<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kemalist Gençler &#187; kemalist milliyetçilik</title>
	<atom:link href="http://www.kemalistgencler.com/etiket/kemalist-milliyetcilik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kemalistgencler.com</link>
	<description>Kemalist</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 14:54:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Atatürk Milliyetçiliği</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 09:50:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[kemalist milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[türk milliyetçiliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=2028</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk İlkeleri, genel anlamda bir milletin uygarlık alanında varlığını kanıtlamasını ve içinde bulunduğu uygarlık çağına katkıda bulunmasını sağlayacak bir yönetim sisteminin dayanaklarıdır. Bu ilkelere kısaca, uygar bir yönetim sisteminin temel taşlarıdır, diyebiliriz. Atatürk İlkelerinin amacı ise “Yurtta barış, dünyada barış”ı gerçekleştirmektir. Bu ilkelerin, çağımızın içinde bulunduğu sorunların tümüne çözüm getirmesi, bu tanımlamamızın zorunlu sonucu olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk İlkeleri, genel anlamda bir milletin uygarlık alanında varlığını kanıtlamasını ve içinde bulunduğu uygarlık çağına katkıda bulunmasını sağlayacak bir yönetim sisteminin dayanaklarıdır. Bu ilkelere kısaca, uygar bir yönetim sisteminin temel taşlarıdır, diyebiliriz. Atatürk İlkelerinin amacı ise “Yurtta barış, dünyada barış”ı gerçekleştirmektir. Bu ilkelerin, çağımızın içinde bulunduğu sorunların tümüne çözüm getirmesi, bu tanımlamamızın zorunlu sonucu olarak karşımıza çıkar.</p>
<p><span id="more-2028"></span></p>
<p>Önce Atatürk İlkelerinin diziliş sırasına bakarak düşüncemizi açıklamaya çalışalım:</p>
<p><strong>1-</strong> Milliyetçilik, <strong>2-</strong> Halkçılık, <strong>3-</strong> Cumhuriyetçilik, <strong>4-</strong> Lâiklik, <strong>5-</strong> Devletçilik, <strong>6-</strong> İnkılâpçılık.</p>
<p>Bu sıralama, bir milletin varlığından başlayarak diğer ilkelerin getireceği düşüncelerin tümünün nedenlerinin açıklanmasındaki bilimsel bağlantıyı göstermektedir, ilkeler arasındaki bağlantı, bireyden başlayarak bir milleti oluşturan insanların bir arada yaşarken uygar bir biçimde, yani insanca yönetilmelerinde göz önünde bulundurulması gereken olgulara dayanmaktadır. O halde Atatürk ilkelerinin kaynağı insandır. İnsanın olmadığı yerde ne yönetim sorunu, ne uygarlık, ne ekonomi ve ne de bilim vardır.</p>
<p>Biz bu yazımızda, Atatürk ilkelerinden “milliyetçiliği” konu almış bulunuyoruz.</p>
<p>Atatürk, milliyetçilik ilkesiyle, Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatacak olan Türk Milletinde bir millî benlik duygusu yaratarak bu duyguyu bilinçlendirmek istemiştir.</p>
<p>Böylece millete ortak bir davranış birlik ve beraberliğini sağlamayı amaçlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu toplumu içersinden çıkarttığı Türk milletinin “Ben kimim?” sorusunu yanıtlamıştır. Millete önce bir kimlik vermiştir. Hemen bunun ardından milletin niteliğini açıklamıştır. Burada, Yeni Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı boyunca ve tarihte Türklerin gösterdiği kahramanlıkları kanıt olarak kullanmıştır.</p>
<p>“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” “Dünya yüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski bir yurt, ondan daha temiz bir millet yoktur. Ve bütün insanlar tarihinde görülmemiştir.” 1 diyerek milletine tarih kökeninden gelen bir isim takmıştır. Bu ismi milletine benimsetmeye çalışmış, tarihte Türklerin yeteneklerini, özelliklerini ve kurdukları uygarlıkları anlatmıştır.</p>
<p>Yaptığı ve yapacağı inkılâbın tümünü Türk Milletine mal etmiş, “Türk Milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasal ve sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir. Sizsiniz. Milletimizde bu yetenek ve gelişme gücü mevcut olmasaydı onu yaratmağa hiçbir kuvvet ve kudret yeterli olamazdı.” 2 demiştir.</p>
<p>Yeni Türkiye’nin kuruluşunu izleyen yıllarda ise Atatürk, Türk Milletinin kendi kendisini tanıması konusunu, eğitim yoluyla bilinçlendirmeye başlamıştır. Türk Milletinin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşları olarak kim olduğu, ne olduğu, nereden geldiği, gelecekte ne olacağı; vatandaşların hakları, özgürlükleri, devlet ile karşılıklı görev ve yetkilerinin neler olduğunu öğreten bir kitabın müsveddelerini kendisi yazmıştır. “Yurttaş îçin Medenî Bilgiler” adıyla yayınlanan bu kitapta, Türk Milletinin düşünce yapısı içinde güçlendirmeyi istediği konulara yer vermiştir. Bunların tümünü gözden geçirdikten sonra, millî eğitim programlarına koydurarak Türk gençliğinin inkılâplar doğrultusunda eğitilmesini başlatmıştır. 3</p>
<p>Medenî Bilgiler kitabında Türk Milleti konusunda özetle şu bilgiler yer almaktadır:</p>
<p>“<strong>1)</strong> Türk Milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle yönetilir bir devlettir.</p>
<p><strong>2)</strong> Türk devleti lâiktir. Her reşit olan, dinini seçmekte serbesttir.</p>
<p>Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay dildir.”&#8230; “Türk dili, Türk Milletinin kalbidir, beynidir.”4</p>
<p>“Türk Yurdu” konusunda ise, kitapta ‘Misak-ı Millî’ ile çizilmiş olan sınırlar içindeki Yeni Türkiye toprakları tanımlanmaktadır. “Yurdumuz, Türk Milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarının derinliklerinde mevcudiyetlerini muhafaza eden eserleriyle yaşadığı bugünkü siyasal sınırlarımız içindeki yurttur. Vatan, hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir kütledir.” 5 denilmektedir.</p>
<p>Atatürk’ün ‘Millet’ başlığı altında yapmış olduğu tanımlamaların açıklamalarında Atatürk İlkelerinin tümünün yer aldığı görülür. Millî duygu, egemenlik, cumhuriyet, lâiklik, özgürlük ve insanlık sevgisi bu tanımlamalarda açık şekilde yer almaktadır.</p>
<p>Atatürk, Türk yurdunda yaşayan kişilerin tümünün, Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşları olduğunu şöyle açıklamaktadır:</p>
<p>“<strong>a)</strong> Siyasî varlığımızın haricinde, başka ellerde, başka siyasî zümrelerle isteyerek veya istemeyerek kader birliği etmiş, bizimle dil, ırk, köken birliğine sahip ve hatta yakın uzak tarih ve ahlâk yakınlığı görülen Türk cemaatleri vardır. Bu durum, bugünkü Türk Milletinin birlik ve beraberliğini asla bozamaz.</p>
<p><strong>b)</strong> Bugünkü Türk Milletinin siyasal ve sosyal topluluğu içinde kendilerine kürdük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat geçmişin baskı dönemleri ürünü olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olan birkaç mürteci beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde kederden başka bir etki yapamamıştır. Çünkü, bu millet fertleri de bütün Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar.</p>
<p><strong>c)</strong> Bugün içimizde bulunan Hristiyan, Musevi vatandaşlar geleceklerini ve talihlerini Türk milletine içten gelen bir istekle bağladıktan sonra kendilerine, yan gözle bir yabancıya bakıyormuşcasına bakmak uygar Türk Milletinin asil ahlâkından beklenebilir mi?” 6 Atatürk bu düşüncenin de Türk Milletinin bilincine yerleştirilmesine özellikle önem vermiş ve milletin genel tanımını yaparak:</p>
<p>“<strong>a)</strong> Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan,</p>
<p><strong>b)</strong> Beraber yaşama konusuna istek gösteren ve bu müşterek arzuda samimi olan,</p>
<p><strong>c)</strong> Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa millet adı verilir.” demiştir.</p>
<p>Bu tanım incelenecek olursa, bir milleti teşkil eden insanların ilişkilerindeki kıymet, kuvvet ve vicdan özgürlüğüyle insanî duyguya gösterilen riayet kendiliğinden anlaşılır. “Bir millet teşekkül ettikten sonra devlet hayatında, ekonomik ve düşünce hayatında müştereken çalışmak sayesinde vücuda gelen millî harsta (kültür) şüphesiz milletin her ferdinin çalışma hissesi, iştiraki, hakkı vardır. Buna göre, bir harstan olan insanlardan mürekkep cemiyete millet denir, dersek milletin en kısa tarifini yapmış oluyoruz.” 7 demiştir.</p>
<p>Kitapta milliyet tanımının açıklamasını da yapıyordu. Bu açıklamaya göre: Milleti millet yapan düşünce gücünün temelini milliyetçilik teşkil etmektedir. Milliyetçilik, millî benlik, millî birlik, millî ahlâk, millî ekonomi, uygarlık ahlâkı, millî duygu ve insanî duygunun birleşmesinden meydana gelmiştir. Türk Milletinin düşünce yapısı içinde güçlü bir şekilde bilinçlendirilecek olan bu duygulardır. Bu duygulara sahip olan milletler, millî çıkarlar doğrultusunda bir çalışma düzeyi yaratabilirler. Ancak, bu çalışmaların tümünün, devlet eliyle düzenlenecek millî eğitim programlarıyla toplumun beyninde bilinçlendirilmesi gerekir. Aksi halde toplumu meydana getiren insanların Türk İnkılâbı doğrultusuna yöneltilebilme-lerine imkân yoktur. Milliyet kavramının kendine özgü ilkeleri vardır. “Bir milletin diğer milletlere oranla tabiî veya müktesep özel karakterler sahibi olması, diğer milletlerden farklı bir uzviyet teşkil etmesi, ekseriya onlardan ayrı olarak, onlara paralel inkişafa saî bulunması keyfiyetine milliyet prensibi denir. Bu prensibe göre, her fert ve her millet kendi kişisel ve millî konularında özgür olmak hakkına sahiptir.” &#8230;”Bu prensip, bize hangi milletlerin özgür, hangilerinin özgürlüğünden şu veya bu şekilde mahrum olduklarını, yani millet adını taşımaya lâyık olmadıklarını kolaylıkla gösterir.” 8</p>
<p>Milliyet kavramının temelinde milleti oluşturan bireylerin özgürlükleri yer almaktadır. Bu özgürlük, insanların karşılıklı ihtiyaçlarından doğan bağlar ile sınırlandırılmıştır.</p>
<p>Atatürk düşünüşünde “milliyet meselesi kişisel ve müşterek özgürlük meselesidir.” 9</p>
<p>“Söz konusu özgürlük, sosyal ve uygar insan özgürlüğüdür.”10 Toplum içinde yaşamayan bireylerin özgürlüğü hiçbir anlam taşımaz. Bu nedenle insanlar bir araya gelerek, milletler halinde yaşamak zorundadır. Uluslararası ilişkilerde her millet ve milliyetin kendi toprakları üzerinde ve millî sınırları içinde özgür ve bağımsız olarak yaşaması gereklidir. Değişik milletlerin kurmuş olduğu devletlerin birbirlerine karşılıklı saygı, bağlılık ve dayanışma anlayışı içinde bulunması Atatürk’ün amacıdır. Dünya üzerinde yaşayan bütün ulusların millî özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına saygı, Türk milliyetçiliğinin temel ilkesidir.</p>
<p>“Bu prensibe göre her fert ve her millet, kendi hakkında hüsnüniyet, topraklarına bizzat kayıtsız şartsız sahip olmayı istemek hakkına ve özgürlüğüne sahiptir.” 11</p>
<p>“Millet teşkilinde toprağın önemini büsbütün reddedenler vardır. Bu fikirde bulunanlar, toprak sadece çalışma ve uğraşma alanıdır, diyorlar.” 12</p>
<p>Oysa bir milletin millî duygu bilinci içinde kendi topraklarına sahip olması kadar güzel bir duygu yoktur. Kendi toprağına sahip olma duygusu milliyetçilik ilkesinin zorunlu bir sonucudur.</p>
<p>“Milletler, işgal ettikleri arazinin gerçek sahibi olmakla beraber, beşeriyetin vekilleri olarak da o arazide bulunurlar. O arazinin servet kaynaklarından kendileri istifade ederler ve dolayısıyla bütün beşeriyeti de yararlandırmakla yükümlüdürler. Bu yasaya göre bundan âciz olan milletler bağımsız olarak yaşamak hakkına lâyık değildir.” 13</p>
<p>Atatürk’ün Türk Milletinde yaratmak istediği milliyetçilik duygusu hiçbir art düşünceye yer vermeyecek kadar açıktır. Türk milliyetçiliği bir kafatasçılık, bir üstün ırk anlamı taşımaz.</p>
<p>Atatürk düşünüşünde diğer milletlerin millî duygularına saygı uygarlığın belirtisidir. Türk Milleti, millî duyguyu, insanî duyguyla yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında millî duygunun yanında insanî duygunun şerefli yerini daima muhafaza etmekle iftihar eder. Çünkü Türk milleti bilir ki uygarlık doğrultusunda bağımsız ve fakat kendileriyle paralel yürüdüğü bütün uygar milletlerle karşılıklı insanî ve uygar ilişkiler içinde bulunmak, elbette gelişmesinin devamı için gereklidir ve yine bilinmektedir ki Türk Milleti, her uygar millet gibi geçmişin bütün dönemlerinde keşifleriyle, icatlarıyla uygarlık dünyasına hizmet etmiş insanların, milletlerin değerini takdir ve hatıralarını saygıyla muhafaza eder. Türk Milleti, insanlık dünyasının samimi bir ailesidir.14 Bu nedenle Atatürk, Türk gençlerinin “insanlık dünyasındaki toplumları” tanımalarını, onlarla yakın ilişki kurmalarını zorunlu bulmaktadır.15</p>
<p>Atatürk’ün insanların birbirlerine bağlılıkları konusundaki düşüncesinin temeli yine milliyetçilik ilkesi içinde toplanmıştır. Türk toplumuna, kendine güven duygusunu ve yüksek insan toplulukları olmak aşkını genel halk toplantılarında telkin etmeğe çalışmıştır.16 Böylece Türk Milleti diğer dünya milletlerini tanıyarak kendi benliğini değerlendirme imkânını bulacaktır. Atatürk düşünüşünde bunun nedeni şudur: “Bilmeli ki millî benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.” 17</p>
<p>Temelde kişisel özgürlüklere dayanan milliyetçilik ilkesinin Atatürk düşünüşünde kendine özgü bir sınırı vardır. Bu sınır ‘başkalarının özgürlük sınırı’ ile ‘milletin genel çıkarları’nın başladığı noktadır.18 Bu değişmez kural da Atatürk’ün tarih içinde tespit ettiği bilimsel verilere dayanmaktadır. Tarihte Türkler, millet yararına olan işleri kendi kişisel çıkarlarıyla karıştırmaya başladıktan sonra özgürlük ve bağımsızlıklarını yitirmişlerdi. 19 Bu nedenle Atatürk, Türk Milletinde millî benlik duygusunun temeline bir de millî ahlâkı koyuyordu. “Millî ahlâkın, millet teşkilinde yeri çok büyüktür, çok önemlidir” diyen Atatürk, Türk gençliğinde ‘millî çıkarlar’ doğrultusunda bir ahlâk duygusu yaratmak istemektedir. Genel olarak vatan ve milletin yararına ve çıkarlarına uygun olan işlere öncelik verilmesini zorunlu görmektedir. “Bir iş her nereye ait olursa olsun insanın kuvvet kullanmasını, yorulmasını gerektirir. İnsanlar mecbur kalmadıkça kendilerini yormak istemezler, halbuki bazı işler vardır ki kendiliğinden insana, onu yapmak için derunî bir arzu, bir temayül ilham eder, o iş şayan-ı arzu olur.” Atatürk düşünüşünde “millî ahlâkî işler, aynı zamanda hem mecburî ve hem de şayan-ı arzu olan işlerdir. Bir işin ahlâkî bir kıymeti olması ayrı ayrı insanlardan daha ulvî bir kaynaktan çıkmış olmasıdır. O kaynak toplumdur, millettir. Gerçekte de ahlâkiyet, özel fertlerden ayrı ve bunların üstünde, ancak sosyal, millî olabilir.” 20 Atatürk millî benlik duygusunun tanımını yapıyor: “Milletin sosyal düzen ve sükûnu, hal ve istikbalde refahı, mutluluğu, selâmeti ve dokunulmazlığı, uygarlıkta ilerleme ve gelişmesi için insanlardan, her konuda ilgi, gayret, nefsin feragati icap ettiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden millî ahlâktır. Mükemmel bir millete millî ahlâkiyet gerekleri, o millet efradı tarafından adeta muhakeme edilmeksizin vicdanî duygusal bir nedenle yapılır. En büyük millî duygu, millî heyecan işte budur. Millet analarının, millet babalarının, millet öğretmenlerinin ve millet büyüklerinin; evde, okulda, orduda, fabrikada, her yerde ve her işte millet çocuklarına, milletin her ferdine bıkmaksızın ve sürekli olarak verecekleri millî eğitimin gayesi işte bu yüksek millî duyguyu sağlamlaştırmak olmalıdır. Ahlâkın millî, sosyal olduğunu söylemek ve maşerî vicdanın bir ifadesidir demek, aynı zamanda ahlâkın kutsallık sıfatını da tanımaktır”21 diyordu.</p>
<p>Atatürk Türk milliyetçiliğinin tanımını ise şöyle yapmaktadır: “Türk milliyetçiliği, terakki ve inkişaf yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla aynı uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun sosyal ve özel karakterlerini ve başlı başına bağımsızlığa dayanan kimlik haklarını saklı tutmaktır.” 22</p>
<p>Atatürk’ün Türk gençliğini yetiştirmek amacıyla açtırdığı üniversite ve okullara rağmen, Türkiye’de gerçek anlamıyla bir milliyetçilik duygusu yaratılamamıştır. Türkiye üzerinde çıkarı olan güçlerin karşı çabaları da bunu engellemiştir. Çıkarcı güçler öncelikle Atatürk’ün yaratmak istediği millî duygular üzerinde durmuşlardır. Propagandalarında bu ilkenin tam karşıtını söyleyerek millî duygularla alay etmeğe kadar varmışlardır. Aradan geçen yıllar sonunda milliyetçilik, birtakım kişilerin dilinde ‘vatan, millet, sakarya’ şekline dönüştürülmüştür. Atatürk’ün bilimsel bir şekilde uyguladığı inkılâp yöntemi ise yabancı doktrinlerin terminolojisi ile açıklanmak istenmiştir. Bazen gericilik, bazen komünizm veya faşizm ya da sosyalizm maskesi altındaki çıkarcılar, Türk gençliğinin arasına karışarak milleti bölmeye çalışmışlardır. Ancak, millî benlik duygusu içinde yetiştirilmiş ve eğitilmiş güçler, bu bölünmeyi önlemiştir.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="95%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div>
<hr /><span style="font-size: xx-small;"><br />
1 Afetinan, Medenî Bilgiler ve M. K. Atatürk’ün El Yazıları, 1969, s. 18.<br />
2 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c. 2, s. 214.<br />
3 Afetinan, Medenî Bilgiler ve M. K. Atatürk’ün El Yazıları, 1969, s. 5-6-7.<br />
4 a.g.e., s. 18-19.<br />
5 a.g.e., s. 19.<br />
6 a.g.e., s. 23.<br />
7 a.g.e., s. 24.<br />
8 a.g.e., s. 24.<br />
9 a.g.e., s. 24.<br />
10 a.g.e., s. 52.<br />
11 a.g.e., s. 24.<br />
12 a.g.e., s. 22.<br />
13 Enver Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler, 1956, s. 45.<br />
14 Afetinan, Medenî Bilgiler ve M. K. Atatürk’ün El Yazıları, 1969, s. 21.<br />
15 Recep Peker, Yurttaş için Medenî Bilgiler, 1935, c. 2, s. 187.<br />
16 Afetinan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, 1968, s. 108.<br />
17 Afetinan, Medenî Bilgiler ve M. K. Atatürk’ün El Yazıları, 1969, s. 25.<br />
18 a.g.e., s. 53.<br />
19 a.g.e., s. 35-36.<br />
20 a.g.e., s. 20.<br />
21 a.g.e., s. 20-21.<br />
22 a.g.e., s. 25.</span></div>
</td>
<td width="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="20">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="95%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td><span style="font-size: xx-small;"><br />
</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2><span style="font-family: verdana; font-size: xx-small;"><strong>Gürbüz D. Tüfekçi</strong></span></h2>
<p><span style="font-family: verdana; font-size: xx-small;"><strong>ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 3, Cilt: I, Temmuz 1985</strong></span></p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="Kemalist milliyetçilik">Kemalist milliyetçilik</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="kemalist milliyetci">kemalist milliyetci</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="kemalist milliyetciligi">kemalist milliyetciligi</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="kemalist gençlik">kemalist gençlik</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="milliyetçilik hareketleri">milliyetçilik hareketleri</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi-fasizmle-karistirilamaz" title="Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz">Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetciligin-tanimi" title="Milliyetçiliğin Tanımı">Milliyetçiliğin Tanımı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk" title="Kemalist Ulusçuluk">Kemalist Ulusçuluk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu" title="Milliyetçilik bu mu? &#8211; Uğur Mumcu">Milliyetçilik bu mu? &#8211; Uğur Mumcu</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali" title="Milliyetçilik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı">Milliyetçilik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kemalist Ulusçuluk</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 20:39:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[kemalist milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[kemalist ulusçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[ulusçuluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=615</guid>
		<description><![CDATA[Herkesin, tartışılmaksızın kabul etmesi gereken bir ideal vardır: ‘Devlet sınırlarıyla ayrılmamış bir dünya; her an her yerde insanlar arasında bozulmayacak bir eşitlik. Ve bütün farklı halkların, farklı unsurların sarsılmaz kardeşliği, politikanın insan hak ve özgürlüklerinin altında yok olduğu bir düzen, unutulup gitmiş bir iktidar hırsı…’ Tüm bunlar insana yakışırdır, iyidir, doğrudur; ancak uygulanabilirliği sorgulanmaya muhtaçtır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin, tartışılmaksızın kabul etmesi gereken bir ideal vardır: ‘Devlet sınırlarıyla ayrılmamış bir dünya; her an her yerde insanlar arasında bozulmayacak bir eşitlik. Ve bütün farklı halkların, farklı unsurların sarsılmaz kardeşliği, politikanın insan hak ve özgürlüklerinin altında yok olduğu bir düzen, unutulup gitmiş bir iktidar hırsı…’<br />
Tüm bunlar insana yakışırdır, iyidir, doğrudur; ancak uygulanabilirliği sorgulanmaya muhtaçtır. Mevcut durum ve dünyanın şartları göz önüne alınmadan oluşturulan ideal ve politikalar, ütopyadan öteye geçemez. Ve gerçekler dikkate alındığında olabilirliği kuşkulu olan hedefler için insanları harekete geçirmek, onlara umut vermek, affedilir değildir.<br />
Kuşkusuz, bu, insanlık için en ‘insanca’ olan ideali reddedeceğimiz anlamına gelmemektedir. Vurgulanmak istenen; böyle bir ideale ulaşmak isteyenlerin, öncelikle mevcut durum içindeki en insani sistemi belirleme ve uygulama gerekliliğidir. Hayal peşinde koşmak yerine, gerçek seçenekler arasında en insancıl olanı seçebilmenin önemidir. Ve günümüz dünyasına bakıldığında, uygulanan sistemler sorgulandığında, en insancıl olan, ‘Kemalist ulusçuluktur’.<br />
Şu soru akıllara gelebilir, ‘Adı üstünde ‘ulusçuluk’, böyle bir ayrım nasıl insancıl olabilir ki?’. Bu sorunun cevabını bölümün sonunda değerlendireceğiz.</p>
<p><span id="more-615"></span></p>
<p><strong>Osmanlı İmparatorluğu’nda Türkler</strong></p>
<p>Ulusçuluk akımı, Fransız İhtilali’nin ardından dünyada hızlı bir yayılma göstermiştir. Ancak, eşitlik, özgürlük, milliyet gibi terimlerden beslenen her ulusal eylem ve siyaset aynı hedefe varmamıştır. Özellikle ulusçuluğun kaynağı olan Avrupa, bu fikri, emperyalist amaçları için kullanmaktan çekinmemiştir. Ve ulusçuluk, bu devletlerin uygulamalarında çoğu zaman ırkçı bir hal kazanmış, sömürgeciliğe dayanaklık etmiştir.</p>
<p>Ulusçuluk akımı sonucu yıkılmaya mahkûm olan devletlerden biri de Osmanlı İmparatorluğu’dur. Bünyesinde, Rum, Arap, Bulgar gibi birçok farklı unsuru bulunduran Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, imparatorluk içindeki Türklerin durumu nedir? Metin Aydoğan, bu noktaya şöyle değinir: ‘(…) Osmanlı İmparatorluğu’nda, Türklere kendi ülkelerinde ikinci sınıf insan gibi davranılıyor, etnik yapıları nedeniyle devlet yönetiminden uzak tutuluyorlardı. Yalnızca Anadolu Türkmenliği değil, Türklüğü simgeleyen, belli eden ya da açıklayan her nitelik, gizlenmesi gereken bir eksiklik, bir kusur gibi görülüyordu. Türk kimliği, Osmanlı kimliği içinde eritilmeye çalışılmıştı, eski Türklerde ‘budun’ olarak tanımlanan millet kavramı yerine, topluma ‘ümmet’ anlayışı yerleştirilmişti. Türk sözcüğü, hor görülmenin, hakaret içeren tanımı haline gelmişti.<br />
Osmanlı yönetimi için Türklük, benimsenmesi olanaksız, utanç duyulacak bir gerilik ve bir alt kültür’dür. Osmanlılık gelişkinliği, Türklük ise yabanlığı ifade eder. Önce Araplardan başka herkes küçük görüldü, daha sonra Avrupa’nın yüksek etkisine bağlı olarak Batıcılığa yönelindi. Osmanlı yönetimine göre; Araplar temiz soylu (kavm-i necip), Batılılar uygar, Türkler ise anlayış yeteneği olmayan (etrak-i bi idrak) bir kavimdi’1<br />
Ancak, imparatorluk içinde en çok hor görülen unsur Türkler olduğu halde, ‘ulus bilincini’ en geç kazanan unsur da yine Türkler olmuştur. Dietrich Schlegel, Prof. Dr. Özer Ozankaya ile yaptığı söyleşide: ‘Bir Alman kültür sosyoloğu ve filozofu, 1920’li yıllarda Gecikmiş Millet adlı bir kitap yazmıştı. Bu kitabın adına dayanarak, Türkleri birçok kez, ‘Avrupa’nın en gecikmiş milleti’ olarak nitelendirdi. Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında yaşamış olan Yunan, Romen, Bulgar milletleri eşit haklara sahip olma süreçlerini ve yeniden milli doğuşlarını 19. yüzyıldan, 20. yüzyılın başına kadar tamamlamışlardı. Fakat Türkler, ancak, I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında ‘Türk kimliklerine’ kavuşmuşlardır’2 diyecektir.<br />
Türkler arasında ‘milliyetçilik’ akımının başlatıcısı olmamakla birlikte, kurduğu cumhuriyetle bu akıma ‘uygar’ ve ‘insani’ bir yön veren Mustafa Kemal ise, konuya farklı bir yönden, bir özeleştiri ile değinir. 1923 Martında ABD Elçisi Bristol’a şöyle der: ‘Bizim milletimiz, milliyetinden tegafül edişinin çok acı cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu dâhilindeki akvam-ı muhtelife hep milli akidelere sarılarak, milliyet mefkûresinin kuvvetiyle kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Kuvvetimizin zaafa uğradığı anda bizi tahkir, tezlil ettiler. Anladık ki; kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış’3</p>
<p>Şimdiye kadar yer verdiğimiz değerlendirmelerden, özetle şu sonucu çıkarabiliriz: Türkler, kurucusu oldukları Osmanlı İmparatorluğu içinde, zamanla en dışlanan, hor görülen, önemli makamlardan uzak tutulan hatta sömürülen kesim haline gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, Fransız İhtilali sonucu dünyada yayılan milliyetçilik akımları karşısında direnememiş, kendi olumsuz şartları da buna eklenince yıkılmaktan kurtulamamıştır. Bu yıkım süreci içinde, milliyetlerine geri dönüp, ulus devletleri kuran çeşitli unsurlar içinde en son harekete geçen ise yine Türklerdir. Yıllarca, özellikle birçok düşünürü tarafından dile getirilen klasik milliyetçi anlayış, Atatürk ile beraber yerini Kemalist ulusçuluğa bırakmıştır. Buradan bakıldığında, diğer unsurlar, Balkan ve I. Dünya Savaşı sırasında uluslaşırlarken; Kurtuluş Savaşı, Türk halkı için, hem bağımsızlık, hem de uluslaşma savaşı olmuştur. Bu savaşın sonunda, Mustafa Kemal’in deyişiyle halk ‘kendini hatırlamıştır’. 27 Ekim 1922’de söylediği şu cümle çok anlamlıdır: ‘Üç buçuk yıldır, ulus olarak yaşıyoruz’4<br />
Mustafa Kemal, içinde bulunulan çağda yalnız ve yalnız ulus devletlerin ayakta kalabileceğini biliyor ve adımlarını bu yönde atıyordu. ‘Ulusçuluk’ , Kurtuluş Savaşı’nı başlatan temel amaçlardan biri olmasının yanında, 1927’de İkinci CHP Kurultayı sırasında, CHP’nin ve dolayısıyla Kemalist devrimin temel ilkelerinden biri olarak kabul ediliyordu.</p>
<p>Mustafa Kemal, bir ulus devlet kurmuş ve bu fikri kurduğu devletin temel prensiplerinden biri haline getirmişti.</p>
<p><strong>Kemalist Ulusçuluğun ‘ulus’ tanımı</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti, güçsüzleşip, çöküş belirtileri göstermeye başladığında, önde gelen devlet adamları ve düşünürler, çeşitli kurtuluş yöntemleri geliştirmişti. Bunlardan en öne çıkanları ise, Yusuf Akçura, 1904’te yayımladığı ünlü ‘Üç Tarz-ı Siyaset’ makalesinde şöyle kaleme alır: ‘Birincisi, Osmanlı hükümetine tabi muhtelif milletleri temsil ederek ve birleştirerek bir ‘Osmanlı milleti’ vücuda getirmek. İkincisi, hilafet hakkının Osmanlı Devleti hükümdarlarında olmasından faydalanarak, ‘bütün İslamları söz konusu hükümetin idaresinde siyaseten birleştirmek (Frenklerin ‘Panislamisme’ dedikleri). Üçüncüsü, ırka dayanan ‘siyasi bir Türk milleti’ teşkil etmek.(Turancılık, y.n.)’5</p>
<p>İşte Osmanlı üst tabakasının aklına gelen çözüm yolları bunlardı, ancak Yusuf Akçura’nın da dikkat çektiği gibi, bu üç siyasetin de şartları henüz oluşmamıştı ve oluşması da muhtemel görünmemekteydi.<br />
Öte yandan Mustafa Kemal’in aklında ise çok daha farklı bir siyaset tarzı vardı. O, ‘Osmanlı milleti’ anlayışının dayanaksız kaldığı süreci yaşamıştı. ‘Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık’, diyerek bu anlayışla uyuşmadığını belli etmişti. Ayrıca, birçok kereler Anadolu kalkışmasının, ‘Panislamist’ yahut ‘panturanist’ emeller gütmediğini de üstüne basa basa söylemişti. Mustafa Kemal açık olarak bu ‘üç tarz-ı siyaseti de’ reddediyordu.<br />
O’nun milliyetçiliği ne kan, ne din milliyetçiliği olacaktı. O ‘yurt milliyetçiliği’ kavramını temel alıyordu. Anadolu toprağı üzerinde yaşayan, dil, kültür ve ülkü birliği içindeki, dini, kökeni, ırkı ne olursa olsun, bu toprakların ortak kaderini paylaşan herkes Türk’tü.<br />
-‘Milliyetçilik’, ‘Ulusçuluk’; isim farklılaşmasının nedenini de tam burada yorumlayabiliriz. ‘Mustafa Kemal, millet kavramının ümmet kökeninden geldiğini ve bunun dinsel bir içerik taşıdığını bildiği için millet kavramı yerine yeni bir kavram araştırmış ve sonunda Orta Asya Türkçesinden gelen ‘ulus’ sözcüğünü benimsemiştir.(…) Moğolcadan Orta Asya Türkçesine geçmiş olan bu kavram, sözlük anlamı olarak, belirli bir bölgede yaşayan farklı grupların bir araya getirdiği toplum demektir.’6<br />
Görüldüğü gibi, yurt milliyetçiliğini esas alan; vatandaşları arasında din, ırk mezhep ayrımı yapmaksızın tüm unsurları bünyesinde toplayan bu prensibe ‘ulusçuluk’ demek daha yerinde olacaktır.-</p>
<p>Kemalist ulusçuluğun, yukarıda saydığımız üç tarz-ı siyasetten farkı konusunda özellikle üzerinde durulması gereken ırkçı milliyetçi, Turancı düşüncedir. Çünkü günümüzde Osmanlı Milleti yaratma ve İslam Birliğinden bir ülke teşkil etmenin Kemalizm ile uzaktan yakından bir ilişkisinin olamayacağı anlaşılmışken; halen kimi yerlerde Kemalist Ulusçuluk ile ırkçılık birbirine karıştırılmaktadır.<br />
Mustafa Kemal, Turancı amaçlar peşindekilerin ‘hayal peşinde koştuklarını’ dile getirmiştir. Aradaki temel fark; ırkçılığın kan milliyetçiliğine; ulusçuluğun yurt milliyetçiliğine dayanıyor olmasıdır. Kemalist ulusçuluğun Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalan topraklar üzerinde milliyetçi anlamda hiçbir emeli yoktur, onun işin Anadolu iledir. Öte yandan elbette, bütün Türklerin bağımsızlığını istemiştir, tıpkı diğer ulusların bağımsızlığını istediği gibi. Bu yönde işbirliğine dikkat çekmiştir, tıpkı diğer mazlum milletlerin işbirliği gereksinimine dikkat çektiği gibi. Ne yazık ki bugün bu söylemleri, ırkçı emeller için dahi kullanılmakta, yanlış yorumlanmaktadır.<br />
Afet İnan: ‘(…) O rasizmi (ırkçılık) benimsememiştir, üstün ırk nazariyesini Atatürk telkin etmekten daima çekinmiştir. (…) O, her millete değer vermiş ve onları hürmete layık addetmiştir.’7 der. Daha henüz 21 Şubat 1920’de, Atatürk’ün kurduğu Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlanan, ‘Asrın Prensipleri’ başlıklı yazıdaki şu bölüm ise, adeta Kemalist Ulusçuluğun tanımını o tarihte yapmıştır: ‘Irklara bağlı milliyet prensiplerinin ne korkunç emperyalizm istilalarına alet olduğunu, bilhassa ırkın hiçbir yerde hiçbir millet için itiraz edilemez bir esas olamayacağını bir taraftan Harbi Umumi, diğer taraftan ilmi incelemeler kafi derecede ispat etti. (…) Bizim de milli vaziyetimiz sınırlarımızla belirlenmiş bir milliyettir. Mütareke sınırı, kabul ettiğimiz milliyet prensiplerinin çizdiği sınırdır. Bunun dâhilinde yaşayan insanları, ırkları ve kavimleri ne olursa olsun millettaşımız sayıyoruz.’8<br />
Bu tamamen gerçeklere uygun bir tespittir. Anadolu halkı, Türk ulusu önderliğinde, din, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin bir mücadele vermiştir. Ölmemek için direnmiş ve adeta yeniden doğmuştur. Zaten yüzlerce yıldır beraber yaşayan, birbiri içine karışan bu topluluk, mücadele yıllarında, yabancı istilasına direnerek geçen yıllarda sağlam bir ortak karakter de geliştirmiştir. Bu ortak karakter ve ortak kaderdir onu bir arada tutan. İşte Mustafa Kemal’in ulusçuluğu bu değerleri taşır.</p>
<p>Diğer yandan ırk-ulus farklılaşmasına Ahmet Taner Kışlalı şu şekilde yaklaşır: ‘Bugün Iraklı da Arap’tır, Cezayirli de. Yani ikisi de aynı ırktandır. Ama aynı ulustan değildir. Çünkü bir ulusu ulus yapan dayanışma duygusuna, benzer biçimde duyup, düşünüp, davranmak alışkanlığına sahip değildir. Ama Cezayirli Berberi ile Cezayirli Arap aynı ulustandır.’10 Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki, Türk, Kürt, Çerkez, Laz bütün farklı unsurların da aynı ulustan olduğu gibi.<br />
Bu anlamda belki de en iyi örnek ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözüdür. Bu sözün değerlendirmesini de şöyle yapar Kışlalı: ‘Gözden uzak tutulmaması gereken bir nokta da, Atatürk’ün ‘Ne mutlu Türküm diyene’ özdeyişini tarihe geçirdiği ortamdır. Bu söz, Avrupa’da ve giderek dünyada ırkçılığın yükseldiği bir dönemde söylenmişti. Azımsanmayacak sayıda Türk aydını da bu ırkçılığın etkisi altındaydı. ‘Ne mutlu bana ki Türk yaratıldım’ diye şiirler yazan Refet Işıtman gibi milletvekilleri vardı. Mehmet Emin Yurdakul’un ‘Dinim, ırkım uludur’ dizesi dillerdeydi. Ve Atatürk, ‘Ne mutlu Türküm diyene’ derken, aynı zamanda ırkçı yaklaşımların önüne de bir set çekmiş oluyordu.’11<br />
‘Ne mutlu Türküm diyene’ özdeyişi yeni Türk devletinin ulusçuluk anlayışını en iyi tanımlayan cümledir. Bu söz, bugün Anayasamızın 66. maddesinde yapılmış olan vatandaşlık tanımımıza da kaynak teşkil etmiştir. 66. Madde de şöyle yazar: ‘Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür’ Başka herhangi bir koşul yoktur.</p>
<p>Kemalist ulusçuk anlayışında, ülke toprakları üzerindeki ulus ve bu ulusun diğer dünya uluslarına karşı değerlendirilmesini özetleyecek olursak: Anadolu toprakları üzerinde kader birliği yapmış, bu topraklarının dününü bugününü ve yarınını paylaşmış ve paylaşacak olan herkes; dini, ırkı, kökeni ne olursa olsun Türk’tür. Bu insan topluluğu dil, kültür ve ülkü birliği içerisinde Türk ulusunu meydana getirir. Dil; dünyanın her ülkesinde olduğu gibi, ‘kurucu ve çoğunluk unsurun’12 dili, yani ülkemizde Türkçedir. Kültür; Anadolu kültürüdür. Ülkü ise bu toprakların bağımsız varlığının sürdürülmesi ve vatandaşların çağdaşlık yolunda bir bütün olarak ilerlemesidir.<br />
Öte yandan, Kemalist ulusçuluk anlayışı, ırkçı düşünce aksine kendi ulusunu diğer uluslardan üstün görmez. Ancak, diğer ulusların da kendi ulusundan üstün olduklarını asla kabul etmez. Kemalist ulusçuluk dünya insanları arasında kimsenin kimseden daha kıymetli, daha ulu, daha zeki ya da farklı özelliklere sahip olduğunu düşünmez. Bu anlayışa göre, bütün uluslar eşit ve saygıdeğerdir.</p>
<p>
<strong> Kemalist Ulusçuluğun Amacı</strong></p>
<p>
Yukarıda, Kemalist ulusçuluğun ‘ulus’ çerçevesini çizdik. Bu bölümde ise Mustafa Kemal’in niçin böyle bir prensibe gerek duymuş olduğunu tartışacak ve amaçlarını belirleyeceğiz. Öncelikle yanıt bulmamız gereken soru şudur: ‘Bu denli eşitlikçi, insani bir milliyetçilik yaratmaya çalışan Mustafa Kemal, niçin temel olarak böyle bir prensibe ihtiyaç duymuştur? Niçin yeni Türkiye’nin bir ulus devleti olmasını istemiştir?’<br />
Fransız İhtilali’nin ardından dünyada büyük bir uluslaşma süreci başlamıştı. Uluslaşma süreci, doğal olarak ‘ulusal çıkar’ kavramını da devlet politikaları arasına sokuyordu. I. Dünya Savaşı’nda, belli başlı ulus devletler masa başında emperyalist hesaplar sonucu Osmanlı’yı dağıtmıştı. Ve bu sürecin ardından Anadolu toprakları üzerinde esarete mahkûm edilmiş, özgürlükleri elinden alınmış, geleceği hakkında kararları uzak topraklardaki yöneticiler tarafından alınan bir halk kalmıştı. Bu halk emperyalizmin acıtan tokadının sersemliği içindeydi.</p>
<p>Mustafa Kemal, yaşanılan çağda ancak bir bütün olarak mücadele edilirse öncelikle özgürlüğün kazanılabileceğini, ardından da gelişme yolunda hızlı adımlar atılabileceğini biliyordu. Bu yüzden, ırkçı ve ümmetçi anlayışı reddederek, Misak-ı Milli sınırları içinde kalan halkın bir ulus olduğunu dile getirdi. Yüzlerce yıllık kardeşliğin, omuz omuza vermişliğin, ırk ve din birliğinden çok daha önemli olduğunu gösterdi. Ona bu bilinci aşıladı. Dünyada, bugün de olduğu gibi, ulus devletler ve ulusal çıkarlar her şeyin önünde giderken aksi yönde bir uygulamayı seçmek maceraperestlikten öteye gidemezdi zaten. Tek fark şuydu; Batı, ‘milliyetçiliği’ emperyalist amaçları için bir silah olarak kullanırken; Kemalist ulusçuluk, emperyalizme karşı bir kalkan oluyor ve bu bilinci bütün mazlum milletlere aşılıyordu. Uğur Mumcu’nun dediği gibi: ‘Atatürk milliyetçiliği, Kurtuluş Savaşı’nın antiemperyalist ruh ve bilincinden kaynaklanır. Bu anlamda, ‘antiemperyalizm’ ve ‘yurtseverlik’ aynı öze ve içeriğe sahiptir.’13 Kemalist ulusçuluk antiemperyalisttir. Zaten, emperyalizme karşı, belirli bir sınıf yahut zümrenin değil bütün halkının çıkarlarını ve özgürlüğünü korumak isteyen insan mutlaka ama mutlaka ‘ulusçu’ olmak zorundadır. Bu fikrin öncelikli amacı, diğer devletler tarafından sömürülmeye ve tutsak edilmeye karşı mücadeledir. Vatan toprakları içinde bulunan ulus omuz omuza bu dış güçlere karşı bağımsızlığını savunmalıdır. Ne zamana kadar? Diğer bütün milletlerle eşit haklara sahip olana kadar. Kemalist ulusçuluk, antiemperyalist yönüyle tüm ezilen milletlere örnek teşkil etmiş, bu anlamda evrensel bir metot haline dönüşmüştür.</p>
<p>Ulusçuluğun ülke toprakları içine yönelik amacı ise; halkı bir bütün olarak çağdaşlaştırmak, ileri adımlamak ve refah içinde yaşatmaktı. Bunun için gereken çalışmaları devlet ve halk birlikteliğiyle gerçekleştirmek ve toplumu muasır medeniyetler seviyesinin üstüne taşımaktı. Bu yönüyle Kemalist ulusçuluk, halkçılık ilkesiyle sıkı sıkıya bağlıydı.</p>
<p>Buraya kadar sunduğumuz veriler ışığında ortaya çıkan manzara nedir?</p>
<p>1) Kemalist ulusçuluk, ‘yurt ulusçuluğudur’, ‘yurtseverliktir’<br />
2) Mustafa Kemal’in deyişiyle: ‘Türkiye devletini kuran bir temel unsur vardır. Ve bu temel unsur ile işbirliği yapmış, talihini birleştirmiş unsurlar dahi vardır.’ İşte bu unsurların tümü Türk ulusunu oluşturur.<br />
3) Kemalist ulusçuluk, kendi milletini ulu, diğer dünya milletlerinden yüksek gören kibirli bir ideoloji değil, dünyada hiçbir milletin diğerinden daha büyük, daha önemli olamayacağını savunan, eşitlikçi bir ideolojidir.<br />
4) Dış dünyaya yönelik mücadelesi antiemperyalisttir. Hiçbir halkın başka bir halk tarafından sömürülemeyeceğini, bir halka ait vatanın, başka halklar tarafından güçle işgal edilemeyeceğini savunur. Özgürlükçüdür. Ancak dışa kapalı da değildir. Şöyle der Mustafa Kemal: ‘Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde tüm çağdaş milletlere muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber Türk içtimai heyetinin hususi seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini saklı tutmaktır’14<br />
5) Kendi halkının bir bütün olarak, medeniyet yolunda refah içinde ilerlemesini amaçlar.<br />
6) Bu yönleriyle, dünyada mazlum milletlere, ezilen milletlere bir örnek olmuş, emperyalizmi yenilgiye uğratan ilk savaşın egemen ideolojisi olarak evrensel bir metot haline dönüşmüştür.</p>
<p><strong>Bugünün Türkiye’sinde Kemalist Ulusçuluk</strong></p>
<p>Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu ulusçuluk ilkesi günümüze uzanan süreç içerisinde tek kelimeyle sahipsiz kalmıştır. Türkiye O’nun ölümünden sonra sağ ve sol olmak üzere iki kutba ayrılırken, ‘Kemalist ulusçuluk’ bu iki kutup tarafından da kirletilmiştir. Attila İlhan’ın deyişiyle, bir grup ‘milliyetçiliği komünizme karşı olmak’ sanırken, ‘iyi-kötü solcu geçinen bazı zevat ise milliyetçiliğe karşı çıkmayı ilericilik’15 zannetmiştir. Milliyetçi sözcüğünün, Atatürk sonrası Türkiye’sinde nasıl kirletildiğini en güzel dile getirenlerden biri de Uğur Mumcu’dur: ‘Milliyetçi sözcüğü son yıllarda siyasal tartışmaların başlıca konularından biri olmuştur. Kimi su katılmamış ırkçılığa, kimi yeşil bayraklı ümmetçiliğe, kimi liberal ekonomi düzenine, kimi de antikomünizme ‘milliyetçilik’ adını takmış ve karşıtlarını ‘milliyetçi olmamak’ ile suçlamıştır.<br />
İlerici kesim de ‘aman bu milliyetçi sözcüğünü faşistler kullanıyor’ diye bu sözcüğe karşı soğukluk duymuştur. Nasıl, bir takım çevreler ‘devrimci’ sözcüğünü yasadışı fraksiyonlar kullanıyor diye ‘devrimci’ sözcüğünü terk etmişlerse, ilerici kesim de aynı psikolojik gerekçelerle ‘milliyetçi’ sözcüğünü ağzına almaz olmuştur.<br />
Yanlış tavır değil midir bunlar?<br />
Bizde ‘milliyetçilik’ genel olarak ‘muhafazakârlık’ anlamında kullanılmaktadır. Tabii, ırkçılık, ümmetçilik, yabancı sermaye işbirlikçiliği de aynı kompartımana sığdırılmaktadır. Irkçı ve Turancı mısın? Milliyetçisin… Ümmetçi ve mukaddesatçı mısın? Milliyetçisin… Yabancı hayranı ve Tanzimat Batıcısı mısın? Yine milliyetçisin…<br />
Bu kavram ‘alaturka sağcı’ ve ‘alafranga sağcı’nın ipoteğine alınmıştır.<br />
Bu kavram kargaşasına bir de ilerici kesimin ürkekliği eklenince ‘milliyetçilik’, toplumun muhafazakâr kesimi ile ırkçıların, Turancıların, ümmetçilerin, komprador kapitalizminin bayrağı olmuştur.’16</p>
<p>Nereden nereye gelindiği açıktır. Yukarıda uzun uzun açıkladığımız Kemalist Ulusçuluğun anlamı ırkçı, ümmetçi, liberal sağ ve kendi toprağına dönüp bakmayı akıl edemeyen, ‘tarihsiz’ sol düşünce tarafından lekelenmiştir. Ve bugün de bu anlayışlar devam etmektedir. Liberal olduğunu söyleyen, yabancı şirketlere ülke değerlerinin peşkeş çekilmesi için arabuluculuk yapmaya gönüllü olan kesim kendisine ‘milliyetçi’ diyebilmektedir. Ülkenin üniter yapısını sarsmaktan çekinmeyen, devlet kademelerini dinci kadrolarla yeniden yapılandıran, geçmişinden bugüne ümmetçi olduğu bilinenler yine ‘milliyetçilik’ kavramını ağızlarına sakız etmektedir. Keza, Turan emeli güttüğünden şüphe duyulmayan, Türk ırkından olmayı birlikte yaşadığı diğer ırklara üstünlük kabul eden ve bunu dile getirmekten çekinmeyen, şiddeti meşru gören, aşırı ırkçılar da, yine ‘milliyetçilik’ maskesiyle çıkar karşımıza. Bu ülkede, yabancı gizli servislerle ilişkileri deşifre olmuş kimseler dahi ‘milliyetçilik’ nutukları atmaktadır.</p>
<p>Yine kendisini, sol, sosyalist olarak tanımlayanlar, milliyetçiliği baş belası bir sistem, insanlığın kardeşliği önündeki bir duvar yahut işçi sınıfının mücadelesi önünde bir engel olarak görmekte ve bu kavramdan olabildiğine uzak durmaya çalışmaktadır. Ki bunların çoğu, yalnız Sovyet tarihi okuyarak bir ideoloji sahibi olunabileceğini zanneden dar görüşlülerdir. Yahut dünya gerçeklerini reddeden, tarihten ders çıkarmaktan yoksun hayalperestlerdir.</p>
<p>Ne yazık ki, günümüz Türkiye’sinde egemen olan görüşler hala bu yöndedir. Buna bir de yeni nesillerin, ülke sorunlarına, ülke değerlerine ilgisizliği eklenince; milliyetçilik kavramı, ‘Kemalist ulusçuluk’ unutturularak başka başka içeriklerle, yanlış anlam ve hedeflerle kullanılmakta ve buna ses çıkaran dahi olmamaktadır.</p>
<p><strong>Yapılması Gereken</strong></p>
<p>Bugün egemen devletlerin, diğer devletlere dayattıkları düşünce ‘Ulus devletlerin sonu’ tezidir. Buradaki tutarsızlık, nispeten güçsüz, küçük devletlere ulusal yapılarında gevşemeye gitmelerini buyruk veren büyük devletlerin, her geçen gün kendi ulusal yapılarını güçlendirmeleri, mevcut yapılarına zarar verecek her oluşuma karşı sert tavır almalarıdır.<br />
Buradaki amaç açıktır: Emperyalizm kendisine karşı en güçlü savunma kalkanının ‘ulusçuluk’ olduğunu anlamıştır. Ve bugün gerek ABD yaptırım gücüyle, gerek AB ile, gerek IMF, Dünya Bankası gibi ülke kaderlerini ele geçirme mekanizmaları ile bu kalkanı kırmaya çalışmaktadır. ‘Ulus devletlerin sonu geldi’ söylencesi de bu oyunun bir parçasıdır ve ciddiye alınacak yanı yoktur. Bugünün dünyasında, gerçek olan ‘ulus devlettir’. Ve ülkesinin, halkının menfaatini düşünen herkes bu gerçekten yola çıkmalıdır. Aksi yönde herhangi bir çözümün imkânı yoktur. Dahası, ulus devletten vazgeçen, bu sistemi hor gören her düşünce veya ideoloji; daha en baştan emperyalizme yenilmeye mahkûm demektir. Tarih bunun örnekleri ile doludur.<br />
Kendi coğrafyamıza dönecek olursak; özellikle Büyük Ortadoğu Projesi sürecinde Türkiye’nin ulusal bütünlüğü çok büyük bir engeldir. Ulus kimliği oturmamış Arapların hali ortadadır. Bizi de aynı kaderi paylaşmaya mahkûm etmek için oynanan oyunlar hepimizin gözleri önündedir. Azınlık hakları, Kürtlerin demokratik hakları gibi, tamamen uydurma, yapay ve terör destekli bu saldırılar sadece ve sadece ulus bütünlüğümüzde gedik açmak içindir. Biz; Türkü, Kürdü, Sünnisi, Şiisi, Çerkezi… yüz yıllarca bir arada yaşamız bir toplumuz. Bize bir arada yaşamayı yabancıların tavsiyeleri öğretmedi. Bu birliktelik, çoğu Avrupa ülkesinin tarihinden öncesine dayanır ve bir kültür sonucudur. Ancak bugün dillendirilen ayrıcalıklı hak istemleri tek bir amaca hizmet etmektedir ve bu da bilinmelidir; bu amaç, ABD’nin Ortadoğu’da yeniden çizdiği haritaların sınırlarının gerçekleştirilmesi hizmet etme amacıdır.<br />
Bunda bizim de kabahatimiz büyüktür. Yukarıda saydığımız gerçek Kemalist ulusalcılıktan uzak, kimi uydurma milliyetçilik anlayışları da bu ülkenin ulusal bütünlüğüne zarar vermiştir. Bu ülkede milliyetçilik adıyla, ayrımcılık yapılmıştır, faşizm yapılmıştır.<br />
Ve yine bu ülkede solculuk adına, etnik ırkçılığa çanak tutulmuştur. Ulus milliyetçiliğinden kaçılmaya çalışılırken, etnik milliyetçiliğin savunuculuğuna soyunulmuştur.<br />
Bunlar, bizim ülkemizde tamamen yanlış anlayış ve politikaların acı sonuçlarıdır. Ancak affedilmeyecek ve tekrarlanmasına izin verilmeyecek sonuçlardır bunlar. İşin düşündürücü yanı ise, neden akıllara ‘Kemalist ulusçuluğun’ hiç gelmemiş olmamasıdır. Bireysel yahut sınıfsal çıkar yerine toplumsal çıkarı ön plana aldığı için olabilir mi?</p>
<p>Bugünün dünya şartlarında, bölgemizin şartlarında yapılması gereken Kemalist ulusçuluğu etkin kılmaktır. Bizim ülkemizin bir etnik mozaik olmadığı, bir azınlıklar bileşkesi olmadığı bilimsel olarak ortadadır.17 Bize düşen, devletimizin temel prensipleri ışığında, ortak dil, kültür ve ülkü birlikteliğinde; dini, ırkı, mezhebi, kökeni ne olursa olsun bütün vatandaşlarımızın eşit haklara sahip olduğunu; bu topraklar içinde kimsenin kimseden üstün olmadığını, sözde değil uygulamalı olarak gösterebilmektir. Bu ülkenin bir ortak kadere sahip olduğunu, hepimizin bu ortak kaderi paylaştığını dile getirmektir. Ülke coğrafyası içindeki bölgesel eşitsizlikleri ortadan kaldırmaktır. Doğu insanını iş adamlarının insafına terk etmemektir. Bölgesel değil, toplumsal gelişmeyi sağlamaktır. Hakça bir ekonomik paylaşımı etkin kılmaktır. Ekonomik uçurumları kaldırmaktır.<br />
Ve dışarıya dönüp, kimsenin bu topraklar üzerinde emperyalist amaç gütmemesini, bu ülkeyi bölmeye çalışmamasını, buna kalkışacak olanın öncelikle bu halkı ortadan kaldırması gerekeceğini, insanlarımızın yurdunu sonuna kadar savunacağını ve bunu bilen yöneticilerin de hiçbir yaptırıma, tehdide boyun eğmeyeceğini; ülkesinin menfaatinden taviz vermeyeceğini dünyaya haykırmaktır.<br />
İşte bu, Kemalist ulusçuluğun gereğidir (Bunların tamamını söyleyemeyen bir görüş asla ve asla Kemalist ulusçu değildir). Ancak bu prensibi uygulamak için, yetkin kanaat önderleri ve sorumluluk sahibi, cesur ülke yöneticileri gerekir. Bizim sendelediğimiz nokta da bu olsa gerek…</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Bu bölümün başında, adı ‘ulusçuluk’ olan bir ideolojinin ne kadar insancıl olabileceğini sormuştuk. Gerçekten de, insanları uluslar olarak ayırmak, onları farklılaştırmak insancıl olabilir miydi?</p>
<p>Dünyanın mevcut şartları, uygulanan politikalar, güdülen amaçlar gözler önündedir. Ve buna karşın Kemalist ulusçuluk da bu bölümde gözler önüne konmaya çalışılmıştır. Hem ülke sınırları içinde, hem ülkeler arasında kardeşliği ne kadar ön planda tuttuğu ortadadır. Tek çekincesi diğer ülkelerden gelebilecek saldırılara karşı kendi halkını korumaktır. Bunun içinde bir bütün, bir ‘ulus’ olarak kalmak zorundadır. Kendi içinde ayrımsız, eşitlikçi; dışa karşı medeniyet yolunda bütün diğer milletlerle kol kola yürümeye hazır, ancak antiemperyalist, bu yönde savaş veren tüm mazlum milletlere dost ve destekçi; bütün milletlerin eşit olduğu dünyadan yana bir anlayış.</p>
<p>Şu sözleri söyleyebilecek bir başka ‘milliyetçi’ yorum mevcut mudur: ‘İnsanlık önünde sonunda birleşmeli ve birlikte kardeşçe yaşamalıdır. Bunun için birleşmeli ve tüm anormalliklere, karşılıklı düşmanlıklara son vermeli ve hepsinden önce bu anormalliklerin sebebi olan, insanın insan tarafından sömürülmesi sistemi ortadan kaldırılmalıdır’ Bir başkası: ‘Dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi dirliği ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir.’18</p>
<p>İşte buyurunuz, Mustafa Kemal budur, Mustafa Kemal ulusçuluğu budur…</p>
<p>Türkiye, büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Dünyanın emperyalist-kapitalist güçleri gözlerini topraklarımıza çevirmiş ve basiretsiz yöneticilerin varlığından cesaret alarak planlarını uygulamaya koymuştur. Bu saldırı karşısında, yine aynı topraklar üzerinde, bir arada, kardeşçe bir hayat sürdürmek istiyorsak, en güçlü kalkanımızı, ‘Kemalist ulusçuluk’ anlayışımızı yeniden ve doğru bir şekilde hatırlamalı ve etkin kılmalıyız. Bugün, ihtiyacımız olan, ne çarpık sağ milliyetçilik, ne bilinçsiz sol çözümler ne de ümmetçi çırpınışlardır.</p>
<p>Yapmamız gereken Mustafa Kemal’e kulak vermektir. Çünkü tarih bir kez daha O’nu ve ideolojisini haklı çıkarmaktadır.</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p>1. Metin Aydoğan, Ülkeye Adanmış Bir Yaşam (2) Atatürk ve Türk Devrimi, Umay Yayınları, 1. Basım, İzmir, 2006, s: 378, 379<br />
2. Prof. Dr. Özer Ozankaya, Dünya Düşünürleri Gözüyle Atatürk ve Cumhuriyeti, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2004, s: 93<br />
3. Ord. Prof. Enver Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler, ODTÜ Yayıncılık, 23. Basım, s: 177<br />
4. Suna Kili, Atatürk Devrimi Bir Çağdaşlaşma Modeli, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 8. Basım, 2003, s: 261<br />
5. Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset, Lotus Yayınevi, 2005, Ankara, s: 35<br />
6. Anıl Çeçen, Kemalizm, Cumhuriyet Kitapları, s: 123<br />
7. Prof. Dr. Afet İnan, M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, Cumhuriyet Kitapları, 1998, s: 115-116<br />
8. Kurtuluş Savaşı’nın İdeolojisi Hakimiyeti Milliye Yazıları, Kaynak Yayınları,2. Basım, 2004, s: 37-39<br />
9. Vural Savaş, Dip Dalgası, Bilgi Yayınevi, 3. Basım, 2006, s: 15<br />
10. Ahmet Taner Kışlalı, Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi, İmge Kitabevi, 7. Baskı, 2001, s: 46<br />
11. Ahmet Taner Kışlalı, Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi s: 47<br />
12. Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Fark Yayınları, 8. Baskı, 2006, s: 40<br />
13. Uğur Mumcu, Uyan Gazi Kemal, Um:ag Vakfı Yayınları, 3. Baskı, Ankara, 2004, s: 239<br />
14. Afet İnan, M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, s: 66<br />
15. Attila İlhan, Hangi Atatürkçülük, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, 2004, İstanbul, s: 88<br />
16. Uğur Mumcu, Uyan Gazi Kemal, s: 237-238<br />
17. Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, s: 21<br />
18. Atatürk’ten İnsanlığa Yol Gösteren Sözler, Truva Yayınları, 1. Baskı, 2005, s: 45</p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk" title="anladık ki kabahatimiz kendimizi unutmaklıgımızmış">anladık ki kabahatimiz kendimizi unutmaklıgımızmış</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk" title="anladık ki kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış ne demek">anladık ki kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış ne demek</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk" title="ulusçu devlet anlayışı">ulusçu devlet anlayışı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk" title="ulusçuluk akımı">ulusçuluk akımı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk" title="atatürk\ün ulusçuluk anlayışı">atatürk\ün ulusçuluk anlayışı</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/brezilya-milliyetciligi" title="Brezilya Milliyetçiliği">Brezilya Milliyetçiliği</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="Atatürk Milliyetçiliği">Atatürk Milliyetçiliği</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetciligin-tanimi" title="Milliyetçiliğin Tanımı">Milliyetçiliğin Tanımı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali" title="Milliyetçilik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı">Milliyetçilik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi-fasizmle-karistirilamaz" title="Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz">Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milliyetçilik bu mu? &#8211; Uğur Mumcu</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 20:26:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Mumcu]]></category>
		<category><![CDATA[kemalist milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[milli egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[milli siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[türk milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[uğur mumcu]]></category>
		<category><![CDATA[ulusalcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=611</guid>
		<description><![CDATA[Milliyetçilik, tarih boyunca üzerinde en çok söz edilen kavramlardan biridir. Siyasal ve ekonomik gelişmeler yeni aşamalara doğru tırmanırken, kimlerin milliyetçi oldukları gün geçtikçe daha da önem kazanmaktadır. Çünkü &#8220;kaderde, kıvançta, tasada&#8221; ortak olması gereken insanların yasamı kaderleri başka başka koşullarla oluşmaktadır. Bir ülkede kırk bin köy okulsuz, yolsuz ve ışıksızsa, insanlar hastane kapılarında kıvrana kıvrana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Milliyetçilik, tarih boyunca üzerinde en çok söz edilen kavramlardan biridir. Siyasal ve ekonomik gelişmeler yeni aşamalara doğru tırmanırken, kimlerin milliyetçi oldukları gün geçtikçe daha da önem kazanmaktadır. Çünkü &#8220;kaderde, kıvançta, tasada&#8221; ortak olması gereken insanların yasamı kaderleri başka başka koşullarla oluşmaktadır. Bir ülkede kırk bin köy okulsuz, yolsuz ve ışıksızsa, insanlar hastane kapılarında kıvrana kıvrana ölüyorlarsa, işçiler Batı ülkelerinin ışıklı kentlerinde sokak süpürüyorlarsa, kimlerin milliyetçi oldukları çok ama çok önemlidir.</p>
<p><span id="more-611"></span></p>
<p>Milliyetçilik, ulusal sınırlar içinde yaşayan yurttaşların insanca yaşamaları için verilen savaşın adıdır. Yoksa, sömürücü toprak ağalarıyla, yabancı şirketlerin, kafataslarında seçim sandığı taşıyan siyasetçilerle Mıgırdıç Şellefyanlar&#8217;ın ve Konya Müftüleri&#8217;nin düzeni değildir. Çünkü, sömürücülerin milliyeti olmaz, onlar için önemli olan sadece ve sadece sınıfsal ve kişisel çıkarlardır.<br />
Kapitalizm gerçek bir enternasyonalizmdir. Bugün dünya ekonomisi uluslararası sermaye örgütlerine bağlıdır. Avrupa ekonomisi bile şirket payları yoluyla Amerikan kapitalizminin eline geçmiştir. Bir dolar ya da mark krizinin bütün dünya ekonomilerini etkilediği bir siyasal dönemde, kapitalizmin gerçek gücünü çok yakından izlemek gerekir. Bu gücün, milliyetçi değil enternasyonal bir dayanışma yarattığı, bir ekonomik olgu olarak kabul edilmektedir. Türkiye&#8217;de geçer akçe olan bir suçlama ile ifade edersek, asıl &#8220;kökü dışarıda&#8221; olanlar, uluslararası sermayeden güç alan siyasal çevre ve örgütlerdir, demek gerekir.</p>
<p>Milliyetçilik, ülkesinin halkını iç ve dış sömürücülerin ahtapot kollarından kurtarmak isteyenlerin ülküsüdür. Halkçılık ise, milliyetçiliğin toplumsal yönünü belirler. Milliyetçi olmayan bir halkçılık olamaz. Ancak halkçı olmayan bir milliyetçiliğin de söz konusu olmaması gerekir. Halkçı olmayan bir milliyetçilik, sadece bir siyası dolandırıcılık konusudur ve adı &#8220;Faşizm&#8221;dir!<br />
Halk, birçoklarının sandığı gibi Marksizm&#8217;in bir kavramı değildir. Marksizm, sınıf kavramına dayanır. Halk, Marksizm&#8217;de bir anlam taşımaz, çünkü bir sınıfı tanımlamamaktadır. Halk, ulusal kurtuluş savaşlarının terminolojisinin ürünüdür. Halkçılık, dış sömürüye dayanan bir düzende, milliyetçiliğin dayandığı sosyal temeldir.</p>
<p>İç ve dış sermaye çevrelerinin egemenliğini savunanlar, imam sarığını seçim sandıklarına sarıp siyaset meydanlarına çıkanlar, yabancı petrol şirketlerinin savunuculuğunu yapanlar, hiç milliyetçi olabilirler mi!!?.. Bu uluslararası sermayenin açık pazarında, yabancı sermaye işportacılığı yapanlar milliyetçilik bayrağına sığınabilirler mi? Boğaziçi&#8217;nin lüks kumar salonlarında mor binlikleri iskambil kağıtları gibi açanlar okulsuz, yolsuz ve ışıksız köylerle dolu bu yurdun milliyetçisi sayılabilirler mi? Atalarımızın dört kıtada at koşturduklarından söz edip, Münih sokaklarında çöp toplayan Anadolu çocuklarından utanmayanlara milliyetçi denilebilir mi?..</p>
<p>Böyle bir düzende yaşıyoruz işte. Millet düşmanlarının milliyetçi, Atatürk düşmanlarının Atatürkçü, halk düşmanlarının halkçı sayıldığı bir ülkede gerçek milliyetçilere düşen görev, korkmadan, yılmadan, usanmadan Türk halkının çıkarlarını savunmaktır. Bu memleket, yabancı sermaye uşaklarının, din sömürücülerinin, siyaset demirbaşlarının değil; tüm Türk halkınındır. Milliyetçilik ise sömürücülerin değil, Mustafa Kemal devrimcilerinin bayrağıdır.</p>
<p><strong>Uğur Mumcu - (Ortam, 20 Eylül 1971)</strong></p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu" title="uğur mumcu milliyetçilik">uğur mumcu milliyetçilik</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu" title="milliyetci uğur mumcu">milliyetci uğur mumcu</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu" title="uğur mumcu milliyetçi">uğur mumcu milliyetçi</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu" title="milliyetçilik uğur mumcu">milliyetçilik uğur mumcu</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu" title="uğur mumcu ve milliyetçilik">uğur mumcu ve milliyetçilik</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="Atatürk Milliyetçiliği">Atatürk Milliyetçiliği</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetciligin-tanimi" title="Milliyetçiliğin Tanımı">Milliyetçiliğin Tanımı</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi-fasizmle-karistirilamaz" title="Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz">Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk" title="Kemalist Ulusçuluk">Kemalist Ulusçuluk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali" title="Milliyetçilik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı">Milliyetçilik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-bu-mu-ugur-mumcu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milliyetçilik Nedir? &#8211; Ahmet Taner Kışlalı</title>
		<link>http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali</link>
		<comments>http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 13:22:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemalist Gençler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Taner Kışlalı]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[kemalist milliyetçilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalistgencler.com/?p=88</guid>
		<description><![CDATA[Kemalizm içinde &#8220;Milliyetçilik&#8221;, bir yandan ulusal bağımsızlığın sağlanması, diğer taraftan da çağdaşlaşma gereksinimlerini karşılamaya yönelik ideolojik bir öğe oluşturuyordu. Çağdaş bir toplum olmak için önce ulus olmak, uluslaşma aşamasından geçmiş olmak gerekiyordu. Uluslaşma aşaması, çağdaş toplumun temel özelliklerinden olan demokratikliği sağlayabilmek için de bir ön koşuldu. Çeşitli kaynaklardan beslenen gecikmiş Türk Milliyetçilik akımını bir düşünce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kemalizm içinde <strong>&#8220;Milliyetçilik&#8221;</strong>, bir yandan ulusal bağımsızlığın sağlanması, diğer taraftan da çağdaşlaşma gereksinimlerini karşılamaya yönelik ideolojik bir öğe oluşturuyordu. Çağdaş bir toplum olmak için önce ulus olmak, uluslaşma aşamasından geçmiş olmak gerekiyordu. Uluslaşma aşaması, çağdaş toplumun temel özelliklerinden olan demokratikliği sağlayabilmek için de bir ön koşuldu.</p>
<p><span id="more-88"></span></p>
<p>Çeşitli kaynaklardan beslenen gecikmiş Türk Milliyetçilik akımını bir düşünce sistemi içine oturtan kişi Ziya Gökalp olmuştu. bir yandan ulusal bağımsızlığı sağlamak, diğer yandan çağdaş anlamda bir ulus yaratmak ereğine yönelen Mustafa Kemal, elbette ki bu birikimden yararlanmıştır. Ama, aynı zamanda, eylem içinde onu aşmış, kendi damgasını taşıyan bir milliyetçilik anlayışına ulaşmıştır. Bu, sınırlar ötesi hedefler gözetmeyen, ırkçı olmayan, çoğulcu bir milliyetçiliktir.</p>
<p>Atatürk, tüm sömürge durumundaki ülkelerin, kendi deyimiyle <strong>&#8220;mazlum milletler&#8221;</strong>in birer birer bağımsızlıklarını kazanacağını çok önceden söylemiş, Ulusal Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başarısı ile de onlara cesaret vermiştir. Emperyalist devletlere karşı kazanılan bu ilk kurtuluş savaşı, giderek evrensel bir model oluşturmuştur. <strong>Kemalist Milliyetçilik</strong> anlayışının dışa yönelik hedefi, <strong>&#8220;çağdaş uluslar topluluğunun eşit haklara sahip bir üyesi olmak&#8221;</strong>tır. Sadece siyasal bağımsızlıkla yetinmeyen, ekonomik bağımsızlığı da içeren bir <strong>&#8220;tam bağımsızlık&#8221;</strong>, bu hedefin ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p>Kemalist Milliyetçiliği&#8217;nin içe yönelik hedefi ise, çağdaş bir ulus yaratmaktır. Bu ulus, ne ırkçı, ne de ümmetçi bir anlayışı yansıtmaktadır. Atatürk&#8217;e göre ulus, ne din ne de ırk temeline dayanır; ulusu yaratan temel öge, ortak tarih, o ortak tarihin ürünü ortak dil ve sonuç olarak kültürdür. Atatürk ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde yaptığı bir konuşmada, Türk, Kürt, Laz, Çerkes birlikte bir bütün oluşturduğunu vurgulamış, Kurtuluş Savaşı sırasında hep <strong>&#8220;Türkiye Milleti&#8221;</strong> deyimini kullanmıştır. Daha sonraları karmaşık bir etnik yapıdan kendine güvenen çağdaş bir ulus yaratmak için çaba gösterdiğinde de, örneğin <strong>&#8220;Ne Mutlu Türk Olana&#8221;</strong> dememiş,<strong>&#8220;Ne Mutlu Türk&#8217;üm Diyene!&#8221;</strong> demiştir. O&#8217;nun için &#8220;Türk&#8221;, Anadolu toprakları üzerinde &#8220;kederde, kıvançta&#8221; dayanışma içinde olan insanların adıdır. Orta Asya&#8217;daki Türk o milliyetçilik çerçevesinde yer almazken, Anadolu&#8217;nun tüm insanları, etnik kökenine bakılmaksızın ulusun bir parçası sayılmaktadır. Atatürk <strong>&#8220;Medenî Bilgiler&#8221;</strong> kitabında şöyle demiştir: <strong>&#8220;Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kuran Türkiye Halkı&#8217;na Türk Milleti denir.&#8221;</strong> 1935 yılındaki resmî tanımlamaya göre de; <strong>&#8220;Ulus, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı yurttaşlardan meydana gelen siyasal ve sosyal bir bütündür.&#8221;</strong></p>
<p>Atatürk, ulus kavramından din ögesinin dışlanmasını, dinin ulus dışında ayrı bir olgu olarak değerlendirilmesini ise şöyle savunmuştur: <strong>&#8220;Türkler İslâm Dini&#8217;ni kabul etmeden de büyük bir milletti. Bu dini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne ayrı dinde bulunan Acemlerin ve ne de sairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine tesin etmedi. Bilakis, Türk Milleti&#8217;nin milli bağlarını gevşetti; milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed&#8217;in kurduğu dinin amacı, bütün milliyetlerin üzerinde, hepsini kapsayan bir ümmet siyaseti idi.&#8221;</strong></p>
<p>Milliyetçilik, aynı topraklar üzerinde benzer koşulları paylaşan insanların, dışa karşı korunma ve dayanışma gereksinmelerini karşılayan bir ideolojidir. Toplum içindeki çıkar çatışmalarına alet edildiğinde tutucu, toplumun dışına karşı ortak yararlarını savunmak için kullanıldığında ilericidir. Başka bir ifadeyle, toplumdaki bir kesimin başka bir kesimi sömürmesini gözden saklamak amacıyla kullanıldığında tutucudur; ama o toplumun başka toplumlar veya başka toplumların içindeki kesim tarafından sömürülmesine karşı başvurulduğunda ilericidir.</p>
<p><strong>İlerici milliyetçilik insancıldır; insanlara acı vermeye değil, onların acılarını dindirmeye yöneliktir. İlerici milliyetçilikte, insanları egemenlikleri altına almak değil, onları egemenlikten kurtarmak amacı vardır. İlerici milliyetçilik, bütün insanların özgürlüğünü ve tüm toplumların eşitliğini savunur. İlerici milliyetçilik, bölücü değil, birleştiricidir. İlerici milliyetçilik, savaşçı değil barışçıdır; savaşı ancak gerektiğinde; yukarıdaki amaçlar uğruna kabul eder.</strong></p>
<p><strong>İşte ileri milliyetçilik, Kemalist Milliyetçilik&#8217;tir. Bu nitelikleriyle de, çağdaş, evrensel ve kalıcıdır.</strong></p>
<p><strong>Kaynak: A. Taner Kışlalı, Atatürk&#8217;e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği.</strong></p>
<strong>Arama Terimleri:</strong><ul><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali" title="milliyetçilik nedir">milliyetçilik nedir</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali" title="atatürk\e göre milliyetçilik nedir">atatürk\e göre milliyetçilik nedir</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali" title="atatürkçü düşünce sistemine göre milliyetcilik nedir">atatürkçü düşünce sistemine göre milliyetcilik nedir</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali" title="ahmet taner kışlalı atatürk ilkeleri milliyetçilik">ahmet taner kışlalı atatürk ilkeleri milliyetçilik</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali" title="laiklik milliyetçilik nedir">laiklik milliyetçilik nedir</a></li></ul><div  class="related_post_title"><strong>Benzer Başlıklar</strong></div><ul class="related_post"><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi" title="Atatürk Milliyetçiliği">Atatürk Milliyetçiliği</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/kemalist-ulusculuk" title="Kemalist Ulusçuluk">Kemalist Ulusçuluk</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/brezilya-milliyetciligi" title="Brezilya Milliyetçiliği">Brezilya Milliyetçiliği</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/ataturk-milliyetciligi-fasizmle-karistirilamaz" title="Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz">Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz</a></li><li><a href="http://www.kemalistgencler.com/milliyetciligin-tanimi" title="Milliyetçiliğin Tanımı">Milliyetçiliğin Tanımı</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalistgencler.com/milliyetcilik-nedir-ahmet-taner-kislali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

