Köyün güzel kızına göz koyan ağa, rızası olmayan aile için bir felâkettir.Haber gönderir, hediyelere boğar, babasına baskı yapar, borçlandırır, tehdit eder, şantaja baş vurur, iftira atar ve nihayet kızı kaçırtarak emeline ulaşmaya çalışır. Ama işin içinde doğrudan kendisi olmaz, başkalarını kullanır hep.
Emperyalizm de böyledir işte.Bin yıldır göz koyduğu tarih, doğa, su, petrol ve maden zengini olan, aynı zamanda enerji kıtasının kalbi ve kilidi konumunda bulunan Anadolu’yu ele geçirememenin ihtirası ve Haçlı’dan Osmanlı’ya uzanan hınç tarihinin tatminsizliği ile, bıkıp usanmadan plânlar yapar, adamlar satın alır, borçlandırır, nasihat(!) eder, sonradan pişkince unutacağı vaadlerde bulunur, kışkırtıp bölmeye çalışır ve nihayet zor kullanır.
1.Dünya Savaşı sonrası işgalde içerden Vahdettin’i, Damat Ferit’i, Bâb-ı âli’yi, dincileri, isyancı kürt ve çerkezleri, dışarıdan ise, Yunanlıları maşa olarak kullanmış ve ağzının payını alarak defolup gitmiştir. Ancak; “pilavdan dönenin kaşığı kırılsın” misali emellerinden asla vazgeçmemiş ve Atatürk’ün ardından başladığı sabırlı, sinsi ve plânlı girişimlerle bugünlere gelmiştir.Kullandığı kişi, araç ve yöntemlerde 1.Dünya savaşına göre, teknolojinin dışında pek fark bulunmamaktadır.
Örneğin, ulusal kuvvetler ve yurtseverler için çıkarılan idam fermanlarının ve Malta sürgününün yerini Silivri Mahkemesi ve tutukevi, YAŞ müdahalesi, Balyoz v.s. iddianameleri almıştır. Padişah ve sadrazamın özenti halefleri, dinciler, terörist ve bölücü kürtçüler, kiralık basın ve kısa dönem aydınlar kadrosu tam mevcut emirlerine amâdedir.Kendince son aşama saydığı teslimiyet döneminde , kurdurduğu ve iktidar yaptırdığı parti sayesinde hayli kazanımlar elde etmiştir.Ancak halâ pürüzler(!) mevcuttur.TSK, bunca dava, yayın ve senaryoya rağmen bir türlü teslim(!) olmamakta, yüksek yargı, milli irade(!) temsilcilerinin, velinimetlerine ülkeyi anahtar teslimi devretmesini zaman zaman da olsa engellemektedir.İşte ölülerden bile medet umulan, hacısı, hocasıyla seferber olunan bu anayasa referandumu, aslında emperyalistlerin “dikensiz gül bahçesi” harekâtının son ve büyük taarruzudur. Yüce Divan korkusu rüyalarına girenler ise, “deliğe süpürmeyin,bizi kullanın” diye yalvardıkları patronlarının“sizi de kurtaracağız” havucuyla bu işin taşeronluğunu üstlenmişlerdir.
Biz; “ son taarruz” hazırlığı kapsamında meydanlarda rol kesen yalancı kuklalara ve oynatıcılarına, eylül ayının tarihimizdeki uğurunu ve onurunu hatırlatmakta yarar görüyoruz.
26 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taarruz’la başlayıp 30 Ağustos’da zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni takip eden eylül ayındaki kurtuluş şöleninin bir dökümünü aşağıda sunarken; bu toprakları, kalleşlerin, satılmışların, sömürmekten başka niteliği olmayan insanlıktan nasibini almamışların değil, kahraman, mert bir ulus olan Türklerin hak ettiğini ve etmeye de devam edeceğini haykırıyoruz!
EMPERYALİZMİN EYLÜLDEKİ YAPRAK DÖKÜMÜ
-1 Eylül Uşak’ın kurtuluşu , “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir.İleri!” emrinin verilişi.
-2 Eylül Eskişehir’in kurtuluşu
-3 Eylül Emet, Eşme, Dursunbey, Ödemiş, Sındırgı ve Tavşanlı’nın kurtuluşları
-4 Eylül Bayındır, Bigadiç, Buldan, Kula, Tire ve Söğüt’ün kurtuluşları
-5 Eylül Alaşehir, Bilecik, Bozuyük, Demirci, Gördes, Kuyucak, Nazilli, Salihli, Simav ve Susurluk’un kurtuluşları
-6 Eylül Akhisar, Balıkesir, İnegöl, Gönen, Söke ve Bursa-Yenişehir’in kurtuluşları
-7 Eylül Kasaba, Tepeköy, Kuşadası ve Aydın’ın kurtuluşları
-8 Eylül Havran, Edremit, Burhaniye ve Manisa’nın kurtuluşları
-9 Eylül İzmir, Menemen ve Edremit’in kurtuluşları
-11 Eylül Bursa, Foça, Gemlik ve Orhaneli’nin kurtuluşları
-12 Eylül Kırkağaç, Mudanya ve Urla’nın kurtuluşları
-13 Eylül Soma’nın kurtuluşu, Sakarya Zaferi (1921)
-14 Eylül M.Kemalpaşa, Bergama, Karaburun, Karacabey ve Dikili’nin kurtuluşları
-15 Eylül Ayvalık ve Balya’nın kurtuluşları
-16 Eylül Çeşme’nin kurtuluşu
-17 Eylül Bandırma’nın kurtuluşu
-18 Eylül Erdek ve Biga’nın kurtuluşları
-19 Eylül Mustafa Kemal Paşa’ya, Mareşallik rütbesinin ve Gazi’lik ünvanının verilmesi (1921)
-20 Eylül Bozcaada, Mihalıççık ve Sivrihisar’ın kurtuluşları
-22 Eylül Ezine’nin kurtuluşu, Damat Ferit’in İstanbul’dan gizlice kaçması -24 Eylül Bolvadin’in kurtuluşu
Mustafa Kemal Paşa’nın, İzmir’in kurtuluşundan sonra Türk Milleti’ne yayınladığı beyannamenin son kısmı, “dahili ve harici bedhahların TSK’ya musallat olma nedenlerini ne güzel açıklıyor:
Büyük Türk Milleti!
Ordularımızın kabiliyet ve kudreti düşmanlarımıza dehşet, dostlarımıza emniyet verecek bir kemal ile tezahür etti.Millet orduları 14 gün zarfında büyük bir düşman ordusunu imha ettiler.400 kilometrelik fasılasız bir takip yaptılar.Anadolu’daki bütün işgal edilmiş topraklarımızı geri aldılar.Bu büyük zafer münhasıran senin eserindir.Çünkü İzmir’imizi siyasi beklentileri sonucunda adeta sevinerek düşmana teslim eden heyetlerle milletin hiç bir münasebeti yok idi.Bursa’mızı istilâ eden Yunan kuvvetleri ise ancak imparatorluğun askerî teşkilatıyla, her işte hareket ederek muvaffak olmuşlardı. Vatanın hulâsa milletin rey ve iradesi kendi mukadderatı üzerinde kayıtsız şartsız hâkim olduğu zamandan başlamış ve ancak milletin vicdanından doğan ordularla müsbet ve kat’i neticelere ermiştır. Büyük ve necip Türk Milleti! Anadolu’nun kesin zaferini tebrik edeken sana İzmir’den, Bursa’dan, Akdeniz ufuklarından ordularının selâmını da takdim ediyorum.
12 Eylül 1922
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkumandan
Mustafa Kemal
Beyanname tarihinin 12 Eylül olmasını kaderin anlamlı bir cilvesi olarak görüyoruz.
88 yıl sonra yine bir 12 Eylül’de emperyalistlere ve işbirlikçilerine hak ettikleri dersi verecek sağduyuyu millet olarak göstereceğimize ve bu sülüklerden kurtulmak için yepyeni bir irade ile “yeter söz milletin” diyeceğimize inanarak Zafer Bayramımızı kutluyoruz.
Reşit Çağın
Okunma sayısı: 748




Ağustos 31st, 2010
Kategori: 