadır. Tarihte Türkler, millet yararına olan işleri kendi kişisel çıkarlarıyla karıştırmaya başladıktan sonra özgürlük ve bağımsızlıklarını yitirmişlerdi. 19 Bu nedenle Atatürk, Türk Milletinde millî benlik duygusunun temeline bir de millî ahlâkı koyuyordu. “Millî ahlâkın, millet teşkilinde yeri çok büyüktür, çok önemlidir” diyen Atatürk, Türk gençliğinde ‘millî çıkarlar’ doğrultusunda bir ahlâk duygusu yaratmak istemektedir. Genel olarak vatan ve milletin yararına ve çıkarlarına uygun olan işlere öncelik verilmesini zorunlu görmektedir. “Bir iş her nereye ait olursa olsun insanın kuvvet kullanmasını, yorulmasını gerektirir. İnsanlar mecbur kalmadıkça kendilerini yormak istemezler, halbuki bazı işler vardır ki kendiliğinden insana, onu yapmak için derunî bir arzu, bir temayül ilham eder, o iş şayan-ı arzu olur.” Atatürk düşünüşünde “millî ahlâkî işler, aynı zamanda hem mecburî ve hem de şayan-ı arzu olan işlerdir. Bir işin ahlâkî bir kıymeti olması ayrı ayrı insanlardan daha ulvî bir kaynaktan çıkmış olmasıdır. O kaynak toplumdur, millettir. Gerçekte de ahlâkiyet, özel fertlerden ayrı ve bunların üstünde, ancak sosyal, millî olabilir.” 20 Atatürk millî benlik duygusunun tanımını yapıyor: “Milletin sosyal düzen ve sükûnu, hal ve istikbalde refahı, mutluluğu, selâmeti ve dokunulmazlığı, uygarlıkta ilerleme ve gelişmesi için insanlardan, her konuda ilgi, gayret, nefsin feragati icap ettiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden millî ahlâktır. Mükemmel bir millete millî ahlâkiyet gerekleri, o millet efradı tarafından adeta muhakeme edilmeksizin vicdanî duygusal bir nedenle yapılır. En büyük millî duygu, millî heyecan işte budur. Millet analarının, millet babalarının, millet öğretmenlerinin ve millet büyüklerinin; evde, okulda, orduda, fabrikada, her yerde ve her işte millet çocuklarına, milletin her ferdine bıkmaksızın ve sürekli olarak verecekleri millî eğitimin gayesi işte bu yüksek millî duyguyu sağlamlaştırmak olmalıdır. Ahlâkın millî, sosyal olduğunu söylemek ve maşerî vicdanın bir ifadesidir demek, aynı zamanda ahlâkın kutsallık sıfatını da tanımaktır”21 diyordu.</p>
<p>Atatürk Türk milliyetçiliğinin tanımını ise şöyle yapmaktadır: “Türk milliyetçiliği, terakki ve inkişaf yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla aynı uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun sosyal ve özel karakterlerini ve başlı başına bağımsızlığa dayanan kimlik haklarını saklı tutmaktır.” 22</p>
<p>Atatürk’ün Türk gençliğini yetiştirmek amacıyla açtırdığı üniversite ve okullara rağmen, Türkiye’de gerçek anlamıyla bir milliyetçilik duygusu yaratılamamıştır. Türkiye üzerinde çıkarı olan güçlerin karşı çabaları da bunu engellemiştir. Çıkarcı güçler öncelikle Atatürk’ün yaratmak istediği millî duygular üzerinde durmuşlardır. Propagandalarında bu ilkenin tam karşıtını söyleyerek millî duygularla alay etmeğe kadar varmışlardır. Aradan geçen yıllar sonunda milliyetçilik, birtakım kişilerin dilinde ‘vatan, millet, sakarya’ şekline dönüştürülmüştür. Atatürk’ün bilimsel bir şekilde uyguladığı inkılâp yöntemi ise yabancı doktrinlerin terminolojisi ile açıklanmak istenmiştir. Bazen gericilik, bazen komünizm veya faşizm ya da sosyalizm maskesi altındaki çıkarcılar, Türk gençliğinin arasına karışarak milleti bölmeye çalışmışlardır. Ancak, millî benlik duygusu içinde yetiştirilmiş ve eğitilmiş güçler, bu bölünmeyi önlemiştir.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="95%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div>
<hr /><span style="font-size: xx-small;"><br />
1 Afetinan, Medenî Bilgiler ve M. K. Atatürk’ün El Yazıları, 1969, s. 18.<br />
2 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c. 2, s. 214.<br />
3 Afetinan, Medenî Bilgiler ve M. K. Atatürk’ün El Yazıları, 1969, s. 5-6-7.<br />
4 a.g.e., s. 18-19.<br />
5 a.g.e., s. 19.<br />
6 a.g.e., s. 23.<br />
7 a.g.e., s. 24.<br />
8 a.g.e., s. 24.<br />
9 a.g.e., s. 24.<br />
10 a.g.e., s. 52.<br />
11 a.g.e., s. 24.<br />
12 a.g.e., s. 22.<br />
13 Enver Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler, 1956, s. 45.<br />
14 Afetinan, Medenî Bilgiler ve M. K. Atatürk’ün El Yazıları, 1969, s. 21.<br />
15 Recep Peker, Yurttaş için Medenî Bilgiler, 1935, c. 2, s. 187.<br />
16 Afetinan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, 1968, s. 108.<br />
17 Afetinan, Medenî Bilgiler ve M. K. Atatürk’ün El Yazıları, 1969, s. 25.<br />
18 a.g.e., s. 53.<br />
19 a.g.e., s. 35-36.<br />
20 a.g.e., s. 20.<br />
21 a.g.e., s. 20-21.<br />
22 a.g.e., s. 25.</span></div>
</td>
<td width="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="20">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="95%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td><span style="font-size: xx-small;"><br />
</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2><span style="font-family: verdana; font-size: xx-small;"><strong>Gürbüz D. Tüfekçi</strong></span></h2>
<p><span style="font-family: verdana; font-size: xx-small;"><strong>ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 3, Cilt: I, Temmuz 1985</strong></span></p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="Kemalist milliyetçilik">Kemalist milliyetçilik</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="kemalist milliyetci">kemalist milliyetci</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="kemalist milliyetciligi">kemalist milliyetciligi</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="kemalist gençlik">kemalist gençlik</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="milliyetçilik hareketleri">milliyetçilik hareketleri</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi-fasizmle-karistirilamaz" title="Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz">Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetciligin-tanimi" title="Milliyetçiliğin Tanımı">Milliyetçiliğin Tanımı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk" title="Kemalist Ulusçuluk">Kemalist Ulusçuluk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu" title="Milliyetçilik bu mu? &#8211; Uğur Mumcu">Milliyetçilik bu mu? &#8211; Uğur Mumcu</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali" title="Milliyetçilik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı">Milliyetçilik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasal İslam ve Laiklik</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/siyasal-islam-ve-laiklik</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/siyasal-islam-ve-laiklik#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 09:38:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik ilkesi]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal islam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=730</guid>
		<description><![CDATA[1. Siyasal İslam&#8217;ın Doğuşu Siyasal İslamın doğuşunun temel nedenlerinden biri de belki de en önemlisi, Batı&#8217;nın sanayi devrimiyle sağladığı olağan üstü hızlı gelişmesi, İslamın ileri gelenlerini çözüm arayışına yöneltmiş olmasıdır. Kutsal Kitab&#8217;ın ilkelerinden ve kurallarından uzaklaşmış olmanın Batı karşısında geri kalmaya neden olduğu savı, 1800&#8242;lü yıllarda birden bire ön plana çıktı. Bu akımın öncülerinden biri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1. Siyasal İslam&#8217;ın Doğuşu</strong><br />
Siyasal İslamın doğuşunun temel nedenlerinden biri de belki de en önemlisi, Batı&#8217;nın sanayi devrimiyle sağladığı olağan üstü hızlı gelişmesi, İslamın ileri gelenlerini çözüm arayışına yöneltmiş olmasıdır. Kutsal Kitab&#8217;ın ilkelerinden ve kurallarından uzaklaşmış olmanın Batı karşısında geri kalmaya neden olduğu savı, 1800&#8242;lü yıllarda birden bire ön plana çıktı. Bu akımın öncülerinden biri ve belki de ilki, 9 Mayıs 1897&#8242;de yaşama gözlerini yuman Cemalettin Efgani&#8217;dir. 1839&#8242;da Afganistan&#8217;ın Kabil kentinde, okuma yazma bilmeyen yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu. 10 yaşında evi terk etti, 18 yaşında Arapçayı öğrendi ve İslam tarihini bellediği gibi, ayrıca fizik ve mantık öğrenimi gördü. İngilizceyi 1.5 yıl kaldığı Hindistan&#8217;da öğrendi. 30 yaşında İstanbul&#8217;a geldi ve Abdulhamid&#8217;in huzuruna kabul olundu; kendisine &#8220;Kebir-i Maarif ve Encümen-i Daniş&#8221; üyeliği verildi. Sultan Abdül Hamidin Osmanlı Devleti&#8217;nin bütünlüğünü sağlamak için, Balkanları yitirdikten sonra İslam Birliği tasarımı ile Cemalettin Efgani&#8217;nin düşünceleri örtüşüyordu. O da İslamın kurtuluşunu böylesi birliğin oluşumunda görüyordu. O yüzden &#8220;pan islamizm&#8221; Osmanlı Devleti&#8217;nin de resmi ideolojisine dönüşmekte gecikmedi.</p>
<p><span id="more-730"></span></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy, Cemalettin Efgani için &#8221;onun kalıcı olan en büyük eseri, Muhammed Abduh&#8217;dur, der. Muhammed Abduh&#8217;un yüreklere gayret coşkusu aşılayan, akıl ve bilgi katan ruhu, hangi kaynaktan geliyor? Kuşkusuz usta Cemalettin&#8217;in düşüncelerinden&#8221;</p>
<p>Bir süre Cemalettin Efgani&#8217;nin öğrencisi olan Muhammed Abduh da Mısır&#8217;da İslam ülkelerinin geri kalış nedenlerini, bilimin gerçek kaynağı kabul ettiği kutsal kitabın ilke ve kurallarının göz ardı edilmesine bağlıyor ve İslamın ilk arı biçimine yeniden sahip çıkılarak, Batı ile aradaki gelişmişlik farkının kapatılacağını savunuyordu. Cemalettin Efgani gibi düşünmekteydi ve şöyle yazmaktaydı:</p>
<p>&#8220;İslam dünyası, 19. yüzyılda kötü bir durumdan daha kötüsüne gidiyordu. Bunun belli nedenleri vardı. Müslümanlar bu nedenlerden habersizdi ve olumsuz etkilerini kavrayamamıştı. İslam dünyasında yayılmış hastalıkları yok etmek, kökünü kurutmak için, kesin teşhis koyacak ve gerekli önlemleri alacak çok başarılı, uzman bir hekime ihtiyaç vardır. İşte bu uzman hekim Efgani&#8217;dir&#8221; (bakınız: Muhsin Abdulhamid. Cemalettin Efgani, 1983, çeviri: İbrahim Sarmış, Fecr Yayınları, 1991, s. 39)</p>
<p>Gerek Muhammet Abduh ve gerek Cemalettin Efgani&#8217;nin, İslamın özüne yeniden dönmeyi koşul gören tasarımları, o yıllarda siyasal öğretiye dönüşmemişti. 1900&#8242;ün ortalarına doğru, Cezayirde Malik bin Nebi açık biçimde, Batı&#8217;nın da kaos görünümünde olduğunu vurguluyor ve:</p>
<p>&#8220;Bir sistem arayışında olan çağdaş İslam düşüncesinin, onu izleyecek bir model, ilerici yolunu aydınlatacak bir ilham kaynağı olarak Batı&#8217;yı görmekte ve İslamın kendi öz değerine dönmesini, gerekli buluyordu&#8221;. (bakınız: Malik bin Nebi. İslam Davası, çeviri: Muharrem Ten, Yöneliş Yayınları, 1990, s. 120). Ona göre:<br />
&#8220;Batı, içerdiği yanlışlıklara rağmen, engin deney birikimi oluşturur. Bu deneyimler, halkın ve uygarlıkların geleceklerini anlamaya yardımcı olacak çok önemli dersler sayılmalıdır. Ve bunlar İslam düşüncesinin yeniden inşasında fevkalade yararlı olacaktır&#8230; Dolayısıyla, İslam dünyası, içinde bulunduğu duraklama ve şaşkınlık halinde, bu iki yönden birini görmek zorundadır&#8221;. (a.g.e., s. 20)</p>
<p>1830&#8242;larda başlayan ve 1910&#8242;lara kadar süren arayışların özünde bir gerçeğin altı çizilmekteydi: İslam dünyası geri kalmıştır. Siyasal İslamın kurucularından ve eylem planlarının hazırlayıcısı olan Seyyid Kutup bu düşünceye katılmakla birlikte, kesin tavır almanın zamanı geldiğini de açıkça belirtmekte ve &#8220;İnsanların yeniden İslama çağrılması&#8221; gerektiğini ileri sürmekteydi 1950&#8242;li yıllarda, &#8220;İslam Davasının Stratejisi&#8221; adlı kitabında:</p>
<p>&#8220;Yeniden başlayacak olan İslami hareket, tıpkı ilk defa olduğu gibi, önce insanları İslama çağırmalıdır. İçine düştüğü bataklıktan kurtulmalıdır. Ve açıkça insanlara İslamın esaslarını açıklamak gerekir. Önce Allah&#8217;ın birliğine inanmaları gerektiği sonra yalnız ve yalnız Allah&#8217;a ibadet ederek tüm hayat hadiselerinde Allah&#8217;ın hükmünden başka hüküm tanımamaları bildirilmelidir. Ve bunlar tahakkuk etmeden İslam&#8217;dan söz edilemeyeceğini ve hiçbir kimsenin bunları yerine getirmeden Müslüman sıfatını kazanamayacağım ve Müslümanlara ilişkin haklardan yararlanamayacaklarını ve malları ile ırzlarını korunmakla mükellef olunmayacağı bildirilmelidir&#8221;. (bakınız: S. Kutup. İslam Davasının Stratejisi, çeviri: Akif Nuri, Çığır Yayınları, 1997, s.83)<br />
diyeyazmaktaydı. İnsanların &#8220;Allah&#8217;ın hükmünden başka hüküm tanımamaları&#8221; İslamın siyasallaşmasıyla gerçekleşebilecekdemekti. Ne var ki gerek Seyyid Kutup ve gerek onu izleyenler, “Tanrının hükmünden başka hüküm tanımamanın” nasıl sağlanacağını belirtmiyorlardı. İslamı kurtarmak için Kur’ana ve Tanrının hükmüne dönüş aslında bir başka kaosun doğuşuna yol açacaktır ama bunu o yıllarda algılayan ortaya çıkmamıştı. Batı’da kendi işine geldiği için sonradan kan dökücü eylemlere dönüşecek olan bu devinimleri “İslamın Yükselişi” olarak övmekteydi. Şimdilerde de “Siyasal İslamın çöküşü” olarak yermeleri gibi. Ve siyasal İslamcıların yanılgısı şiddeti yadsımamaları tersine 20. yüzyılda “cihad”o önermeye cesaret etmeleriydi. Ama tarihsel bir gerçeği tümü de göz ardı ediyordu. Kur’anda betimlenen Tanrının hükmü de birbirinden farklı ve hatta bir biriyle bağdaşmaz ayrılıklar içinde mezheplere bölünmüştü ve hangisinin Tanrının gerçek hükmü olduğu da artık bilinmiyordu. Belki de her ülkenin siyasal İslamı kendisi de ülkeden ülkeye değişecek Cezayir’deki ile İran’daki biri birinden farklı Tanrısal hükümlere yer verecekti. Tanrı bir olmasına karşın hükümleri birbiriyle çelişecekti elbet. Böylesi bir çelişkiyi siyasal İslamcıların sorunu olarak burada bırakalım ve Seyyid Kutup&#8217;un ne düşündüğüne bakalım.</p>
<p>Seyyid Kutup, &#8220;Müslüman Kardeşler Örgütü&#8221;nün propaganda ve irşad başkanlığını üstlenmiş ve 1952&#8242;de Nasır tarafından örgüt üyelerinden bir grup ile birlikte tutuklanmıştı. Eğer bağışlanmasını dileseydi idam edilmeyecekti. Anlaşılıyor ki, siyasal İslamın Türkiye&#8217;deki çömezleri gibi iki yüzlü ve ödlek değildi, ölümü göze almıştı. Köktenci (radikal) Siyasal İslamın öncüsünün Seyyid Kutup olduğunu ileri sürmek yanlış olmaz. Ölümünden bir süre önce yazdığı &#8221;İslamda Cihad&#8221; adlı kitabında:</p>
<p>&#8220;Yabancı fikirlerin aklen ve ruhen tesiri altında kalanlar, İslamı güya savunmak için cihad ettiğini, cihadın bir savunma savaşı olduğunu ileri sürüyorlar. O yol, kullara kulluk etmekten kurtulup yalmz AIlah&#8217;a kulluk etme yoludur. İnsanlara zorla inanç kabul ettirme yolu değildir&#8221;. (bakınız: İslamda Cihad, 5. baskı, 1976, s. 26)<br />
İnsanlara zorla inanç kabul ettirme yolunun cihad olmadığını savunuyordu ama, aynı kitabında bir başka yerinde:<br />
&#8220;Din, hayatta hakim olan sistem ve düstur demektir&#8230; İslam davasını yatmak için cihad zaruri bir ihtiyaçtır. İslam öyle bir barış ister ki, orada din tamamıyla Allah için olur. (Bakara suresinin 193. ayetine uymayı önermiş oluyordu). Yani herkes yalnız Allah&#8217;a kulluk eder. Yoksa cihadı, savunma savaşı şeklinde göstermek isteyen Batılı ve Batı kafalı müslümanların iddia ettikleri gibi değildir, diyordu&#8221;. (a.g.e., s. 33)</p>
<p>Bakara suresinin 193. ayetinde: &#8221;onlarla savaşın ki fitne ortadan kalksın. Din yalnız Allah&#8217;ın dini olsun. Eğer vaz geçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur&#8221; buyruğunu öngörüyordu. Kutsal kitaba geri dönmeyi, nedense bireylere yeniden &#8220;İslamı tebliğ etmek ve kabul etmeyenleri katletmek&#8221; biçiminde savunmaktaydılar. Çünkü ayet &#8220;kaatillühum&#8221; sözcüğüyle başlıyordu.</p>
<p>Ebul ala el Mevdudi de &#8220;İslam Hareketi&#8217;nin Dinamikleri&#8221; adlı kitabında siyasal İslamın camilerin içinde örgütlenmesini hutbelerin ve vaizlerin bunu sağlayacak biçimde verilmesini önermekteydi. (Bakınız: Mevdudi, a.g.e., çeviri: Namık Yazıcı, Nehir Yayınları, 3. baskı, 1992, s. 4) 21 Nisan 1945 günü yaptığı bir konuşmada &#8221;iktidar sadece Allah’ındır, onu istediğine verir&#8221; demişti. Ona göre &#8221;güç ve önderlik Allah’tan korkan insanların eline geçerse, toplum doğru yola girer, kötü insanlar bile kurallara uymak zorunda kalır. Cihad ilahi düzeni kurmanın başka bir adıdır. Bu yüzden Kur&#8217;an, onu imanın mihenk taşı olarak görüyor&#8221;.</p>
<p>1870&#8242;larda Cemalettin Efgani ile başlayan &#8220;İslama dönüş&#8221; kuramı, 100 yıl içinde şiddeti de içerek ve kanlı cinayetlere alan oluşturan radikal İslamcı eylemin doğuşuyla öz ve biçim değiştirmiş oldu. Bu değişimin öncülüğünü yapan Mevdudiye göre:</p>
<p><strong>2. Cihad’a İlişkin Sapkınlıklar</strong><br />
Kur’anın Arapça olan metniyle onun “tefsir” adıyla Türkçeye dönüştürülmeleri arasında özellikle “cihad” konusunda büyük farklılıklar var ve bir bakıma İslamın kutsal kitabı amacından saptırılmıştır. Örneğin Prof. Dr. Süleyman Ateş’in Kur’anı Kerim ve Yüce Meali adlı çevirisinde cihad sözcüğünün 63 ayette, Prof. Dr. Sadrettin ve grubunun çevirisinde ise 76 ayette geçtiği belirtilmektedir. Oysa Arapça “cihad” sözcüğü sadece üç ayette geçer. Haç süresinin 78. ayetinde “Allah uğruna ona yaraşır biçimde cihad ediniz”, Furkan süresinin 52. ayetinde “büyük cihad aç” ve Ankebut süresinin 69. ayetinde de “Ama biz cihad edenleri yollarımıza iletiriz”in dışında başka hiçbir ayette “cihad” sözcüğü geçmez. Ne var ki mealen yapıldığı belirtilen çevirilerde nedense “savaş” sözcüğü yerine cihad kullanılmıştır. Din uğruba savaşmayı kapsadığı için olacak!</p>
<p>Oysa savaş sözcüğünün din dışı çok geniş anlamı vardır. Örneğin Prof. Dr. Ateş ve gerek Prof. Sadrettin Gümüş ve grubunun çevirilerinde Tevbe süresinin 53. ayetinin “cihad” ile ilişki olduğu belirtilmekte. Oysa o ayet şöyledir:</p>
<p>&#8220;De ki gönüllü ya da gönülsüz bağışta bulunan; asla kabul edilmeyecektir. Çünkü siz kavmen fasıkıyn (sapkın kavim) oldunuz&#8221;.<br />
Bu ayetin cihadla ne ilgisi var? Sadece cihaddan dönen kavimler mi fasık olur? Aynı surenin 82. ayeti de cihadı öngörüyor biçimde nitelenmektedir her iki çeviride. Oysa ayet şöyle:</p>
<p>&#8220;Artık onlar kazandıklarına (küfür ve nifaka) karşılık az gülsünler, çok ağlasınlar&#8221;.<br />
Bu ayetin de cihadla ilişkisini bulmak olanaksız. Siyasal İslam yanlıları Kur&#8217;ana dönüşü önerirken önce o kutsal kitabı çok iyi anlamak ve hatta savaş dönemi sona erdiği ve Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicret de söz konusu olmadığı için, insancıl ayetleri ön plana çıkarmak gerekir. Örneğin Asr suresi üç kısa ayetten oluşur. O sureyi niçin anımsamak istemezler .</p>
<p><strong>1.</strong> Asra and olsun<br />
<strong>2.</strong> İnsan ziyan içindedir.<br />
<strong>3.</strong> İyi iş yapanlar, biri birine hakkı ve sabrı önerenler hariç</p>
<p>Kur&#8217;anın pek çok ayetinde iyilik, güzellik, adalet, yardım önerilerine yer veren ayetler varken örneğin, Yunus suresinin 57. ayeti &#8221;İnsanların göğüslerine şifa ve rahmet gelmesini&#8221; önerirken, Araf suresinin 43. ayetinde &#8221;göğüslerinizdeki kinden ne varsa hepsini atmışızdır&#8221; deniyorken, Kayseri Büyük Şehir Belediye Başkanı olan bir kişi zamanında nasıl olur da:</p>
<p>&#8220;Bu hıncı, bu kini, bu nefreti gösterin&#8221;.<br />
diyebilir. Bir öğretim üyesinin zihni, kamu hizmetindeyken bu denli kin ve öfkeyle dolar mı? İslamı böylesi ilkel bir düzleme çekmeleri İslama aykırı değil midir?</p>
<p><strong>3. Siyasal İslamın Türkiye&#8217;deki Savunucuları</strong><br />
Her halde siyasal İslam yanlıları Türkiye’dekiler kadar, takiyyeci, içtenliksiz, korkak değillerdir. Çünkü Afganistan&#8217;da, İran&#8217;da, Cezayir&#8217;de İslamın büyük sermaye sahibi olmak, siyasal egemenliğin aracı olarak kullanmayı sürdürmek ya da seks bezirganlığına dönüştürmek türündeki çirkinliklere rastlanacağını sanmıyoruz. O ülkelerde siyasal İslamın kan dökücü, acımasız ve vahşi uygulamaları, tüm insanlık adına kınanmalıdır, ama ülkemizdeki siyasal İslamın köktencileri de o ülkelerden geri kalmayan acımasız, kan dökücü eylemlere girişmektedirler. Bu tür eylemlere seyirci kalan ya da tepki göstermeyi oy kaybıyla eş anlamlı gören siyaset ve devlet adamları fakat aynı zamanda içtenliksizdirler, korkaktırlar ve takiyyecidirler.</p>
<p>Siyasal İslamın köşe yazarlarından pek çoğunu bu aşağılayıcı sözlerle nitelemek gerekir. Örneğin Dilipak denilen köşe yazarı, Prof. Toktamış Ateş&#8217;in koluna girerek demokratik uyum gösterisini sergilerken &#8221;Yaşasın şeriat&#8221; adlı kitabında şunları yazabilmektedir:</p>
<p>&#8220;Hakimiyet yalnız Allah’ındır. Kur&#8217;anı Kerim bir çok ayetinde bu gerçeği vurgular. Yine müslümanlar, Kur&#8217;anı Kerim tarafından &#8220;din yalnız Allah&#8217;ın oluncaya kadar savaşmaya&#8221; çağrılır. Allah, insanlar arasında adaletle hükmetmeyi emreder. Bütün bu iddialar, laik çevrelerin dudaklarını uçurtan ifadelerdir&#8221;.</p>
<p>Prof. Toktamış Ateş&#8217;in dudağının uçuklayıp uçuklamadığını bilmiyoruz, ama bildiğimiz şu ki İslamın kutsal kitabında &#8221;hakimiyet Allah’ındır&#8221; biçiminde bir ayet mevcut değil. Nitekim Müslüman Kardeşlerin Liderlerinden Hudeybi:<br />
&#8220;Egemenlik kavramının Kur&#8217;anın hiçbir ayetinde bulunmadığına eminiz ve Peygamberin sünnetine ilişkin yaptığımız incelemelerde, Yaradan&#8217;ın kesin yüceliği ve ulaşılamazlığını anlatan bir terimin olmasının dışında hiçbir yerde bu terimi bulamadık&#8221;. (bakınız: Said Amir Arjamond. İslamda Siyasal İdeolojilerin Ortaya Çıkışı, Mürekkep dergisi, çeviri: Hüseyin İcen, 1994, s. 21).</p>
<p>Ülkemizde siyasal İslamın her türüne karşı çıkması gereken kurumların başında Diyanet İşleri Başkanlığı yer almalıdır. Ne yazık ki İslamı amacından uzaklaştıran sapkınlıklara karşı sessiz kalmayı yeğliyor ve hatta Hizbullahın akıl ve vicdana sığmaz cinayetleri ortaya çıktığı zaman bile hutbede okunması için gönderdiği metinde ikircikli davranmış ve:</p>
<p>Haksız yere adam öldürmenin günah olduğuna İslamla bağdaşmadığına işaret etmişti.</p>
<p>Oysa adam öldürmenin hiçbir haklı yanı olamaz ki haksız yere adam öldürmekten söz edilebilsin.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı, İslamın kötüye kullanılmasına karşı sessiz kalmakta, yeterince tepki göstermemektedir .</p>
<p>Kur&#8217;anda savaş sözcüklerinin sürekli &#8220;cihad&#8221; olarak kullanılmasının nedeni Dilipak&#8217;ın kitabından anlaşılmaktadır. Şöyle yazıyor. &#8221;Allah yolunda yapılan savaş ta bir cihad olmakla beraber, her cihad savaş değildir. &#8221; Ona göre cihad, savaştan daha kapsamlıymış.</p>
<p>Ülkemizde siyasal İslamcıların amacı .sadece müşriklere karşı değil fakat aynı zamanda Cumhuriyete, Cumhuriyetin kurumlarına ve özellikle laiklik ilkesine karşı da savaşmaktır. Kimileri bunu meydanlarda haykırırca söylüyor. Şadi Eren adlı bir yazar, ayetleri yalnızca cihad kavramına temel almakla yetinmiyor. Kimi hadislere de başvuruyor. Kitabına örnek aldığı hadislerden (gerçekte bunlar hadis midir belli değil) kimileri şöyle:</p>
<p>- Kim gaza etmeden veya keşke gaza olsaydı ben de katılsaydım demeden ölürse, nifaktan bir alem de ölmüş sayılır.<br />
- Ümmetimin seyahati, Allah yolunda cihaddır.<br />
- Cennet kılıçların gölgesindedir.</p>
<p>Oysa şimdilerde savaşlar kılıçla yapılmıyor ki. Yazar buradaki çelişkiyi gözden uzak tutmak için “kılıç, cihada sembol olmuştur&#8221; demekle yetiniyor. (bakınız: Sadi Eren, Cihad ve Savaş, nesil Yayınları, 1996, s. 29-51). A. Rıza Karabulut adındaki bir yazar da:</p>
<p>Kılıç-kalkan oyunlarını iyice bilmek, gerektiği gibi bindiğiniz hayvanın bile eğitilmiş olması gerekir.<br />
diyerek konuyu biraz daha sulandırmış oluyor. Şimdiki zamanımızda siyasal İslamcılar, ya para, ya ün, ya da uçkur düşkünü. Kılıç kalkan oyunuyla cihada çıkacak olanlar da var içlerinde.</p>
<p>Siyasal İslamın kan dökücü oldukları ve İslamı kendilerinden biraz farklı yorumlayanlara karşı da cinayet işledikleri içindir ki, Mısır’da İslambilimci ve aynı zamanda kamu yönetiminde müsteşarlık görevinde de bulunmuş olan Said al-Ashmawy “İslamma Karşı İslamcılık&#8221; adlı kitabında haklı olarak:</p>
<p>&#8220;Allah, İslamın din olmasını istemişti, ama insanlar onu siyaset yapmaya kalkıştı&#8221;.</p>
<p>diye yazmaktadır. (bakınız: M. Said al-Ashmawy. İslama Karşı İslam, çeviri: Sibel Özbudun, Milliyet Yayınları, 1993, s. 11).</p>
<p><strong>4. Laiklik İlkesine Gereksinim</strong><br />
Türkiye&#8217;de İslamın İslama karşı çıkışının en vahşi ve kanlı, acımasız örnekleri Hizbullah adındaki örgütün cinayetlerinde ortaya çıkmıştır. Hizbullah, ılımlı siyasal İslamcıların da &#8221;tek yol cihad&#8221; değil tersine &#8221;tek yol laiklik&#8221; ilkesine sarılmalarına neden oldu). Çünkü İslama Hizbullahtan farklı bakmaları onların da günün birinde acılar içinde işkence görerek yaşamlarını yitirmelerine neden olacağının ayırdına vardılar. Camilerin kubbelerini mihver, minarelerin süngü olduğunu savunmaktan vazgeçmek zorunda kaldılar.</p>
<p><strong>a. İslam dünyasında Din ve Devlet bütünlüğü.</strong><br />
Batı&#8217;da Hristiyanlığın aydınlanma çağının başlamasıyla kilise dışında yönetime ve kararlara karışır olmaktan uzaklaştırılması kolay gerçekleşmedi. Kolay olmasa bile bu iki kurumun biri biri üzerinde egemen olmasını önleyen laik sisteme ulaşılmasında Hristiyanlığın devlet dini olarak doğmamasının rolü vardır. Devleti ile birlikte doğmamış ama sonradan devlete karışır olmuştu. Dinin kuramcısı İsa&#8217;nın Hristiyanlığı devletin içinde değil, tersine Roma İmparatorluğunun zulmüne karşı anti-tez olarak yapılandırmış ve dinin odak noktasına insanı yerleştirmişti. O dinde iyi insan olmak önemliydi. İyi insana Tanrı, göklerin saltanatını bağışlayacaktı.</p>
<p>Oysa İslam dini, devletin kendisi, devlet dini olarak doğdu. O yüzden hala devletten bağımsız, devlet dışında kendi yörüngesini izleyecek özerkliğe sahip değil. Laik olan ya da öyle sanılan Türkiye&#8217;de bile İslam, devlet kurumu olarak onun hiyerarşik kurallarına uygun yönetim biçimine sahiptir.</p>
<p>Bugün laiklik ilkesinin çok farklı yorumlara bürünmesinin temelinde, İslamın devlet dini olarak doğmasının etkisi yadsınamaz. Laiklik, dinin siyasallaşmasına karşı olduğu için siyasal İslam, bu ilkeyi dinsizlik olarak nitelemektedir. Bunun nedeni, dinden kopmayan devlet ve devletten kopmayan din olgusunun kendisidir. Oysa laiklik dine karşı değil, dinin siyasete, devlet yönetimine katışmasına karşıdır.<br />
Bu kısa açıklamalardan sonra, laikliğin özünü nasıl betimleyeceğimiz konusuna değinebiliriz.</p>
<p><strong>b.Laikliğin Kaynağı: Sekularizm</strong><br />
Sekularizm, bilginin dogmalardan ve inanç kategorilerinden bağımsızlaşması demektir. Bilginin deney ve gözlemlerden kaynaklanmasını öngörür.</p>
<p>Webster Dictonary&#8217;de yaşadığımız dünyaya, nesneye ait olmak, gizemselliği bırakmak, dünyasallık anlamlarıyla betimleniyor. Öyleyse, sekularizm, inançlarla, dinlerle dogmalarla ilgilenmez. Daha doğrusu ne dinlere karşı ne dinlerden yanadır. Din dışılıktır. Dinle zıtlaşmaz ona karşı olmak yerine ondan bağımsız olmayı öngörür. Dinlerin evreni nasıl yorumladığıyla bile ilgilenmez. Öteki dünya gibi bir tasarımı ne onaylar, ne yadsır. Bu tür tasarımların tümü onun konusu dışındadır. (bakınız: Encyclopedia of Religion and Ethics, vol. 2, s. 348)</p>
<p>Kur&#8217;anda sekularizmin var olduğunu ilk kez Aytunç Altındal ileri sürdü, ama bu sonuca ulaşmak için, sekularizmi gerçek anlamından uzaklaştırmaya çalıştı. Örneğin &#8221;Eğer sekularizm, bireyin önemsenişi ise ve kendisi hakkında özgür iradesiyle, dinsel dogmalardan bağımsız dünyasal (cismani) yaşamı örgütleyebiliyorsa, Kur&#8217;an da sekularizm vardır&#8221; diye yazıyor. (bakınız: A. Altındal. Laiklik, Milli Tesanüt Yayınları, s.36)</p>
<p>Bu düşüncesinin kanıtı olarak &#8220;insanın düşünmeleri ve akıl etmelerinin Kur&#8217;anda belirtildiğini ve her kesin Muhammed dahil inançlarından kendisinin sorumlu olduğunu, dinde zorlama olmadığını, doğaya ve evrene bakarak dersler çıkarılması gerektiğini, öngören ayetleri gösteriyor. Oysa örnek gösterdiği ayetler, İslamın yalnız duyu ile değil akıl ile de kabul edilmesini önermektedir. Her din gibi, İslamın da tartışmaya kapalı olması doğaldır. Kuralları tartışılan din, zaten din olmaktan çıkar. Öyleyse insanın çamurdan yaratıldığını kabul etmek zorunluluğu vardır. Bunu kabul etmeyenlerin ve tartışanların boyunlarına demir halkalar geçirilerek suda haşlanacak ve ateşe atılacaksa (mümin 69-73) o insan, kendinde düşünce özgürlüğünü bulabilir mi? Dinlerin sekular olmasına, onların din olması engeldir.</p>
<p>Burada sekularizm ne olduğu anlaşılmadan, laiklik ilkesinin içeriğini anlamak ve yorumlamak olanaksız gibidir. Çünkü laiklik ilkesinin sitem olabilmesi, devletin ancak sekular devlet olmasıyla olanaklıdır.</p>
<p>Sekular devlet ne dine karşı ve ne de dinden yanadır, din dışıdır.<br />
Bunun antik çağda ilk örneklerini Mısır uygarlığında Orta Asya Türklerinde ve Roma İmparatorluğunda görmekteyiz. Çok tanrılı toplumlarda yönetimin din dışılığı zorunluydu. Kimsenin kimseyeinancından ötürü karışmaması böyle sağlanıyordu. Dinler henüz kurumlaşmadığı ve devletin kanatları altına sığınmadığı ya da devletin kendisi olmadığı için, antik çağın toplumları sekular nitelikteydi.</p>
<p>Ve laiktiler, çünkü rahip olmayan, din görevlisi olmayan kişilerin tümü, din dışı olmak anlamına gelen &#8220;laik&#8221; sözcüğüyle tanımlanıyordu. Din görevlisi olmayan bireyler, belli bir dine inanmaktaydılar ama din görevlisi değillerdi. Oysa, Osmanlı Devleti’nin ikilemli yapısı vardı. İslam dışında kalan nüfus, “cizye vererek kendi inançlarında özgür idiler. Buna karşın, kendi uyruklarına karşı da teokratik. Bu niteliğin hoş görüden kaynaklandığını sanmıyoruz. Tarımsal varlığını Tımar ve Zeamet düzeniyle sağlayan imparatorluk, tecimsel gelir kaynağını da farklı dindeki uyruklarından edinmekteydi. Bu tecimsel kaynağın hatırı sayılır düzeyde oluşu, Osmanlının azınlığa karşı sekular olmasını gerektiriyordu. Fakat, bir zaman gelecek ki, o azınlıktan borç edinmek zorunda kalacak ve Tanzimat Fermanı’yla daha fazla ödün verecekti, kendi gelişmekte olan sanayisinin yıkılması bahasına.</p>
<p>Özetle, laikliği sekularizmin uygulama biçimi ve sekularizmi de laikliğin ideolojisi olarak betimleyebiliriz. Sekular devlet, karar ve uygulamalarını nesnel dünyanın koşullarına göre yürürlüğe koyar. Dinsel normları dikkate almaz. Kişiler arasındaki ve kişilerle kendisi arasındaki ilişkileri sekularizmin ışığında yönlendirir.</p>
<p><strong>c. Laikliğin Biçimi ve Özü</strong><br />
Hristiyanlık devlete sonradan karışır duruma geçmekle birlikte devlet dini doğmadığı için onu devletten ayırmak gerçekleşebilmiş fakat İslam devletle iç içe doğduğu için onu devletten uzaklaştırmanın güçlüklerini Türkiye hala yaşamaktadır.</p>
<p>Laiklik, dinin devletin yönetim biçimine katışmasını yadsır. Böyle olunca da siyasal islamı karşısında bulacak ve doğal olarak siyasal İslama karşı olacaktır. Mevdudin&#8217;in &#8221;İnsan yaşamını Allah&#8217;ın hakimiyeti altına sokmak&#8221; biçimindeki öngörüsünü kabul etmeyecektir. Bu, biri birine zıt olan farklı yönetim biçiminin ara kesiti olarak ta düşünülemez. Prof. Toktamış ile Dilipak&#8217;ın kol kola girmiş olsa bile.</p>
<p>Laikliğin dinlere karşı olduğu savı inandırıcı değildir. Dinin siyasallaşmasına, nesnel normların yerini almasına karşıdır. Böyle olunca da, siyasallaşan İslam Iaikliği dinsizlik olarak niteleyecek ve Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün devrimlerini din karşıtı olarak görecektir. Oysa o devrimler din karşıtlığı değil, dinden bağımsızlık temelinde gerçekleşmiştir. Böyle olunca din, insanın özgür iradesinin seçimine bırakılan bir toplumsal kurum olarak nitelenir. Laiklik bu toplumsal kurumun varlığını kabul eder Fakat o kurumun siyasal ve yönetsel erke katışmasını olanaklı görmez. Bunun tersi de doğru olmalıdır: Siyasal ve yönetsel erkin dine katışmasını yadsımalıdır. Özetle ne devletin dini ve ne de dinin devleti olmamalıdır.</p>
<p>Laiklik, sekularizmin uygulama biçimiyse, dünyayı, olup bitenleri (yalnız yer küresinde değil evrende, insan ve toplum yaşamda, yaşamın her aşamasında ve mikrobial dünyada da) deney, gözlem, bilgi birikimi yöntemleriyle yorumlayacaktır. Bunun öteki adı bilimdir, bilimsel davranış biçimidir.</p>
<p>Laiklik bununla yetinmez, onun içeriğinde, devletin tüm inanç biçimlerine aynı yakınlıkta değil aynı uzaklıkta olmasını öngörür. Her hangi bir inancın ve savunucusu ne de karşıtı olamaz. Laikliğin yok olduğu bir ortamda, farklı inanç gruplar kanlı boğuşmanın içine sürüklenebilir. Şeriat özlemi duyan gerici kadroların yaşamlarının güvencesi bile laiklik ilkesine bağlıdır. Laikliğin yok olduğu toplumlarda, gericinin gericisi, şiddetin daha şiddetlisi her zaman doğacaktır.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün devrimlerinin laiklik temelinde, ulusal barışı koruyarak, teori ile pratiğinin, kural ile kurumlarının bir bütün oluşturması ve Cumhuriyetin özünü ve içeriğini yapılandırması, yer yüzünde gelişmekte olan ülkelerin emperyalizmi yenilgiye uğratacağının da örneğini sergilemesi, yalnız 20. yüzyılın değil 21. yüzyılın da yoksullaşan mazlum ülkelerine esin kaynağı olacaktır. O sadece bizim Mustafa Kemalimiz değil, gelişmekte olan ulus devletlerinin de Mustafa Kemalidir. Laikliğe sahip çıkmak demokrasiye sahip çıkmak, Cumhuriyete sahip çıkmak Mustafa Kemal&#8217;e sahip çıkmakla eş anlamlıdır.</p>
<p><strong>Kayseri ADD Şubesi&#8217;nin 26.3.2000 günü düzenlediği konferanstaki konuşma</strong></p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/siyasal-islam-ve-laiklik" title="filmlerden laiklikle ilgili kesitler">filmlerden laiklikle ilgili kesitler</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/siyasal-islam-ve-laiklik" title="laikliğe karşi ayetler">laikliğe karşi ayetler</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/laiklik-hakkinda" title="Laiklik Hakkında">Laiklik Hakkında</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/devrim-yasak-evrim-sakincali-doneklik-yararlidir-azgelismis-demokrasimizde" title="Devrim Yasak, Evrim Sakıncalı, Döneklik Yararlıdır Azgelişmiş Demokrasimizde ">Devrim Yasak, Evrim Sakıncalı, Döneklik Yararlıdır Azgelişmiş Demokrasimizde </a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/seriatci-takim-nicin-ataturku-unutturmak-istiyor" title="Şeriatçı takım niçin Atatürk&#8217;ü unutturmak istiyor?">Şeriatçı takım niçin Atatürk&#8217;ü unutturmak istiyor?</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/dersim-ve-aciyi-bal-eylemek" title="Dersim ve Acıyı Bal Eylemek">Dersim ve Acıyı Bal Eylemek</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/cumhuriyetimizi-bugun-kurduk" title="Cumhuriyetimizi Bugün Kurduk!">Cumhuriyetimizi Bugün Kurduk!</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/siyasal-islam-ve-laiklik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Laiklik ile ilgili sözleri</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-laiklik-ile-ilgili-sozleri</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-laiklik-ile-ilgili-sozleri#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 09:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[laik cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[laik devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=727</guid>
		<description><![CDATA["Türkiye Cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatiyle ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.

Bir de, Türkiye Cumhuriyeti dahilinde, tüm tekkeler ve zaviyeler ve türbeler kanunla kapatılmıştır...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Türkiye Cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatiyle ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.</p>
<p><span id="more-727"></span></p>
<p>Bir de, Türkiye Cumhuriyeti dahilinde, tüm tekkeler ve zaviyeler ve türbeler kanunla kapatılmıştır. Tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vesaire yasaktır. Çünkü bunlar gericiliğin kaynakları ve cehaletin damgalarıdır. Türk milleti, böyle müesseselere ve onların mensuplarına katlanamazdı ve katlanmadı.&#8221;<br />
(1930)</p>
<p>&#8220;Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.</p>
<p>Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.&#8221;<br />
(1930)</p>
<p>&#8220;Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.&#8221;<br />
(1930)</p>
<p>&#8220;Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.</p>
<p>Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karsıyız ve buna müsaade etmiyoruz.&#8221;<br />
(1930)</p>
<p>&#8220;Vatandaşları içinde çeşitli dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında adil ve tarafsız tutum ve davranışta bulunmaya ve mahkemelerinde vatandaşları ve yabancılar hakkında eşit adalet uygulamakla vazifeli olan bir hükümet, fikir ve vicdan hürriyetlerine uymaya mecburdur.&#8221;<br />
(1927)</p>
<p>&#8220;Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.&#8221;<br />
(1924)</p>
<p>&#8221;Asırlar boyunca ve bugün de kavimlerin cehil ve taassubundan faydalanarak binbir türlü siyasi ve şahsi menfaat temini için dini alet ve vasıta olarak kullanmak teşebbüsünde bulunanların iç ve dışta varlığı yüzünden bu zeminde olanları söylemekten kendimizi alamıyoruz. Beşeriyette din hakkında bilgi ve duygular her türlü hurafelerden tecerrüt ederek hakiki ilim nuru ile temizleninceye kadar din oyunu aktörlerine her yerde tesadüf olunacaktır.&#8221;</p>
<p>&#8221;Laiklik prensibinde israr ediyoruz. Çünkü, millî iradenin, insanlığa mal olmuş değerlerin belki de en mukaddesi (kutsalı) olan da hürriyeti (özgürlüğü) ancak lâiklik prensibine bağlanmakla korunabilir.&#8221;</p>
<p>&#8221;Biz ilhamlarımızı, gökten ve gaibden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt bağrından çıktığımız Türk Ulusu ve bir de uluslar tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığmız sonuçlardır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler ve meczuplar ülkesi olamaz. En gerçek, en doğru tarikat uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emir ve gereklerini yapmak, insan olmak için yeterlidir.&#8221;</p>
<p>&#8221;Bir takım şeyhlerin, dedelerin, seyyidlerin, çelebilerin, babaların emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara talih ve hayatların, emanet eden insanlardan kurulu bir topluma uygar bir ulus gözü ile bakılabilir mi? Ulusumuzun gerçek görünüşünü yalnış anlamda gösterebilen ve yüzyıllarca göstermiş olan bu gibi unsurlar ve müesseseler, yeni Türkiye devletinde, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nde sürüp gitmeli miydi? Buna önem vermemek, ilerleme ve yenileşme adına en büyük ve düzeltilmesi imkansız bir hata olmaz mıydı? Biz her vasıtadan yalnız ve ancak, bir bakımdan faydalanırız. O da şudur: Türk Ulusunu uygar dünyada, layık olduğu mevkiye çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni sarsılmaz temelleri üzerinde her gün daha ziyade kuvvetlendirmek ve bunun içinde istibdat fikrini öldürmek.&#8221; (Büyük Söylev&#8217;den)</p>
<p>&#8221;Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması gerekir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur.&#8221;</p>
<p>&#8220;Asırlardan ve asırlardan beri, zavallı beşeriyeti mesut etmek için tutulan yolların, kullanılan vasıtaların verdikleri neticelerin ne derece emniyetbahş oldukları tetkike şayan değilmidir?&#8221;</p>
<p>&#8220;Aziz Millet Vekilleri,</p>
<p>Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz&#8221;</p>
<p>&#8220;Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir.&#8221;</p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-laiklik-ile-ilgili-sozleri" title="atatürk\ün laiklik ile ilgili sözleri">atatürk\ün laiklik ile ilgili sözleri</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-laiklik-ile-ilgili-sozleri" title="atatürkün laiklik ile ilgili sözleri">atatürkün laiklik ile ilgili sözleri</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-laiklik-ile-ilgili-sozleri" title="kemalist sözler">kemalist sözler</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-laiklik-ile-ilgili-sozleri" title="kemalizm sözleri">kemalizm sözleri</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-laiklik-ile-ilgili-sozleri" title="laiklik ile ilgili sözler">laiklik ile ilgili sözler</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/dersim-ve-aciyi-bal-eylemek" title="Dersim ve Acıyı Bal Eylemek">Dersim ve Acıyı Bal Eylemek</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kemalizm-ve-laiklik" title="Kemalizm ve Laiklik">Kemalizm ve Laiklik</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/laiklikin-tanimi" title="Laiklik&#8217;in Tanımı">Laiklik&#8217;in Tanımı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/laiklik-nedir-ahmet-taner-kislali" title="Laiklik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı">Laiklik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/devrim-yasak-evrim-sakincali-doneklik-yararlidir-azgelismis-demokrasimizde" title="Devrim Yasak, Evrim Sakıncalı, Döneklik Yararlıdır Azgelişmiş Demokrasimizde ">Devrim Yasak, Evrim Sakıncalı, Döneklik Yararlıdır Azgelişmiş Demokrasimizde </a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/ataturkun-laiklik-ile-ilgili-sozleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik Adam Olmaktır</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/laiklik-adam-olmaktir</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/laiklik-adam-olmaktir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 09:22:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=723</guid>
		<description><![CDATA[İlk Mecliste bir gün laiklik konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün Meclis&#8217;e başkanlık ediyordu. Meclis&#8217;in tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Alaycı bir tavırla: &#8220;Arkadaşlar bir laikliktir gidiyor. Afedersiniz ben bu laikliğin manasını anlamıyorum&#8221; diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden elini kürsüye vurarak: &#8220;Adam olmaktır hocam, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk Mecliste bir gün laiklik konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün Meclis&#8217;e başkanlık ediyordu. Meclis&#8217;in tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Alaycı bir tavırla: <em>&#8220;Arkadaşlar bir laikliktir gidiyor. Afedersiniz ben bu laikliğin manasını anlamıyorum&#8221;</em> diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden elini kürsüye vurarak: <strong>&#8220;Adam olmaktır hocam, adam olmak!&#8221;</strong> diyerek Hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.</p>
<p><span id="more-723"></span></p>
<p>Kılıç Ali</p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/laiklik-adam-olmaktir" title="laikliğin manasını">laikliğin manasını</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu" title="Milliyetçilik bu mu? &#8211; Uğur Mumcu">Milliyetçilik bu mu? &#8211; Uğur Mumcu</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/mgkden-terorle-mucadele-vurgusu" title="MGK&#8217;den &#8216;terörle mücadele&#8217; vurgusu">MGK&#8217;den &#8216;terörle mücadele&#8217; vurgusu</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/meclisin-zubeyde-hanim-ayibi" title="Meclis&#8217;in Zübeyde Hanım ayıbı">Meclis&#8217;in Zübeyde Hanım ayıbı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ocalan-tecavuzcu-sapigin-tekiydi" title="&#8220;Öcalan, tecavüzcü sapığın tekiydi&#8230;&#8221;">&#8220;Öcalan, tecavüzcü sapığın tekiydi&#8230;&#8221;</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/mecliste-teror-eylemi" title="Meclis’te terör eylemi">Meclis’te terör eylemi</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/laiklik-adam-olmaktir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

