<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kemalist Gençler &#187; mustafa kemal</title>
	<atom:link href="http://www.kemalistgencler.com/etiket/mustafa-kemal/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kemalistgencler.com</link>
	<description>Kemalist</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Sep 2010 22:18:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 07:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Günler]]></category>
		<category><![CDATA[30 ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[ulu önder]]></category>
		<category><![CDATA[zafer bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=3048</guid>
		<description><![CDATA[<img class="alignleft" title="30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!" src="http://www.kemalistgencler.com/images/kurtulus-savasi.jpg" alt="" width="280" height="220" />Birinci dünya savaşı sonrasında Osmanlı Devletinin imzaladığı Modros Ateşkes Antlaşması ve Sevr Antlaşmasıyla, emperyalistler Türk vatanını parçalamak ve Türk milletini tutsak etmek istiyordu.

Ulu Önder Atatürk, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmadan önce işgallere karşı birlik sağlanamadığı için işgaller durdurulamıyordu. Atatürk, Samsun'a çıkarak tüm yurdu, işgallere karşı Kurtuluş Savaşı'nı başlatarak birleştirdi. Amasya genelgesinin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas kongrelerinde, manda, himaye ve işgaller reddedilerek, savunma ve direniş esası kabul edilmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" class="aligncenter" title="30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!" src="http://www.kemalistgencler.com/images/kurtulus-savasi.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p><span id="more-3048"></span></p>
<p>Birinci dünya savaşı sonrasında Osmanlı Devletinin imzaladığı Modros Ateşkes Antlaşması ve Sevr Antlaşmasıyla, emperyalistler Türk vatanını parçalamak ve Türk milletini tutsak etmek istiyordu.</p>
<p>Ulu Önder Atatürk, 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a çıkmadan önce işgallere karşı birlik sağlanamadığı için işgaller durdurulamıyordu. Atatürk, Samsun&#8217;a çıkarak tüm yurdu, işgallere karşı Kurtuluş Savaşı&#8217;nı başlatarak birleştirdi. Amasya genelgesinin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas kongrelerinde, manda, himaye ve işgaller reddedilerek, savunma ve direniş esası kabul edilmiştir. Daha sonra 27 Aralık 1919&#8242;da Ankara&#8217;ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisini açtı. Böylelikle Kurtuluş Savaşı&#8217;nın merkezi Ankara olmuş oluyordu.</p>
<p>TBMM yaptığı görüşmelerde Kurtuluş çareleri arıyordu. Misak-ı Milli sınırları içinde vatanın bütünlüğü ve parçalanamayacağı vurgulandı ve düşmanla savaşma kararı alındı. İlk başarı doğuda Ermeni çetelerine karşı kazanılarak milli kuvvetler batı cephesine kaydırıldı. Batı cehpesinde I. ve II. İnönü savaşlarıyla, Yunanlılara büyük bir darbe indirildi. Bunun üzerine, Yunanlılar tekrar saldırıya geçti. Türk askeri, Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün önderliğinde Sakarya Meydan Muharebesiyle, savunma durumundan taarruz&#8217;a geçerek Yunanlılar karşısında büyük bir zafer kazandı. TBMM bu zaferin ardından Mustafa Kemal&#8217;e &#8220;gazi&#8221; ünvanı ve &#8220;mareşal&#8221; rütbesi verdi.</p>
<p>Sakarya savaşından sonra, düşmanı Türk topraklarından atmak için taarruz kararı alındı. Gazi Mustafa Kemal&#8217;in başkomutanlığında Türk askeri 26 Ağustos 1922&#8242;de saldırıya geçti. 30 Ağustos&#8217;ta düşman çember içine alındı. Büyük Taarruz(Başkomutanlık Meydan Muharebesi)&#8217;un başarıyla sonuçlandırılmasının ardından düşman İzmir&#8217;e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922&#8242;de İzmir&#8217;in de düşman işgalinden kurtarılmasıyla Türk vatanı düşmandan tamamen temizlenmiş oldu.</p>
<p>30 Ağustos, Türk milletini esir etmek isteyen emperyalistlere karşı kadınıyla, erkeğiyle; genciyle, yaşlısıyla topyekûn olarak kazanılan zafer destanının yazıldığı gündür.</p>
<p>Bu zaferi bize yaşatan başta Ulu Önder Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, kahraman şehit ve gazilerimizi şükran ve minnetle anıyoruz. 30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!</p>
<p><strong>Kemalist Gençler</strong></p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun" title="30 ağustos kemalist gençler">30 ağustos kemalist gençler</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun" title="30 ağustos zafer bayramı">30 ağustos zafer bayramı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun" title="30 ağustos zafer bayramı atatürk diyorki">30 ağustos zafer bayramı atatürk diyorki</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun" title="kemal kılıçdaroğlu 30 ağustos kutlu olsun">kemal kılıçdaroğlu 30 ağustos kutlu olsun</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun" title="30 agustos kemalizm">30 agustos kemalizm</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun" title="30 agustos türk solu">30 agustos türk solu</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun" title="30 ağustos zafer bayramı kutlu olsun">30 ağustos zafer bayramı kutlu olsun</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun" title="atatürk ün zaferleri">atatürk ün zaferleri</a></li></ul><!-- SEO SearchTerms Tagging 2 plugin took 2.949 ms -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/30-agustos-zafer-bayrami-kutlu-olsun/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Çanakkale Savaşı&#8217;ndaki Rolü</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 13:51:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çanakkale Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[anafartalar kumandanı]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=922</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal’in, bir ulusun geleceğine ve bir büyük savaşın süresine etki edecek derecede önemli bir olay olan Çanakkale Muharebeleri’ndeki rolü, hiç şüphesiz tartışılmayacak kadar büyük ve önemlidir. Örneğin, düşmanın olanak ve yeteneğini doğru olarak tespit etmek başarının ilk şartıdır. Düşmanın yaptığı ya da yapacağı harekâtın amacını anlayabilmek ise bir komutanlık sanatıdır. Mustafa Kemal’in, Çanakkale’de büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" class="alignleft" title="Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale Savaşı'ndaki Rolü" src="http://img305.yukle.tc/images/9291ataturk-canakkale-savasinda.jpg" alt="" width="292" height="416" /><strong>Mustafa Kemal’in, bir ulusun geleceğine ve bir büyük savaşın süresine etki edecek derecede önemli bir olay olan Çanakkale Muharebeleri’ndeki rolü, hiç şüphesiz tartışılmayacak kadar büyük ve önemlidir.</strong></p>
<p><span id="more-922"></span></p>
<p>Örneğin, düşmanın olanak ve yeteneğini doğru olarak tespit etmek başarının ilk şartıdır. Düşmanın yaptığı ya da yapacağı harekâtın amacını anlayabilmek ise bir komutanlık sanatıdır.</p>
<p>Mustafa Kemal’in, Çanakkale’de büyük bir ileri görüşlülükle, düşmanın çıkarma harekâtından amacının ne olduğunu, hedefinin neresi olabileceğini, aslî kuvvetlerle nerelerden çıkabileceğini çok iyi değerlendirdiğini tarih belgelerle kanıtlamıştır.</p>
<p>Arazi, bir askeri harekâtı etkileyen önemli bir faktör ve stratejinin önemli bir unsurudur. Düşman olanak ve yetenekleri ile kendi hareket tarzlarımızın isabetli bir şekilde tespiti araziyi iyi tanımakla, harekâtın başarısı ise araziyi iyi kullanmakla mümkündür.</p>
<p>Jeostratejik değeri olan Çanakkale Boğazı’na hakim Gelibolu Yarımadası’nı çok iyi tanıyan Mustafa Kemal, çok olumlu taktik ve stratejik değerlendirmeler yapmıştır.</p>
<p>Mustafa Kemal, yarımadanın ortasından geçen omurga araziyi daima elinde tutmayı esas almış ve muharebelerin burası ile kıyının ilk sırtları arasında ve mümkün olduğu kadar omurga arazisinin ilerisinde yapılmasını amaçlamış ve başarı ile uygulamıştır.</p>
<p>Bu yöntem, stratejik sonuçlar doğuran, şartlara en uygun ve başarılı bir özel taktik uygulamadır. Bir askerî harekâtın başarısı düşmanın amacına ulaşmasını önleyecek tedbirlerin alınabilmesine bağlıdır.</p>
<p>Mustafa Kemal’in çıkarma öncesinde, önerdiği kuvvet dağılımı ve savunma tertibinin ne derecede doğru ve yerinde olduğunu cereyan eden harekât göstermiştir.</p>
<p>Mustafa Kemal, Çanakkale’de asıl muharebe hattının kıyıdan geçmesi gerektiğini ve kıyının kuvvetli tutulması tezini savunmuştur. Bu görüşün doğru olduğu, ancak acı gerçeklerle karşılaşınca anlaşılmıştır.</p>
<p>Her fırsatta taarruz, kuvvet dengesine bakılmaksızın toparlanabilen her birlikle taarruz, düşmana fırsat tanımamak için gerektiğinde savunma mevzilerindeki birlikleri de taarruz ettirmek suretiyle kıyı savunması ve mevzi savunmasına yeni bir anlayış getirmiş ve TAARRUZî SAVUNMA’nın en güzel örneğini vermiştir.</p>
<p>Mustafa Kemal, Çanakkale’de, en kritik durumlarda inisiyatifini kullanarak, bu durumlara en uygun kararları süratle vererek, ileri görüşlülüğünü ispatlayarak, hata ve yanlışları cesaretle üst makamlara önererek, yüksek azim ve irade gücü göstererek büyük bir askerî deha ve yönetici olduğunu ulusuna ve dünyaya kabul ettirmiş ve büyük bir savaşı başarı ile yönetebilecek stratejik yeteneğe sahip olduğunu kanıtlamıştır.</p>
<p><strong>Çanakkale Muharebeleri’nin en önemli sonucu, Mustafa Kemal’in askerî dehasını gözler önüne sermesidir.</strong></p>
<p>Mustafa Kemal, durumu çabucak kavramak, süratle ve soğukkanlılıkla doğru karar vermek, verdiği kararları büyük bir enerji ve cesaretle bizzat tatbik etmek, inisiyatifi cüretle fakat isabetli kullanmak, sorumluluğu çekinmeden açıkça üzerine almak gibi üstün komutanlık vasıfları göstermiş ve muharebelerin gidişi üzerinde birinci derecede etkili olmuştur.</p>
<p>Burada kendini gösteren Mustafa Kemal, ulusça, hilâfet ve saltanat makamı olan İstanbul’u kurtaran kahraman olarak tanınmış ve bu durum, Türk Kurtuluş Savaşı’nın özellikle başlangıcında, ona büyük yarar sağlamıştır.</p>
<p><em>Anafartalar ve Conkbayırı zaferleri olmasa, belki de Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyet’e ve devrimlere giden yolda büyük Türk Milleti’ni birleştirme olanağı bulamayacaktı.</em></p>
<p><em>Nitekim, İngiliz Resmi Tarihi bunu şöyle özetler:</em></p>
<p><strong>“Tarihte bir Tümen komutanının üç muhtelif yerde, vaziyete nüfus ederek yalnız bir muharebenin değil, aynı zamanda zaferin akıbetini celbi, bir milletin mukadderatına tesir yapacak vaziyet ihdasına nadiren rastlanır.”</strong></p>
<p>Komutanlık, bir askeri sevk ve idare sanatıdır.<br />
Komutan ise bilgisiyle, ileri görüşlülüğüyle, cesaretiyle, iradesiyle, adaletiyle, tutum ve davranışlarıyla, birliğine örnek olan ve sahip çıkan, onu en kritik anlarda dahi peşinden sürükleyerek bu sanatı uygulayan kişidir.</p>
<p><em>Amerikalı Öğretim Üyesi Richard D. Robinson, Atatürk’ün askerî dehasını şu niteliklerle tanımlar:</em></p>
<p><strong>“Kişisel cesaret,<br />
Başkalarının hareketini seziş yeteneği,<br />
Sabır, kendi hareketlerinin en etkili olabileceği zamanı kavrayış,<br />
Kendi amacınısaklı tutarak, başka yönlerde inandırıcı biçimde ‘yanıltma, aldatma’ hareketleri yapabilme yeteneği,<br />
Hasım kuvvetlerin nispî gücünü, objektif bir görüşle ve doğru olarak değerlendirebilme niteliği…”</strong></p>
<p>Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebeleri sırasında önce Yarbay, sonra Albay rütbesiyle görev yapmış, bu muharebeler sırasında gösterdiği başarıyla hem astlarının, hem sıralı komutanlarının, hem de kamuoyunun dikkatini çekmişti.</p>
<p>Örneğin, Yarbay Mustafa Kemal’in, Çanakkale Muharebeleri sırasında sıralı ilk amiri, ilk komutanı 3 ncü Kolordu Komutanı Mirliva Esat (Bülkat) idi.</p>
<p>Esat Paşa, Harp Okulu’nda öğretmenliğini yaptığı Mustafa Kemal’i iyi tanıyordu. Muharebelerde gösterdiği üstün başarısını göz önüne alarak, Mustafa Kemal’in bir dere yatağındaki komuta yerine, Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Fahrettin (Altay)’ın önerisiyle, “ Kemalyeri” adını vermişti.</p>
<p><em>Esat Paşa:</em></p>
<p><strong>“… Bu tarihî adın günlük emirle yapılmasını ve haritalara kaydını emrettim.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“… 3 Mayıs 1915 günü, askerlerimizin göstermiş oldukları kahramanlıkları ve bu askere kumanda eden Mustafa Kemal Bey’in yararlılığını takdire değer buldum, karargâhıma döndüm.”</strong></p>
<p>Yarbay ( sonra Albay) Mustafa Kemal’in sıralı ikinci amiri 5 nci Ordu Komutanı Mareşal Sanders’ti. Mareşal Sanders, sık sık fikir ayrılıklarına düşmesine rağmen, Mustafa Kemal’i asker olarak çok beğenmiş ve yaptıklarını takdir etmişti:</p>
<p><strong>“ İlk askerî başarısını Trablusgarp’ta gösteren Mustafa Kemal, sorumluluk ve görevden zevk duyan bir komutan özelliğine sahipti. Daha 25 Nisan sabahı 19 ncu Tümen ile ve hiçbir yerden emir almaksızın kendiliğinden muharebeye müdahale ederek düşmanı sahile kadar püskürtmüş ve bundan sonra üç ay süre ile kırılmaz bir azimle devamlı düşman saldırılarına karşı koymuştu.”</strong></p>
<p>Liman von Sanders’in 10.8.1915 tarihinde, Enver Paşa’ya mektupta yazdıkları da, ona karşı duyduğu hayranlığın ifadesidir.</p>
<p><strong>“…Albay Mustafa Kemal Bey’i, vatanın bu büyük savaşta hizmetlerine muhakkak surette muhtaç olduğu çok müstesna kabiliyetli, yetkili ve cesur bir subay olarak tanıdım…Kendisine takdirimi ve şükranımı tekrar tekrar ifade ettim.” </strong></p>
<p>Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın düşünceleri de farklı değildi.</p>
<p>Esat Paşa:</p>
<p><strong>“…11 Mayıs 1915 günü, Enver Paşa, yaverleri ve erkân-ı harbi ( Kurmay başkanı- Kurmay subayları) ile karargâhıma geldi. 19 ncu Tümen Komutanı Mustafa Kemal Bey’in karargâhı hâlâ Kemalyeri’ndeydi. Oraya gittik. Enver Paşa, Mustafa Kemal Bey’i kucakladı ve bugüne kadar göstermiş olduğu kahramanlıklardan dolayı takdirlerini bildirdi.”</strong></p>
<p>Muharebeler sırasında yerli ve yabancı basının Mustafa Kemal’e ilgisi yoğun oldu. O dönemin tanınmış yazar, ressam ve şairleri Mustafa Kemal ile tanışıp-görüşmek için cepheye geldiler, onu ziyaret ettikten sonra intibalarını kamuoyuna yansıttılar.</p>
<p><strong>Toplum, kısa sürede Mustafa Kemal’i efsane bir komutan olarak tanıdı.</strong></p>
<p>Örneğin:</p>
<p>16 Mayıs 1915 günü, Edirne Valisi Hacı Adil Bey ve maiyeti, Kemalyeri’nde Mustafa Kemal’i ziyaret ederek göstermiş olduğu fedakârlık ve kahramanlıklardan dolayı tebrik ettiler.</p>
<p>29 Haziran 1915: Şehzade Faruk Efendi ile İstanbul Milletvekili Hüseyin Cahit (Yalçın), Kemalyeri’nde Mustafa Kemal’i ziyaret ettiler.</p>
<p>10 Temmuz 1915: Tasvir-i Efkâr gazetesi muhabirlerinden Ferit Bey, 19 ncu Tümen Komutanı Albay Mustafa Kemal’i ziyaret etti.</p>
<p>16 Temmuz 1915: gazeteci, şair ve yazarlardan bir heyet, Çanakkale cephesine geldi. Heyet üyeleri, top atışı nedeniyle 19 ncu Tümen Komuta Yeri’ne gidemeyince telefonla konuştular.</p>
<p>17 Temmuz 1915: Gelibolu Mutasarrıfı Süreyya (Yiğit) Bey’le Maydos (Eceabat) Kaymakamı Rahmi Bey, Albay Mustafa Kemal’i ziyaret ederek, geceyi Kemalyeri’nde geçirdiler.</p>
<p>Temmuz ayı ortalarında, Albay Mustafa Kemal’e, Trablusgarp’e Ordu Komutanı yetkisi ve Tuğbay rütbesiyle gidip gidemeyeceği soruldu.</p>
<p>21 Ağustos 1915: Polonyalı bir gazeteci, 2 nci Anafartalar zaferinin coşkusunu Kemalyeri’nde Mustafa Kemal ile birlikte yaşadı.</p>
<p>2 Eylül 1915 : Bir Alman gazeteci, Mustafa kemal’i Kemalyeri’nde ziyaret etti.</p>
<p>8 Eylül 1915: Türkiye’nin tanınmış filmcilerinden Necati Bey, Mustafa Kemal’i ziyaret ederek, 3 gün boyunca çekim yaptı.</p>
<p>10 Eylül 1915: Yazar Ekrem Bey, Mustafa Kemal’i ziyaret etti.</p>
<p>Eylül 1915’te, Mehmet Emin Yurdakul’un “ Tan Sesleri” isimli bir şiir kitabı yayımlandı. Bu kitapta, 15 Eylül 1915 tarihini taşıyan “ Ordunun Destanı” isimli uzun bir şiirin ilk dörtlüğü Mustafa Kemal ile ilgilidir :</p>
<p><strong>“Ey bugüne şahit olan sarp hisarlar,<br />
Ey kahraman Mehmet Çavuş siperleri,<br />
Ey Mustafa Kemaller’in aziz yeri,<br />
Ey toprağı kanlı dağlar, yanık yerler “</strong></p>
<p>25 Eylül 1915: Almanya’nın İstanbul elçiliği görevlilerinden Dr. Ernest Jachk, Albay Mustafa Kemal’i komuta yerinde ziyaret etti.</p>
<p>Ekim 1915 başında, Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanı iken, Irak Ordu Komutanlığı’na atanması önerildi.</p>
<p>21 Ekim 1915’te, Suriyeli yazar ve şairler, Mustafa Kemal’i Kemalyeri’nde ziyaret ettiler.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girişinin birinci yıldönümü nedeniyle, Tasvir-i Efkâr Gazetesi 29 Ekim 1915 tarihli sayısının ilk sayfasında, 18 Mart Deniz Zaferi’nin “ muzaffer komutanı” Cevat Paşa’nın yanı sıra kara muharebelerinin komutanlarından Albay Mustafa Kemal’in de fotoğrafını yayınladı ve onunla ilgili olarak şu bilgiyi verdi:</p>
<p><strong>“ Çanakkale muharebat-ı beriyesinde( kara muharebelerinde) fevkalade yararlılıkları görülen ve emri müdafaadaki( savunmadaki) iktidar ve mahareti ile( kudret ve becerisiyle) bihakkın( hakkıyla) ihrazı şan-u şeref eyleyerek( şan ve şeref kazanarak) boğazları ve makamı hilafeti( hilâfet makamını) kurtaran kumandanlarımızdan celadeti fıtriyye( yaradılışındaki yiğitlik) ve havârıkı hamaset ile( olağanüstü cesaretiyle) mümtaz( seçkin) Miralay (Albay) Mustafa Kemal Bey Efendi.” </strong></p>
<p>Mustafa Kemal, daha muharebeler devam ederken Anafartalar Komutanı olarak tanınmıştı.</p>
<p>Sultan Abdülhamit:</p>
<p><strong>“…Gazeteler, Çanakkale’de düşmanın durdurulduğunu, büyük zayiata uğratıldığını yazıyorlardı…Fransız ve İngiliz donanmasının Çanakkale Boğazı’nı zorladığı ve giremediği bir hakikatti. Çıkartma yapmaya muvaffak olmuş ama ordumuzun karşısında mıhlanıp kalmışlardı…Rabbime şükürler olsun ki, ummaya bile cesaret edemediğim zafer haberi ulaştı. ..Bu büyük zaferi, Mustafa Kemal bey adında bir Miralay (Albay) kazanmış. Allah, devletime hizmeti geçenlerden razı olsun.”</strong></p>
<p>Zaferden sonra, Mustafa Kemal ismi, “ İstanbul’u Kurtaran Kahraman” unvanıyla özdeşleşti.</p>
<p><em>1916 yılının Ocak ayında, 16 ncı Kolordu Komutanı olarak Edirne’ye girişinde, sokaklara zafer takları kuruldu, halk sokaklara döküldü.</em></p>
<p>Emekli Orgeneral Fahrettin Altay:</p>
<p><strong>“…Anafartalar Zaferi ile İstanbul’u düşman istilasından kurtaran Albay Mustafa Kemal, 16 ncı Kolordu Komutanı olarak Edirne’ye gönderilmiş, Edirne halkı da onu çok büyük göstyerilerle karşılamıştı. Çünkü biliyorlardı ki, Anafartalar kahramnı yalnız İstanbul’u değil, Edirne ve bütün Trakya’yı da kurtarmıştır.</strong></p>
<p><strong>Bu suretle parlayan Yeni Yıldız’ın ışığı büyümeye başlamış, her tarafta Anafartalar Kahramanı’na saygı Hürriyet Kahramanları’nı geçer olmuştu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Benim görüşüme göre:Enver Paşa, Mustafa Kemal’in kudretini takdir ediyor ve ondan savaş alanlarında faydalanmak istiyordu. Ama, onun karakterini kendi karakterine uygun bulmuyor ve onun parlaklığının kendisini geçmesine meydan vermek istemiyordu.” </strong></p>
<p>Alan Moorehead:</p>
<p><strong>“…Mustafa Kemal’in efsanemsi bir şekilde iktidara yükselmesinde, şüphesiz pek çok yönler vardır. Ama, belki de, Çanakkale’deki ilk zaferleri, onun için bütün ötekiler kadar önemlidir. Harekâtın sonuna doğru hasta ve yorgun olarak İstanbul’a döndüğü zaman, Enver Paşa’nın bütün çabaları onu ‘Çanakkale Kahramanı’ olarak selâmlamasına engel olamamıştı.” </strong></p>
<p>Sultan Abdülhamit:</p>
<p><strong>“…Mustafa Kemal Paşa, oğlum Abit Efendi’ye iki ceylan yavrusu hediye etmiş. Bundan memnun oldum. Devletimim yüzünü ağartmış bir paşanın, Abit Efendi’ye yakınlık göstermesi, bir şahsiyeti olduğunu anlatıyordu. Oğluma münasip bir mukabelede bulunmasını hatırlattım. Biraz vakti halim olsa, ‘ bir altın saat ‘ diyecektim ama hem dedikodusundan çekindim, hem oldukça geçim sıkıntısı içinde olduğum için bir şey söylemedim. ‘Bir daha arkadaşına (Salih Bozok’a) gelecek olursa, haber ver, ben de göreyim’ demekle yetindim. Gerçekten bir defa daha gelmiş, bana haber verdiler. Sırtında bir pelerin vardı ve arkadaşına veda ediyordu. Uzaktan yüzünü iyice seçemedim ama sıradan askerlere benzemiyordu; tehlikeli bir sükûneti vardı.Enver Paşa’nın kendisinden niçin çekindiğini o zaman anladım. Bunu Talât Paşa tutuyormuş. Bunlar küçük şeyler ! Çanakkale’de, İngiltere, Fransa gibi iki büyük devletin ordusunu, donanmasını durdurdu, yüz geri etti ya, bana lâzım olan odur. Muvaffakiyeti için dua ettim.” </strong></p>
<p>1 Nisan 1916’da Mirliva (Tuğgeneral)’lığa yükselen Mustafa Kemal, 1917 yılının Aralık ayında Veliaht Vahideddin ile Almanya’ya gitmişti. Lütfü Simavi, bu yolculuğun başlangıcını 1924 yılında yayımlanan hatıralarında şöyle anlatmıştı:</p>
<p><strong>“…Mustafa Kemal Paşa’yı ilk defa olarak, 1917 yılı Aralık ayında, Sirkeci Garı’nda, o vakit ki Veliaht Vahideddin Efendi’nin beraberinde Almanya’ya gideceğimiz gün gördüm. Trene bineceğimiz sırada, orada bulunan bir zat, ‘Tanışmıyor musunuz?’ diye sorarak bizi birbirimize takdim etti. Çanakkale’deki övünç ve gurur verici hizmetleriyle, herkes gibi ben de kendisini gıyaben tanıyordum, fakat şahsen görüşmemiştik. Hizmetlerinden ve başarılarından dolayı kendisini orada tebrik ettim. Tanışmaktan duyduğum şeref ve iftihar duygularımı bildirdim.” </strong></p>
<p>Sultan Vahideddin’in damadı İsmail Hakkı Okday da, bu yolculuk hakkında şunları yazar:</p>
<p><strong>“…Vahideddin Efendi, bu seyahate çıkarken, kendisine refakat etmek üzere, o zaman ‘ Anafartalar Kahramanı’ diye anılan Mustafa Kemal Paşa’yı yanına almıştı.”</strong></p>
<p>O günlerle ilgili Minber Gazetesi’nde çıkan yazı da şu şekildedir:</p>
<p><strong>“ 16 Kasım 1918. Anafartalar Kahramanı olarak ün yapmış olan Mustafa Kemal Paşa, önceki gün İstanbul’a geldi.” (Resmi ile) </strong></p>
<p><em>Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebeleri’ndeki başarısı nedeniyle sadece Türkiye’de değil, dünyada da tanındı.</em></p>
<p>Özellikle İngiliz istihbaratı, onun hakkında ayrıntılı bilgiye sahipti.</p>
<p>Gotthard Jaeschke:</p>
<p><strong>“…Mustafa Kemal’in Veliaht Vahdettin’in refakatinde Almanya’ya seyahati (15 Aralık 1917- 4 Ocak 1918) kaderin kendisine bir ihsanı olmuştu. Bu vesile ile onu şahsen tanıyan Padişah, Kemal’in Gelibolu’daki başarılarını hayranlıkla duyduktan sonra, şahsî kıymetini takdir etmişti.”</strong></p>
<p>Birinci Dünya Savaşı’nda, müttefik devletlerin arasında karşılıklı olarak yapılan nazik jestlerden biri de, son derece lüks ve şık, ama az sayıda basılmış eserler yayınlama adetiydi. Avusturya- Macaristan İmparatoru Franz Joseph de bu adete uymuş ve müttefiki olan Osmanlı hükümdarı Sultan Mehmed Reşad için “Die Türkeı ım Weltkrıeg”(Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye) isimli bir “Osmanlı Devlet Büyükleri Albümü” hazırlatmıştı.</p>
<p>Albümde, imparatorluk ressamı Wilhelm Victor Krausz’un çizdiği portreler arasında , askeri başarıları ile gündemde olan, “Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal Bey”in portresi de bulunuyordu.</p>
<p>İtalya Yüksek Komiseri Kont Sforza’nın, 1919 yılı Ocak-Mart aylarındaki tespitleri şu şekildeydi:</p>
<p><strong>“…Kemal’in şöhreti halk arasında yaygındı…İstanbul’daki bazı Britanya ajanları ilk işgal günlerinde (onu) Malta’ya göndermeyi tasavvur etmişlerdi…Ben, İtalya’nın, eski kahraman bu hasmı korumayı şüphesiz reddetmeyeceği cevabını verdim.”</strong></p>
<p>İngiltere’nin İstanbul’daki Yüksek Komiseri Amiral Sir Arthur Calthorpe, 23 haziran 1919’da, Londra’ya Dışişleri bakanı Lord Curzon’a çektiği mesajda , <em>“ …Çanakkale Savaşı’nda ün yapmış bulunan Mustafa Kemal Paşa…”</em>diyordu.</p>
<p>Yüksek Komiser Vekili Amiral Richard Webb de, 28 haziran 1919’da, Sir R. Graham’a</p>
<p><strong>“…Çanakkale Savaşı’nda bir hayli ün yapan Mustafa Kemal, Sadrazam tarafından Samsun’a müfettiş olarak gönderildi ” diye mesaj çekmişti. </strong></p>
<p>Mustafa Kemal Paşa’nın, 16 Mayıs 1919’da, Samsun’a gönderilişi sırasında, Müttefik Pasaport Kontrol Bürosu’nda görevli olan İngiliz Yüzbaşı John Godolphin Bennett, hatıralarında der ki:</p>
<p><strong>“…Sultan, başında Gelibolu Kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın bulunduğu bir heyetin…gönderilmesi konusunda…anlaşmaya varmıştı.” </strong></p>
<p>x</p>
<p>Yarbay (sonra Albay) Mustafa Kemal’in, Çanakkale Muharebeleri’ndeki başarılarından dolayı çeşitli madalya ve nişan ile ödüllendirilmesi, devlet yönetenlerin ve devlet adamlarının, onun hakkındaki bakış açısını göstermesi bakımından önemlidir.</p>
<p>Yarbay Mustafa Kemal, 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Muharebeleri’nden 5 gün sonra, 23 Mart 1915’te, Bulgaristan Sen Aleksandr Nişanı’nın Komandör Rütbesi ile ödüllendirildi.</p>
<p>30 Nisan 1915’te, yani Çanakkale kara muharebelerinin 25 Nisan’da başlamasından sadece beş gün sonra, cephede göğsüne Gümüş İmtiyaz Madalyası takıldı.</p>
<p>15 Temmuz 1915’te Harp Madalyası,<br />
1 Eylül 1915’te Muharebe Gümüş Liyakat Madalyası ile taltif edildi.<br />
28 Aralık 1915’te Alman Demir Salip Nişanı,<br />
17 Ocak 1916’da Muharebe Altın Liyakat Madalyası,<br />
1 Şubat 1916’da İkinci Rütbeden Osmanî Nişanı,<br />
27 Temmuz 1916’da Avusturya- Macaristan İmparatorluğu Üçüncü Rütbeden Muharebe Liyakat Madalyası,<br />
23 Eylül 1917’de Altın İmtiyaz Madalyası ile ödüllendirildi.</p>
<p>Atatürk, her şeyden önce bir savaş adamı olmasına rağmen, ona göre savaş hayatî ve zorunlu olmadıkça cinayetti. Atatürk’ün bir tören için Çanakkale’ye gidecek olan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya dikte ettirdiği şu sözler, onun Mehmetçik için duygularının özetidir:</p>
<p><strong>“Burada yatan şehitlerimiz!…Sizleri hürmet ve şükranla anıyoruz. Siz olmasaydınız ve siz göğüslerinizi çelik kalelere siper etmeseydiniz, bu boğaz aşılır, İstanbul işgal edilir; vatan toprakları istilâya uğrardı.”</strong></p>
<p>&#8212;&#8211;</p>
<p>“Bu memleket toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar, burada bir dost vatanının toprağındasınız.Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yan, koyun koyunasınız.</p>
<p>Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar, gözyaşlarınızı dindiriniz, evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler, huzur içinde uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.”</p>
<p>Bu anlamlı sözler, Gelibolu Tarihi Millî Parkı Anzak Koyu ile, Avustralya’da 1986 yılında açılışı yapılan temsilî Anzak Koyu’na dikilen anıtta yazılıdır.</p>
<p><strong>Ahmet Akyol</strong></p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu" title="çanakkale savaşında atatürkün rolü">çanakkale savaşında atatürkün rolü</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu" title=""></a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu" title="2 eylülde çanakkale cephesine gelen alman gazeteci ressam">2 eylülde çanakkale cephesine gelen alman gazeteci ressam</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu" title="çanakkale savaşına mustafa kemal">çanakkale savaşına mustafa kemal</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu" title="çanakkale savaşında almanlar">çanakkale savaşında almanlar</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu" title="çanakkale savaşındaki samsunlu kahramanlar">çanakkale savaşındaki samsunlu kahramanlar</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu" title="çanakkale savaşını alman bir gazeteci">çanakkale savaşını alman bir gazeteci</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu" title="ressam mustafa üstün">ressam mustafa üstün</a></li></ul><!-- SEO SearchTerms Tagging 2 plugin took 2.557 ms -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-canakkale-savasindaki-rolu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Unutturulan Atatürk &#8211; Uğur Mumcu</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/unutturulan-ataturk-ugur-mumcu</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/unutturulan-ataturk-ugur-mumcu#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2010 09:55:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[anti-emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[tam bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[uğur mumcu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=41</guid>
		<description><![CDATA[Atatürkçülük ne demektir? Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir. - Amacımız , ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%" bgcolor="#ffffff">
<tbody>
<tr height="1">
<td bgcolor="#ffffff">Atatürkçülük ne demektir? Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir.</p>
<p><span id="more-41"></span></p>
<p><strong>- Amacımız , ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir.</strong></p>
<p>Atatürkçülüğü, &#8220;tam bağımsızlık&#8221; inancından ayırmanın ve çok yönlü uluslararası ipotekleri &#8220;Atatürkçülük&#8221; adına savunmanın hiç olanağı yoktur. Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başlarında Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin bütün programlarına dayanağı, şu iki temeldir: Tam bağımsızlık, kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!..</p>
<p><strong>- Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz&#8230;</strong></p>
<p>İşte Atatürk budur, işet &#8220;Atatürkçülük&#8221; budur&#8230;</p>
<p>Kurtuluş Savaşı, kökeninde &#8220;antiemperyalist&#8221; ve &#8220;antikapitalist&#8221; düşüncelerin kutsal harcını taşır:</p>
<p><strong>- Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı kavga vermeyi uygun gören bir yolu izleyen insanlarız.</strong></p>
<p>Bu sözleri söyleyen ve her adımında ulusal bağımsızlığı, devrimci ve ilerici bir dünya görüşü ile sağlayıp pekiştiren Atatürk&#8217;ü bugün içine itildiğimiz ekonomik tutsaklığın temeli ve adı gibi görmek, Atatürk&#8217;e ve Atatürkçülüğe karşı yapılabilecek en ağır ve de en sinsi saldırıdır.</p>
<p>Atatürkçülük bağımsızlık demektir, Atatürkçülük ulusal onur demektir, Atatürkçülük devrimcilik demektir. Kurtuluş Savaşımızın ve ulusal devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri daha o günden görmekteydi:</p>
<p><strong>- Karşılıklı güvenlik ve esenlik, bütün dünya uluslarının üzerinde titremesi gereken bir mutluluk ilkesidir. Ancak bu ilke bütün uluslar için gerçekleşmedikçe, genel bir barışma sağlamaktan çok, sömürülmek istenen birtakım uluslara karşı, bir takım güçlü ulusların yeni davranış ve ayrıcalıklar kazanmasını sağlamak niteliğinde görülse yeridir. Hele uluslararası silah alışverişinin, birtakım ulusların denetimi altında tutulmasını sağlayacak önlemlerin alınması bu kuşkuyu artırmaktadır&#8230;</strong></p>
<p>Unutturulan, unutturulmak istenen Atatürk ve Atatürkçülük budur! Televizyon ekranlarında Türk halkına tanıtılmayan, anımsatılmayan sözler de işte bu sözlerdir:</p>
<p><strong>- Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerin güçleri ve bilinen her aracı ile Türk ulusunu emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimiz kanısındayız&#8230;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Ezilen uluslar bir gün ezen ulusları yok edeceklerdir&#8221; </strong>diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü, yeniden ezilen ulusların, Asya ve Afrika halklarının bayrağı yapmak, biz Atatürkçülerin, biz devrimcilerin namus borçlarıdır.</p>
<p><strong>- Bütün dünya bilsin ki benim için tek yanlılık vardır. Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı&#8230;</strong></p>
<p>Atatürk&#8217;ün bütün dünyaya duyurduğu bu ilerici ve devrimci düşünceleri ne yazık ki, ülkeyi Atatürk&#8217;ten sonra yöneten, yönettiğini sanan politikacılar eliyle hançerlendi ve Atatürk, gerçek nitelikleri ile değil, beylik anma törenlerinin donmuş kalıpları olarak tanıtılmak ve benzetilmek istendi.</p>
<p>Atatürk&#8217;ü hiç olmazsa bu yıl, gerçek nitelikleri ile tanıtabilirsek, geçmiş dönemlerin ihanetleri bir ölçüde unutulmuş olur. Kurtuluş Savaşı&#8217;nın yüce önderini &#8220;Atatürk Yılı&#8221;nda inançla selamlıyoruz:</p>
<p><strong>Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa&#8230;</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="536">
<tbody>
<tr>
<td bgcolor="#c4d9ef"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="536">
<tbody>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff"><span style="font-family: tahoma; color: #595959;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Kaynak</span> : Uğur MUMCU &#8211; Cumhuriyet, 6 Ocak 1981 ( Uyan Gazi Kemal! )</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/unutturulan-ataturk-ugur-mumcu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Hayatı</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-hayati</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-hayati#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 15:51:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ün hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=36</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik&#8217;te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi&#8217;ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım&#8217;dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın&#8217;dan Makedonya&#8217;ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik&#8217;te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi&#8217;ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım&#8217;dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın&#8217;dan Makedonya&#8217;ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım&#8217;la evlendi. Atatürk&#8217;ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.</div>
<p><span id="more-36"></span></p>
<div id="_mcePaste">Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi&#8217;ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği&#8217;nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik&#8217;e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi&#8217;ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye&#8217;ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına &#8220;Kemal&#8221; i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi&#8217;sini bitirip, İstanbul&#8217;da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi&#8217;ne devam etti. 11 Ocak 1905&#8242;te yüzbaşı rütbesiyle Akademi&#8217;yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam&#8217;da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907&#8242;de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır&#8217;a III. Ordu&#8217;ya atandı. 19 Nisan 1909&#8242;da İstanbul&#8217;a giren Hareket Ordusu&#8217;nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa&#8217;ya gönderildi. Picardie Manevraları&#8217;na katıldı. 1911 yılında İstanbul&#8217;da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.</div>
<div id="_mcePaste">1911 yılında İtalyanların Trablusgarp&#8217;a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911&#8242;de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912&#8242;de Derne Komutanlığına getirildi.</div>
<div id="_mcePaste">Ekim 1912&#8242;de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır&#8217;daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne&#8217;nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915&#8242;te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ&#8217;da görevlendirildi.</div>
<div id="_mcePaste">1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı&#8217;nda, Mustafa Kemal Çanakkale&#8217;de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine &#8220;Çanakkale geçilmez! &#8221; dedirtti. 18 Mart 1915&#8242;te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası&#8217;na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal&#8217;in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı&#8217;nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos&#8217;ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos&#8217;ta Kireçtepe, 21 Ağustos&#8217;ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal&#8217;in askerlerine &#8220;Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!&#8221; emri cephenin kaderini değiştirmiştir.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları&#8217;dan sonra 1916&#8242;da Edirne ve Diyarbakır&#8217;da görev aldı. 1 Nisan 1916&#8242;da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis&#8217;in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep&#8217;teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917&#8242;de İstanbul&#8217;a geldi. Velihat Vahidettin Efendi&#8217;yle Almanya&#8217;ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad&#8217;a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918&#8242;de Halep&#8217;e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi&#8217;nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918&#8242;de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918&#8242;de İstanbul&#8217;a gelip Harbiye Nezâreti&#8217;nde (Bakanlığında) göreve başladı.</div>
<div id="_mcePaste">Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra İtilaf Devletleri&#8217;nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a çıktı. 22 Haziran 1919&#8242;da Amasya&#8217;da yayımladığı genelgeyle &#8220;Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını &#8221; ilan edip Sivas Kongresi&#8217;ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz &#8211; 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 &#8211; 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi&#8217;ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919&#8242;da Ankara&#8217;da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.</div>
<div id="_mcePaste">Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919&#8242;da Yunanlıların İzmir&#8217;I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu paylaşan I. Dünya Savaşı&#8217;nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye &#8211; ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:</div>
<div id="_mcePaste">Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü&#8217;nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.</div>
<div id="_mcePaste">Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş Şanlıurfa savunmaları (1919- 1921)</div>
<div id="_mcePaste">I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)</div>
<div id="_mcePaste">II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)</div>
<div id="_mcePaste">Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)</div>
<div id="_mcePaste">Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)</div>
<div id="_mcePaste">Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal&#8217;e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923&#8242;te imzalanan Lozan Antlaşması&#8217;yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması&#8217;yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.</div>
<div id="_mcePaste">23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da TBMM&#8217;nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922&#8242;de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu&#8217;yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923&#8242;te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet&#8217;in ilk hükümeti kuruldu.</div>
<div id="_mcePaste">Türkiye Cumhuriyeti, &#8220;Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir&#8221; ve &#8220;Yurtta barış cihanda barış&#8221; temelleri üzerinde yükselmeye başladı.</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk Türkiye&#8217;yi &#8220;Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak&#8221; amacıyla bir dizi devrim yaptı.</div>
<div id="_mcePaste">Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:</div>
<div id="_mcePaste">1. Siyasal Devrimler:</div>
<div id="_mcePaste">· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)</div>
<div id="_mcePaste">· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)</div>
<div id="_mcePaste">· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)</div>
<div id="_mcePaste">2. Toplumsal Devrimler</div>
<div id="_mcePaste">· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)</div>
<div id="_mcePaste">· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)</div>
<div id="_mcePaste">· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)</div>
<div id="_mcePaste">· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)</div>
<div id="_mcePaste">· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)</div>
<div id="_mcePaste">· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)</div>
<div id="_mcePaste">3. Hukuk Devrimi :</div>
<div id="_mcePaste">· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)</div>
<div id="_mcePaste">· Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)</div>
<div id="_mcePaste">4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:</div>
<div id="_mcePaste">· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)</div>
<div id="_mcePaste">· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)</div>
<div id="_mcePaste">· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)</div>
<div id="_mcePaste">· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)</div>
<div id="_mcePaste">· Güzel sanatlarda yenilikler</div>
<div id="_mcePaste">5. Ekonomi Alanında Devrimler:</div>
<div id="_mcePaste">· Aşârın kaldırılması</div>
<div id="_mcePaste">· Çiftçinin özendirilmesi</div>
<div id="_mcePaste">· Örnek çiftliklerin kurulması</div>
<div id="_mcePaste">· Sanayiyi Teşvik Kanunu&#8217;nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması</div>
<div id="_mcePaste">· I. ve II. Kalkınma Planları&#8217;nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması</div>
<div id="_mcePaste">Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934&#8242;de TBMM&#8217;nce Mustafa Kemal&#8217;e &#8220;Atatürk&#8221; soyadı verildi.</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk&#8217;ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye&#8217;yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.</div>
<div id="_mcePaste">15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı&#8217;nı ve Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku&#8217;nu okudu.</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923&#8242;de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.</div>
<div id="_mcePaste">1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox&#8217;a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği&#8217;ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.</div>
<div id="_mcePaste">ATATÜRK&#8217;ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk&#8217;ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova&#8217;da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara&#8217;ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana&#8217;ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs&#8217;ta Ankara&#8217;ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul&#8217;a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu.</div>
<div id="_mcePaste">Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı&#8217;nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul&#8217;a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938&#8242;de Hatay Antlaşması&#8217;nın yürürlüğe girmesi Atatürk&#8217;ü çok sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona&#8217;da kalan Atatürk&#8217;ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı&#8217;na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O&#8217;nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938&#8242;de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara&#8217;ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı.</div>
<div id="_mcePaste">29 Ekim 1938&#8242;de kahraman Türk Ordusu&#8217;na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. &#8220;Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!&#8221; sözü ile Türk Ordusu&#8217;nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda &#8220;Türk vatanının ve Türk&#8217;lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır&#8221; diyerek Türk Ordusu&#8217;na olan güvenini belirtmiştir.</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk 1 Kasım 1938&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi&#8217;nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi&#8217;nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu&#8217;nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk&#8217;ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk&#8217;ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü Atatürk&#8217;ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı&#8217;nın büyük tören salonunda katafalka konuldu.</div>
<div id="_mcePaste">Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı&#8217;na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit&#8217;e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara&#8217;ya getirilmek üzere hareket edildi.</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk&#8217;ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk&#8217;ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe&#8217;de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953&#8242;te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk&#8217;ün naaşı Anıtkabir&#8217;e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.</div>
<p>Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik&#8217;te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi&#8217;ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım&#8217;dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın&#8217;dan Makedonya&#8217;ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım&#8217;la evlendi. Atatürk&#8217;ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.<br />
Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi&#8217;ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği&#8217;nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik&#8217;e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi&#8217;ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye&#8217;ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına &#8220;Kemal&#8221; i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi&#8217;sini bitirip, İstanbul&#8217;da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi&#8217;ne devam etti. 11 Ocak 1905&#8242;te yüzbaşı rütbesiyle Akademi&#8217;yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam&#8217;da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907&#8242;de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır&#8217;a III. Ordu&#8217;ya atandı. 19 Nisan 1909&#8242;da İstanbul&#8217;a giren Hareket Ordusu&#8217;nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa&#8217;ya gönderildi. Picardie Manevraları&#8217;na katıldı. 1911 yılında İstanbul&#8217;da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.<br />
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp&#8217;a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911&#8242;de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912&#8242;de Derne Komutanlığına getirildi.<br />
Ekim 1912&#8242;de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır&#8217;daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne&#8217;nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915&#8242;te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ&#8217;da görevlendirildi.<br />
1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı&#8217;nda, Mustafa Kemal Çanakkale&#8217;de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine &#8220;Çanakkale geçilmez! &#8221; dedirtti. 18 Mart 1915&#8242;te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası&#8217;na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal&#8217;in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı&#8217;nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos&#8217;ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos&#8217;ta Kireçtepe, 21 Ağustos&#8217;ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal&#8217;in askerlerine &#8220;Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!&#8221; emri cephenin kaderini değiştirmiştir.<br />
Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları&#8217;dan sonra 1916&#8242;da Edirne ve Diyarbakır&#8217;da görev aldı. 1 Nisan 1916&#8242;da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis&#8217;in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep&#8217;teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917&#8242;de İstanbul&#8217;a geldi. Velihat Vahidettin Efendi&#8217;yle Almanya&#8217;ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad&#8217;a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918&#8242;de Halep&#8217;e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi&#8217;nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918&#8242;de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918&#8242;de İstanbul&#8217;a gelip Harbiye Nezâreti&#8217;nde (Bakanlığında) göreve başladı.<br />
Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra İtilaf Devletleri&#8217;nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a çıktı. 22 Haziran 1919&#8242;da Amasya&#8217;da yayımladığı genelgeyle &#8220;Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını &#8221; ilan edip Sivas Kongresi&#8217;ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz &#8211; 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 &#8211; 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi&#8217;ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919&#8242;da Ankara&#8217;da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.<br />
Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919&#8242;da Yunanlıların İzmir&#8217;I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu paylaşan I. Dünya Savaşı&#8217;nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye &#8211; ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.</p>
<p>Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:<br />
Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü&#8217;nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.<br />
Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş Şanlıurfa savunmaları (1919- 1921)<br />
I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)<br />
II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)<br />
Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)<br />
Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)<br />
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal&#8217;e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923&#8242;te imzalanan Lozan Antlaşması&#8217;yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması&#8217;yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.<br />
23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da TBMM&#8217;nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922&#8242;de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu&#8217;yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923&#8242;te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet&#8217;in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, &#8220;Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir&#8221; ve &#8220;Yurtta barış cihanda barış&#8221; temelleri üzerinde yükselmeye başladı.<br />
Atatürk Türkiye&#8217;yi &#8220;Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak&#8221; amacıyla bir dizi devrim yaptı.Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:1. Siyasal Devrimler:· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)<br />
2. Toplumsal Devrimler· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)<br />
3. Hukuk Devrimi :· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)· Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)<br />
4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)· Güzel sanatlarda yenilikler<br />
5. Ekonomi Alanında Devrimler:· Aşârın kaldırılması· Çiftçinin özendirilmesi· Örnek çiftliklerin kurulması· Sanayiyi Teşvik Kanunu&#8217;nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması· I. ve II. Kalkınma Planları&#8217;nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması<br />
Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934&#8242;de TBMM&#8217;nce Mustafa Kemal&#8217;e &#8220;Atatürk&#8221; soyadı verildi.<br />
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk&#8217;ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.<br />
Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye&#8217;yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.<br />
15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı&#8217;nı ve Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku&#8217;nu okudu.<br />
Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923&#8242;de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.<br />
1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox&#8217;a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği&#8217;ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu. ATATÜRK&#8217;ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ Atatürk&#8217;ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova&#8217;da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara&#8217;ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana&#8217;ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs&#8217;ta Ankara&#8217;ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul&#8217;a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu. Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı&#8217;nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul&#8217;a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938&#8242;de Hatay Antlaşması&#8217;nın yürürlüğe girmesi Atatürk&#8217;ü çok sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona&#8217;da kalan Atatürk&#8217;ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı&#8217;na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O&#8217;nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938&#8242;de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara&#8217;ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı. 29 Ekim 1938&#8242;de kahraman Türk Ordusu&#8217;na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. &#8220;Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!&#8221; sözü ile Türk Ordusu&#8217;nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda &#8220;Türk vatanının ve Türk&#8217;lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır&#8221; diyerek Türk Ordusu&#8217;na olan güvenini belirtmiştir. Atatürk 1 Kasım 1938&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi&#8217;nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi&#8217;nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu&#8217;nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı. Atatürk&#8217;ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk&#8217;ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü Atatürk&#8217;ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı&#8217;nın büyük tören salonunda katafalka konuldu.Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı&#8217;na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit&#8217;e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara&#8217;ya getirilmek üzere hareket edildi. Atatürk&#8217;ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk&#8217;ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe&#8217;de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953&#8242;te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk&#8217;ün naaşı Anıtkabir&#8217;e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik&#8217;te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi&#8217;ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım&#8217;dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın&#8217;dan Makedonya&#8217;ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım&#8217;la evlendi. Atatürk&#8217;ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi&#8217;ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği&#8217;nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik&#8217;e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi&#8217;ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye&#8217;ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına &#8220;Kemal&#8221; i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi&#8217;sini bitirip, İstanbul&#8217;da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi&#8217;ne devam etti. 11 Ocak 1905&#8242;te yüzbaşı rütbesiyle Akademi&#8217;yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam&#8217;da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907&#8242;de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır&#8217;a III. Ordu&#8217;ya atandı. 19 Nisan 1909&#8242;da İstanbul&#8217;a giren Hareket Ordusu&#8217;nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa&#8217;ya gönderildi. Picardie Manevraları&#8217;na katıldı. 1911 yılında İstanbul&#8217;da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.1911 yılında İtalyanların Trablusgarp&#8217;a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911&#8242;de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912&#8242;de Derne Komutanlığına getirildi.Ekim 1912&#8242;de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır&#8217;daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne&#8217;nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915&#8242;te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ&#8217;da görevlendirildi.1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı&#8217;nda, Mustafa Kemal Çanakkale&#8217;de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine &#8220;Çanakkale geçilmez! &#8221; dedirtti. 18 Mart 1915&#8242;te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası&#8217;na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal&#8217;in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı&#8217;nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos&#8217;ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos&#8217;ta Kireçtepe, 21 Ağustos&#8217;ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal&#8217;in askerlerine &#8220;Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!&#8221; emri cephenin kaderini değiştirmiştir.Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları&#8217;dan sonra 1916&#8242;da Edirne ve Diyarbakır&#8217;da görev aldı. 1 Nisan 1916&#8242;da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis&#8217;in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep&#8217;teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917&#8242;de İstanbul&#8217;a geldi. Velihat Vahidettin Efendi&#8217;yle Almanya&#8217;ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad&#8217;a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918&#8242;de Halep&#8217;e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi&#8217;nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918&#8242;de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918&#8242;de İstanbul&#8217;a gelip Harbiye Nezâreti&#8217;nde (Bakanlığında) göreve başladı.Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra İtilaf Devletleri&#8217;nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a çıktı. 22 Haziran 1919&#8242;da Amasya&#8217;da yayımladığı genelgeyle &#8220;Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını &#8221; ilan edip Sivas Kongresi&#8217;ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz &#8211; 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 &#8211; 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi&#8217;ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919&#8242;da Ankara&#8217;da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919&#8242;da Yunanlıların İzmir&#8217;I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu paylaşan I. Dünya Savaşı&#8217;nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye &#8211; ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü&#8217;nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş Şanlıurfa savunmaları (1919- 1921)I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal&#8217;e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923&#8242;te imzalanan Lozan Antlaşması&#8217;yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması&#8217;yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da TBMM&#8217;nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922&#8242;de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu&#8217;yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923&#8242;te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet&#8217;in ilk hükümeti kuruldu.Türkiye Cumhuriyeti, &#8220;Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir&#8221; ve &#8220;Yurtta barış cihanda barış&#8221; temelleri üzerinde yükselmeye başladı.Atatürk Türkiye&#8217;yi &#8220;Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak&#8221; amacıyla bir dizi devrim yaptı.Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:1. Siyasal Devrimler:· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)2. Toplumsal Devrimler· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)3. Hukuk Devrimi :· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)· Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)· Güzel sanatlarda yenilikler5. Ekonomi Alanında Devrimler:· Aşârın kaldırılması· Çiftçinin özendirilmesi· Örnek çiftliklerin kurulması· Sanayiyi Teşvik Kanunu&#8217;nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması· I. ve II. Kalkınma Planları&#8217;nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılmasıSoyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934&#8242;de TBMM&#8217;nce Mustafa Kemal&#8217;e &#8220;Atatürk&#8221; soyadı verildi.Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk&#8217;ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye&#8217;yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı&#8217;nı ve Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku&#8217;nu okudu.Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923&#8242;de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox&#8217;a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği&#8217;ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.ATATÜRK&#8217;ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜAtatürk&#8217;ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova&#8217;da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara&#8217;ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana&#8217;ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs&#8217;ta Ankara&#8217;ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul&#8217;a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu.Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı&#8217;nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul&#8217;a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938&#8242;de Hatay Antlaşması&#8217;nın yürürlüğe girmesi Atatürk&#8217;ü çok sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona&#8217;da kalan Atatürk&#8217;ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı&#8217;na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O&#8217;nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938&#8242;de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara&#8217;ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı.29 Ekim 1938&#8242;de kahraman Türk Ordusu&#8217;na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. &#8220;Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!&#8221; sözü ile Türk Ordusu&#8217;nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda &#8220;Türk vatanının ve Türk&#8217;lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır&#8221; diyerek Türk Ordusu&#8217;na olan güvenini belirtmiştir.Atatürk 1 Kasım 1938&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi&#8217;nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi&#8217;nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu&#8217;nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.Atatürk&#8217;ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk&#8217;ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü Atatürk&#8217;ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı&#8217;nın büyük tören salonunda katafalka konuldu.Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı&#8217;na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit&#8217;e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara&#8217;ya getirilmek üzere hareket edildi.Atatürk&#8217;ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk&#8217;ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe&#8217;de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953&#8242;te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk&#8217;ün naaşı Anıtkabir&#8217;e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik&#8217;te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi&#8217;ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım&#8217;dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın&#8217;dan Makedonya&#8217;ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım&#8217;la evlendi. Atatürk&#8217;ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi&#8217;ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği&#8217;nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik&#8217;e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi&#8217;ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye&#8217;ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına &#8220;Kemal&#8221; i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi&#8217;sini bitirip, İstanbul&#8217;da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi&#8217;ne devam etti. 11 Ocak 1905&#8242;te yüzbaşı rütbesiyle Akademi&#8217;yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam&#8217;da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907&#8242;de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır&#8217;a III. Ordu&#8217;ya atandı. 19 Nisan 1909&#8242;da İstanbul&#8217;a giren Hareket Ordusu&#8217;nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa&#8217;ya gönderildi. Picardie Manevraları&#8217;na katıldı. 1911 yılında İstanbul&#8217;da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.1911 yılında İtalyanların Trablusgarp&#8217;a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911&#8242;de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912&#8242;de Derne Komutanlığına getirildi.Ekim 1912&#8242;de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır&#8217;daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne&#8217;nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915&#8242;te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ&#8217;da görevlendirildi.1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı&#8217;nda, Mustafa Kemal Çanakkale&#8217;de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine &#8220;Çanakkale geçilmez! &#8221; dedirtti. 18 Mart 1915&#8242;te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası&#8217;na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal&#8217;in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı&#8217;nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos&#8217;ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos&#8217;ta Kireçtepe, 21 Ağustos&#8217;ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal&#8217;in askerlerine &#8220;Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!&#8221; emri cephenin kaderini değiştirmiştir.Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları&#8217;dan sonra 1916&#8242;da Edirne ve Diyarbakır&#8217;da görev aldı. 1 Nisan 1916&#8242;da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis&#8217;in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep&#8217;teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917&#8242;de İstanbul&#8217;a geldi. Velihat Vahidettin Efendi&#8217;yle Almanya&#8217;ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad&#8217;a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918&#8242;de Halep&#8217;e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi&#8217;nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918&#8242;de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918&#8242;de İstanbul&#8217;a gelip Harbiye Nezâreti&#8217;nde (Bakanlığında) göreve başladı.Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra İtilaf Devletleri&#8217;nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a çıktı. 22 Haziran 1919&#8242;da Amasya&#8217;da yayımladığı genelgeyle &#8220;Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını &#8221; ilan edip Sivas Kongresi&#8217;ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz &#8211; 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 &#8211; 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi&#8217;ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919&#8242;da Ankara&#8217;da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919&#8242;da Yunanlıların İzmir&#8217;I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu paylaşan I. Dünya Savaşı&#8217;nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye &#8211; ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü&#8217;nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş Şanlıurfa savunmaları (1919- 1921)I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal&#8217;e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923&#8242;te imzalanan Lozan Antlaşması&#8217;yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması&#8217;yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da TBMM&#8217;nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922&#8242;de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu&#8217;yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923&#8242;te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet&#8217;in ilk hükümeti kuruldu.Türkiye Cumhuriyeti, &#8220;Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir&#8221; ve &#8220;Yurtta barış cihanda barış&#8221; temelleri üzerinde yükselmeye başladı.Atatürk Türkiye&#8217;yi &#8220;Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak&#8221; amacıyla bir dizi devrim yaptı.Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:1. Siyasal Devrimler:· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)2. Toplumsal Devrimler· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)3. Hukuk Devrimi :· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)· Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)· Güzel sanatlarda yenilikler5. Ekonomi Alanında Devrimler:· Aşârın kaldırılması· Çiftçinin özendirilmesi· Örnek çiftliklerin kurulması· Sanayiyi Teşvik Kanunu&#8217;nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması· I. ve II. Kalkınma Planları&#8217;nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılmasıSoyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934&#8242;de TBMM&#8217;nce Mustafa Kemal&#8217;e &#8220;Atatürk&#8221; soyadı verildi.Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk&#8217;ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye&#8217;yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı&#8217;nı ve Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku&#8217;nu okudu.Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923&#8242;de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox&#8217;a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği&#8217;ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.ATATÜRK&#8217;ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜAtatürk&#8217;ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova&#8217;da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara&#8217;ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana&#8217;ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs&#8217;ta Ankara&#8217;ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul&#8217;a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu.Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı&#8217;nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul&#8217;a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938&#8242;de Hatay Antlaşması&#8217;nın yürürlüğe girmesi Atatürk&#8217;ü çok sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona&#8217;da kalan Atatürk&#8217;ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı&#8217;na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O&#8217;nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938&#8242;de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara&#8217;ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı.29 Ekim 1938&#8242;de kahraman Türk Ordusu&#8217;na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. &#8220;Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!&#8221; sözü ile Türk Ordusu&#8217;nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda &#8220;Türk vatanının ve Türk&#8217;lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır&#8221; diyerek Türk Ordusu&#8217;na olan güvenini belirtmiştir.Atatürk 1 Kasım 1938&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi&#8217;nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi&#8217;nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu&#8217;nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.Atatürk&#8217;ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk&#8217;ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü Atatürk&#8217;ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı&#8217;nın büyük tören salonunda katafalka konuldu.Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı&#8217;na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit&#8217;e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara&#8217;ya getirilmek üzere hareket edildi.Atatürk&#8217;ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk&#8217;ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe&#8217;de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953&#8242;te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk&#8217;ün naaşı Anıtkabir&#8217;e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/mustafa-kemal-ataturkun-hayati/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
