I. TEMEL İLKELER
1- Cumhuriyetçilik
Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.(1924)
Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933)
Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir… (1925)
Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki, onun adı cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)
Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. (1930)
Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı, hep bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır. (1923)
Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)
3- Halıkçılık
İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamızla tespit edilmiştir. (1921)
Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir. (1921)
Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibarıyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir. (1923)
4- Devletçilik
Devletçiliğin bizce anlamı şudur: kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)
Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. (1930)
Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiçbir piyasa da başıboş değildir. (1937)
5- Laiklik
Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930)
Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (1930)
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926)
6- Devrimcilik
Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görüşleriyle medeni bir toplum haline ulaştırmaktır. (1925)
Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. (1925)
II- BÜTÜNLEYİCİ İLKELER
1- Milli Egemenlik
Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu milli egemenliktir; milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitliğin ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla milli egemenliği sağlamış bulunmasıyla devamlılık kazanır. Bundan dolayı hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. (1923)
2- Milli Bağımsızlık
Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. (1921)
Türkiye devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. (1923)
3- Milli Birlik ve Beraberlik
Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. (1919)
Biz milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz. (1936)
Toplu bir milleti istila etmek, daima dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir. (1919)
4- Yurtta Sulh (Barış), Cihanda Sulh
Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz. (1931)
Türkiye Cumhuriyetinin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakisinde en esaslı amil olsa gerekir. (1919)
Sulh milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur. (1938)
5- Çağdaşlaşma
Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz. (1925)
Biz batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (1926)
6- Bilimsellik ve Akılcılık
a) Bilimsellik:
Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. (1924)
Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet bilimdir. (1933)
b) Akılcılık:
Bizim, alık, mantık, zekayla hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. (1925)
Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. (1926)
7- İnsan ve İnsanlık Sevgisi
İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. (1931)
Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. (1936)
Okunma sayısı: 753




Ağustos 8th, 2010
Kategori: 
KURTULUŞ YOLUMUZ
Milli egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın, cumhuriyetin niteliklerini, Atatürk ilkelerini ve devrimlerini korumak için Atatürk ilkelerini koruyup geliştirmek ve yüceltmek gerekir Atamızın ilkeleri statik değildir. Akılcı bilime dayandığından her zaman her yerde geçerli ve dinamiktir.
Laikliği ihlal edip Cumhuriyetimizin ilkelerini yok etmeye çalışanlar Yurdumuzu karanlığa sürüklemek isteyenler 1950’li yılarından itibaren ellerinden gelen faaliyeti göstermektedirler. Cumhuriyetimizin ilanından sonra siyasi etkinliğini kaybeden feodal güçler ekonomik varlıklarını sürdürerek 1950 yılından itibaren siyasi olarak kazandılar. Halkımızı cehaletten kurtarmaya çalışan halk evlerini ve köy enstitülerini kapatarak, tarikatçıları kollayıp büyüttüler. 1970’den beri gereğinden çok fazla iman hatip liselerini açarak devlet kadrolarına imam hatiplileri doldurdular. Yurdumuzun her tarafına tarikatçı, dinci öğrenci yurtları açarak yoksul yurttaşlarımızın çocuklarını avlarına düşürerek zehirlediler. Hatta tarikatçı dershaneler, okullar açarak çocuklarımızı zehirlediler. Yurtlarda, dershanelerde olmayan gençlerimizide dialoklar kurarak, maddi yönden destekler sağlayarak etkileri altına alarak cumhuriyet ilkelerine düşman insanlar yetiştirdiler.
Atatürkçü aydınlarımız cumhuriyet ilkelerini korumak için mücadele etmişselerde, cumhuriyetin niteliklerinin ve ilkelerinin korunması ve orduya havale edilmiştir. Merkez sağdan dolaylı yönden ve türk islam sentezcilerinden, holdinglerden, dinci çevre, dinci sermayeden, islam ülkelerinden, emperyalist ülkelerden destek alarak bu gidişle zamanla Yargıtay’ayada, Danıştay’ayada kendi elamanlarını yerleştirirler. Dinciler ordumuza zamanla virüs gibi girebilirler. İşte o zaman yavaş, yavaş ılımlı İslamcılar zamanla radikal İslamcılara dönüşerek Yurdumuz İran’a dönüşür.
İrticaya karşı laikliği savunan aydınlarımız, laikliği savunurken yeni dünya düzeni olan emperyalist güçlerin ve işbirlikçilerin dayatmış olduğu ekonomik politikalardan, özelleştirmeden, emperyalizme bağımlılıktan, emperyalizmin işbirlikçisi ve rantiyecilerden, büyük burjuvaziden nasıl kurtulupda iktisaden güçlü ülke olacağımıza dair Atamızın halkçılık ve devletçilik ilkelerini geliştireceğine dair fikir üretememişlerdir. İyi fikir üretecek insanlar maddiyatsızlıktan fikirlerini gündeme getirememiştir. Bazı iyi fikirli insanlar büyük partilerin içerisine girerek, fikirlerini bırakıp partinin fikirlerini kabullenmek zorunda kalmıştır. İyi fikirler siyasi hayatta varlık bulamamıştır.
Çok oy alan partilerin fikirleri ve uygulamaları Atamızın ilkelerini koruyucu yönde olmadığı gibi devletçilik ilkesinin rafa kalkmasına göz yumulmuş olup, laiklik ilkesi her an yara almaktadır. Halkçılık ilkesi sözde kalıp, Yurdumuzda uluslar arası sermayenin çıkarları, dayatmaları hakim olmuştur. 1930’larda işçimiz, işverenimiz azken, sanayimiz çok zayıfken, tarıma dayalı yoksul ülkemiz Osmanlıdan kalan borçları ödeyerek, eflasyonsuz olarak, sanayi işletmelerini kurarak KİT.lerin oluşması ile devletçilik ilkesi hayata geçirildi. Emperyalizme karşı kale gibi yapılan fabrikalarda tarım ürünlerimiz işletilerek, tarım ürünlerimizin emperyalist ülkelere peşkeş çekilmesi önlenmesi ile işlenmiş tarım ürünleri yönünden dışarı bağımlılıktan ülkemiz kurtuldu. Böylece Atamızın hem halkçılık ilkesi, hemde devletçilik ilkesinin gelişmesi ile diğer cumhuriyetçilik, devrimcilik, milliyetçilik ve laiklik ilkelerinin gelişmesi sağlanmıştır.
1940’lı yıllarda ikinci dünya savaşı nedeni ile KİT.ler gelişemedi. 1950’li yıllarda emperyalizmin güdümünde olan siyasi iktidar devletçi anlayışa sahip değilken, özelleştirme yanlısı liberal ekonomi anlayışına sahipken halkın kendi şehirlerinin civarında fabrikaların kurulmasının istenmesi ile siyasi iktidar mecburen millet adına sanayi kuruluşları açmıştır. Bu durum 1960’lı ve 1970’li yıllarda siyasal iktidarların istememesine rağmen halkın talepleri yüzünden sanayi kuruluşları tesis edilmiştir. 1950‘li yıllardan 1980 yılına doğru halkın talepleri doğrultusunda ciddi olmaksızın mecburen kurulan sanayi tesisleri dejenere edilerek kar edemez hale getirilmiştir. 1980 yılından sonra devlet ekonomiye karışmaz ekonomi özel kesime bırakılması gerekçesi ile sanayi tesisleri yapma yerine alt yatırımlara, savurgan yatırımlara yer vererek devlet borç ve faiz batağına batırılarak emperyalizmin boyunduruğu altına acı bir şekilde girildi. Emperyalizmin iş birlikçisi sınıf doğdu. Atalarımızın vermiş olduğu vergiler ile kurulan iktisadi kuruluşlarımız özelleştirme yolu ile yapancılara ve güçlü azınlıklara peşkeş çekildi. En adil özelleştirme olan Karabük Demir Çelik İşletmesi Karabüklülere devredildi. 91 ilin hakkı olan işletme 80 il mağdur edilerek bir ile devredildi.
Özelleştirmeye karşı alternatif politikalar üretilmedi politikalar üretilmedi, üretildiyse de hayata uygulamaya çalışılmadı. Emperyalizmin iş birlikçisi olan egemen çevrelerin medyası özelleştirmenin iyi olduğunu, KİT’lerin ülkenin sırtında kambur olduğunu yayınladı. Bu duruma iktisadi bilgisi yetersiz olan mezun olmak için okuyan iktisatçılar, iktisadın herhangi bir dalında etiket için akademisyen olan bir takım iktisatçılar, maliyeciler konunun detaylarını kavrayamadan alternatif fikirler üretmeden önyargıları ile özelleştirmenin doğru olduğunu sandılar, çıkar çevrelerinin yararına KİT’lerin zararlı olduğunu göstererek emperyalizme ve işbirlikçilerine çanak tuttular. İktisatçıların, maliyecilerin dışında; bir takım medya mensupları, doktorlar, mühendisler, hukukçular, öğretmenler, memurlar… özelleştirmeye inanarak KİT’leri zararlı gördüler. Bu duruma eğitim seviyesi düşük olan halkın çoğunluğu inandı, halk depotilize edildiğinden meydanı boş bulan çıkar çevreleri KİT’leri özelleştirme yoluna gitti.
Maliye politikası bilimine göre devlet ekonomiye katıldığında ülkenin ekonomik gücü yaklaşık %20-25 artar.Devlet özel sektör gibi kar amacı ile işletme kurmaz. İşsizliği azaltmak, büyük özel şirketlerin kar hırslarını kırarak enflasyonu düşürmek, topluma sosyal, ekonomik faydaları sağlamak amacı ile devlet iktisadi işletmeler kurar. İşsizlik azalır, işçilerin ücretleri artar, tüketim eğilimleri yükselir, üretim ve yatırımları artar, ekonomi gelişir.
Örneğin; özel kundura işletmesi üretmiş olduğu 200 bin ayakkabıyı halka 8 milyon YTL.ya satsa, devlet kundura işletmesi de üretilen 100 bin ayakkabıyı 2 milyon YTL. ya satarsa özel kesim ayakkabı fiyatlarını indirmek zorunda kalır.Özel işletme 200 bin ayakkabıyı 8 milyon YTL. yerine 6 milyon YTL.ya halka satar. Böylece 2 milyon YTL. halkın karı olur devlet işletmesi 100 bin ayakkabıyı 3 milyon YTL. yerine 3 milyon YTL.ya satmış olduğundan 1 milyon YTL. halkın karı olacaktır. Böylelikle devlet işletmesinin dolaylı ve dolaysız olarak 3 milyon YTL. halkın karı bulunmaktadır. Devletin kundura işletmesi 500 bin YTL. zarar etse dahi halka 2 milyon YTL. dolaylı 1 milyon YTL. dolaysız olarak 3 milyon YTL. karı olduğundan; bu kardan devlet işletmesinin 500 bin YTL.sı çıkarılınca halkın 2 milyon 500 YTL. karı bulunmaktadır. Devlet işletmesi 1 milyon YTL zarar etse dahi devletin işletmesinden dolayı sağlanan dolaylı ve dolaysız olan 3 milyon YTL olan halkın karından çıkarıldığından halkın yine 2 milyon YTL karı bulunmaktadır. Bu nedenle; devlet işletmesi zarar etse dahi yine karlıdır. Bu duruma göre; KİT’ler zarar ediyor ülkenin sırtında kamburdur diyenlerin fikirleri kamburdur.
KİT’lerin siyasililerin arpalığı olduğundan çalışanların ücretleri yüzünden zarar ettiği iddia ediliyor bu iddia çok geçersiz ve asılsızdır. KİT’lerin zararı hususunda çalışanların ücretleri yönünden çok az bir payı olabilir. 1974 yılında KİT’lerin karı 829 milyar TL.dır. Çalışanları ücretleri 19 milyar TL.dır. 1978 yılında KİT’lerin zararı 13.233 milyar TL.dir. Çalışanları gideri ise 103 milyar TL.dir. 1979 yılında KİT’lerin zararı 7.181 milyar TL.dir. Çalışanların gideri 134 TL’dir. Böylece KİT’lerin karının ve zararının yanında çalışanların giderlerin devede bir kulaktır. KİT’ler zarar ediyor demekle iktisattan, matematikten yeterince anlayamayanları kandırırlar. Maksat KİT’leri zararlı gösterip özelleştirerek çalışanları mağdur etmektir. KİT’lerin zararlarını çalışanların giderleri yönünden değil emperyalizm ve iş birlikçilerin çıkarları uğruna kamu işletmelerini zarar ettirerek özelleştirme yoluyla KİT’leri çıkar çevrelerine peşkeş çektirmek için zarar ettiriyorlar. Özelleştirilen kamu işletmelerini arsa fiyatından daha ucuza satıyorlar. Satış gelirinin de yarısı da reklam giderlerine gidiyor.Örneğin; Telekomun 110 milyar YTL. maliyeti var. Yıllık karı 2,5 milyar YTL.dır. 6,5 milyar YTL’ye yabancıya satılıyor. Milletin önemli malına yazık değil mi? Madem kamu işletmesi zarar ediyor, neden satıyorsunuz alana yazık değil mi? Zarar eden işletmeyi alan nasıl kar ettiriyor?
KİT’leri verimli hale getirmek için özelleştirme yerine özerkleştirmek gerekir. Kamu işletmelerin karından, zararından, yönetiminden ve yatırımlarından işçileri, memurları ve işletme yöneticilerini sorumlu tutmak gerekir. Örneğin; bir işçinin maaşı 1.100 YTL ise işletme çok kar ederse kar oranı doğrultusunda işçinin maaşını 1.300 YTL.ya , duruma göre 1.500 veya 1.700 YTL’ye çıkarması gerekir. Ancak işletme zarar ederse zararının durumuna göre işçinin maaşını 1.100 YTL.dan 900 YTL.ya, duruma göre 800 veya 700 YTL.ya düşürdüğümüz zaman çalışanlar işletmenin kar ve zarar durumuna göre maaş alacağından dolayı daha iyi çalışırlar, daha kaliteli mal üretirler; işletmelerin verimliliği artar, iç ve dış pazarlarda mallarını daha iyi pazarlarlar. İşletmeler kar ederek kapasitelerini artırırlar hatta yeni işletmeler açılmasını sağlayarak istihdam sağlarlar, işsizlik azalır, işçilerin durumu iyileşerek tüketim eğilimleri artacağından üretim ve yatırımlar artarak ekonomik gelişme döngüsünün ilerlemesiyle ülke ekonomisi iyiye doğru gider. Devlet güçlenir, devletin borçları azalarak biter, hatta devlet borç veren bir ülke olur. İşte o zaman ne Amerika ne Avrupa ekonomik yönden ekonomik yönden gelişmiş bağımsız Türkiye olur.
Ülkemizde devletin ekonomi ile ilgilenmeyip ekonomi ile ilgilenmeyi özel sektöre bıraktığında özel sektör toplumun sosyal, ekonomik ve istihdam yönünden yeterince uğraş vermez, sadece kendi kar alanlarını düşünür. Ülkede yoksulluk artar, tüketim eğilimleri, üretim ve yatırım eğilimleri azalır, ekonomi gelişemediği gibi geriye gider, sosyal patlamalara sebebiyet verir. Yurdumuzda faşizm, şeriat ve komünizm gibi zararlı akımların çıkmasına sebep olarak ülkemiz zarar görür. Yeni dünya düzeni olan uluslar arası sermayenin dayatmış olduğu küreselleştirme özelleştirme politikaları, milletimizin milli benliğine aykırı olup, emperyalizme ve çıkar çevrelerinin yararına bir politikadır ülkemizde uygulanmakta olan liberal ekonomiye önem verdiğimiz müddetçe ekonomik krizlerden, işsizlikten, yoksulluktan, emperyalizme ve emperyalizmin işbirlikçilerine uşaklıktan kurtulamayız. Atalarımız kurtuluş savaşını vatanın kurtuluşu ve milletin mutluluğu için yaptılar. Vatanın kaymağını emperyalist ve işbirlikçi çıkar çevreleri yesin diye kurtuluş savaşı yapılmadı. Bu bozuk düzenden kurtulmadığımız müddetçe emperyalizme ve iş birlikçilerine karşı olmadığımız müddetçe kurtuluş savaşında ölen dedelerimizin yaralanan gazilerimizin kemikleri sızlar.
Bozuk düzenden kurtulmak için Atamızın devletçilik ve halkçılık ilkelerini geliştirerek yüceltmemiz gerekir. her şeyden önce halkımızın nefes alması için rantiyecilere ödenen faizin askıya alınarak veya indirererek memurlarımıza, emeklilerimize iyi maaş vererek tüketim eğilimlerini artırınca, üretim ve yatırım eğilimleri artar, ekonomi iyileşmeye yüz tutar. Asgari ücreti de artırdığımızda tüketim, üretim, yatırım eğilimlerinin artması sağlanarak ekonomi iyileşir, işsizlik azalır, tüketim, üretim ve yatırım eğilimleri daha da artarak ekonomi iyileşir.
Halkımızın sadece oy vererek kendi kendini yönetmesi ile halkçılık olması yeterli olmaz. Halkın tükettiği malları kooperatifler ve kooperatifler birliği kanalı ile sağlayarak marketler zincirine engel olmalıyız. Halkın ürettiği malları kooperatifler ve kooperatifler birliği kanalı ile pazarlayarak aracıları önlemeliyiz. Böylece halkın aldığını ucuza alıp sattığını iyi fiyata satarak karlı duruma getirilerek tasarruflarını artırmalıyız. Bu tasarruflar ile işçiler, köylüler, memurlar gelirlerinin bir kısmının bir arada toplanması ile yatırımlar yaparak, işletmeler açarak halk sektörünü oluşturmalıyız. Halkça üretim, halkça tüketim sağlanarak insanca yaşam sağlanmış olur. Yatırımlar artar, işsizlik azalır, köylü tarlasından geçimini iyi temin ettiği için üretimi artar, kooperatiflerden yararlanarak, halk sektöründeki işletmelerden hisse sahibi olur. İşçiler, memurlar maaşları ile iyi geçinir, kooperatiflerden iyi yararlanır, halk sektöründeki işletmelerden hisse sahibi alarak geçim düzeyleri iyileştirir.
Ormanlar orman köylüleri tarafından korunup üretilerek, ağaç sanayi orman köylerinin kooperatifleri tarafından orman ürünleri mamül hale getirilerek pazarlandığında köylülerin durumu daha da iyileşir, göçler azalır, şehirlerin durumu iyileşir.
Toprak reformu yapılarak 500 dekardan fazla toprak sahiplerinin toprakları az topraklı ve topraksız köylülere dağıtılarak adalet sağlanmış olur köylülerin durumu iyileşmiş olur.
Toprak reformuyla, ormanların köylüler tarafından işletilip korunması; özellikle halk sektörü ve kooperatifler ile Atamızın halkçılık ilkesi gelişip yücelmiş olur; göçler azalır, şehirler iyileşir halk kalkınır ülke ekonomisi daha da iyileşir.
Atamızın devletçilik ilkesi Marksistlerin devletçilik anlayışı gibi katı değildir, zamana ve duruma göre esnek ve geniş anlamda devletçiliktir. Böylesine bozuk düzende işsizliğin, yoksulluğun etkin olduğu sanayimizin Avrupa’dan çok geri olduğundan Atamızın devletçilik ilkesine daha fazla ihtiyacı varır. Karma ekonomiye daha iyi önem vermeliyiz. Devletin ekonomiye daha iyi katılması gerekir. Devletin ekonomiye katılmasına gerek yoktur, özel sektör uğraşsın diyenler emperyalizme ve çıkar çevrelerine çanak tutarlar. Bunu diyenler iktisadi bilgisi az olanlar, çıkarcılar ve kandırılmış insanlardır. Devletçiliğe gerek yoktur diyenler halkımıza ait olan devlet işletmelerini iç ve dış çıkar çevrelerine peşkeş çektirerek devletçiliği rafa kaldırdılar. Laiklik için duyarlılık gösterenler devletçilik ilkesi için yeterince duyarlılık göstermediler. Devletçilik, halkçılık ilkesi korunup gelişmeden icra edilmeden laiklik ilkesi yeterince korunamaz. Laiklik ilkesi son zamanlarda sorun olduğu gibi bu sorun daha da ağırlaşır. Laikliği savunmak için ne Amerika, ne Avrupa bağımsız Türkiye olmak için Atamızın devletçilik ve halkçılık ilkesini koruyup geliştirmek ve icra etmek gerekir. Karma ekonomiye, devletçiliğe önem vermemiz gerekir. Özelleştirilen kamu işletmelerini devletleştirmemiz mutlaka gerekir. Hatta bozuk düzenden yararlanılarak gelişen özel sektörün 250-300’den fazla işçi çalıştıran büyük işletmeleri de devletleştirmeliyiz. Nasıl büyük toprak sahiplerinin 500 dekardan fazla olan toprakları az topraklı ve topraksız köylülere dağıtılıyorsa, özel sektördeki patronların 250-300’den fazla işçi çalıştırdığı büyük işletmeler devletleştirmeliyiz. Sosyalizm patronun elinden tüm mal varlığını elinden alıp yeteneğine göre iş verip işçi gibi çalıştırır. Ama öyle olmaması gerekiyor örneğin 15-20 bin işçi çalıştıran bir patrona işverenlik yeteneği göz önünde bulundurularak 250-300 kişilik bir işletme patrona verilerek diğer işetmeleri devletleştirilmesi ile özel sektör budanıp küçülterek devlet sektörünün ve halk sektörünün gölgelenmesi önlenerek devlet sektörü ve halk sektörünün gelişmesi sağlanmış olur. Aksi takdirde bir avuç olan egemen çevreler ülkenin ekonomisine hakim olarak devlet sektörünü ve halk sektörünün gelişmesini engelledikleri gibi tahrip dahi ederler. Küçük ve orta dereceli işletmelerin de gelişmelerini engelledikleri gibi iflas etmelerine sebep olurlar. Devlet sektörü ile halk sektörü birbirini tamamlayarak ülke ekonomisinin gelişmesini sağladıkları gibi küçük ve orta derecedeki mülk sahiplerinin sağlıklı bir şekilde korumasını ve gelişmesini sağladıkları gibi küçük ve orta dereceli işletmelerin güçlerini karlarını bir araya getirerek küçük ve orta dereceli mülk sahipleri yararına dev işletmeler kurularak küçük ve orta dereceli işletmelerin durumu iyileşmesi ile iktisadi yönden güvence altına alınmış olunur. Köylülerin yararına toprak reformunda yapıldığı gibi halkımızın, devletimizin küçük ve orta dereceli işetmelerimizin yararına büyük işletmeleri devletleştirmeliyiz. Halkın yararına güçlü bir devlet sektörü kurmalıyız.
Varşova paktı çöktü ama komünizme karşı kurulan Nato paktı ayakta duruyor. Öyleyse dünyada komünizm tehlikesi er geç olacağı için Nato var. İleride dış ülkelerde komünizm gelecek, gelişecek ülkemizde aşırı sol hareketler başlayıp gelişecek. Onun için Atamızın halkçılık devletçilik ilkesini iyileştirmemiz gerekir. Atamızın halkçılık ve devletçilik ilkesini geliştirdiğimizde laikliği de geliştirmiş oluruz; faşizme, şeriata ve komünizme de karşı koymuş oluruz.
Marksistler diyor ki; küçük mülkiyetler şahıslara bırakılınca zamanla büyüyerek kapitalist olup ülke ekonomisine hakim olur. Bu sözler doğrudur ama devletçilik ve halkçılık ilkeleri iyi uygulanmazsa küçük mülkiyet sahiplerinin çoğunun mülkiyetleri yok olur. Bir kısmının mülkleri kendini korur, çok azının da mülkleri de zamanla büyür ülke ekonomisine hakim olur. Devletçilik ve halkçılık ilkelerini iyi uyguladığımız zaman küçük mülk sahipleri kendilerini korur, yok olmaz, gelişir ama ülke ekonomisine hakim olamaz. Ülke ekonomisine herhangi bir sınıf değil halk hakim olur.
Atamızın halkçılık, devletçilik ilkelerini duyarlı olarak koruyup geliştirerek icra edemezsek şeriat, faşizm ve komünizm gibi tehlikelerle karşılaşırız.
Şeriat rejimi yüz binlerce insanın ölümü ile gelir, ülkeyi karanlığa sokar, binlerce insanın ölümü ile onlarca yüzlerce yıl sonra gider. Yüz yıl sonra tekrar demokrasi ve cumhuriyet mücadelesi vermek zorunda kalırız.
Faşizm yüz binlerce insanın hayatına sebep olur. Egemen çevrelerin yanında halka karşı baskı, zulüm, sömürü düzeni onlarca yıl sürer. Ülkemizi yersiz savaşa sokarak yüz binlerce hatta milyonlarca insanın ölümüne sebep olur. Vatanımızın elden gitmesine sebebiyet verebilir. Faşist rejim kendini kan gölünde bitirdikten sonra sıfırdan demokrasi mücadelesi vermek zorunda kalırız.
Bürokratik sosyalizmden revizyonizm, revizyonizmden kapitalizm, devletçi, halkçı ekonomik politikalarla önlem alınmadığı takdirde kapitalizmden de mutlaka sosyalizm doğar. Sosyalizm de on binlerce insanın ölümü üzerine gelir, on binlerce insanın ölümü ile de inşa edilir. İyi uygulanmazsa doğu blok ülkelerindeki sosyalizm gibi çöker.
Eski sosyalist ülkeler özerkliğe ve çok partili demokrasiye önem verseler idi sosyalizm bir miktar daha iyi giderdi. Sosyalizm ne kadar iyi uygulansa dahi sosyalizmden de liberalizmden de daha iyi rejimler uygulanabilir. Nasıl teknik teknoloji iyi gelişiyorsa iyi teknik aletler icat ediliyorsa iyi siyasi fikirler de ortaya çıkartılabilir. Onun için en iyi fikir Kemalizm’dir. Kemalizm’in ilkeleri ulussal olduğu gibi yüceltilip geliştirilen evrensel ilkelerdir. Sonsuza değin evrensel, çağdaş ilkeler olarak kalacaktır. Kemalizm’in ilkelerini iyi uyguladığımız takdirde yurdumuz zararlı akımlardan kurtulacak ve milletimizin durumu çok iyi olacaktır.
Sami ÇETİNKAYA
İLERİCİ DEMOKRAT GÖRÜŞ
Sanayi devrimi ile feodal toplumdan kapitalist topluma geçildi, Vahşi kapitalizmin oluşması ile sosyalist akımlar gelişti. 1.ci dünya savaşında emperyalist ülkeler savaş Halide iken Bolşevikler Rusya’ya sosyalizmi getirdi. 2.ci dünya savaşından sonra sosyalizm gelişerek Varşova paktı oluştu. Batı ülkelerinde işçi sınıfının sosyal ekonomik hakları gelişti. 1950’li yıllardan sonra revizyonizmin oluşması ile zamanla sosyalizm geriledi ve çöktü. Varşova paktı çökmesine rağmen Komünizme karşı kurulan Nato Paktı ayakta kaldı. Dünya iki kutuplu iken tek kutuplu haline geldi. Gelişmiş büyük ülkeler sudan sebeplerle geri kalmış ülkeleri doğal zenginliklerini ele geçirmek için işgal etti. İnsanlar ve ülkeler arasında gelir dağılımı daha çok bozuldu. Emperyalist ülkeler kendi ülkelerinin halkını sömürdüğü gibi tüm dünya halklarını sömürmektedir. Amerikanın nüfusunun üçte biri Avrupalı gibi, üçte biri az gelişmiş ülkelerdeki insanlar gibi, üçte biride geri kalmış ülkelerdeki Afrikalı insanlar gibi yaşamaktadır. Şayet dünya iki kutuplu olsa idi Amerika Irak’ı işgal edemezdi. Bir milyon insanda ölmezdi. Etnik ve mezhep çatışmalarının; ırkçılığın, faşizmin, gericiliğin olmasının nedeni dünya haklarının insanlık aleminin en büyük düşmanı emperyalizm ve emperyalizmin işbirlikçileridir.
Emperyalist güçler kendi yararları doğrultusunda sosyalizmin çöküşünü fırsat bilerek dünyaya küresel liberal ekonomiyi dayattılar. Özelleştirme politikaları ile ülkelerin milli ekonomilerini tahrip ettiler. Sosyalist ülkelerin varlığına tahammül edemeyenler mili devletlerin varlığına dahi tahammül edemiyorlar. Daha iyi sömürmek için dünya ülkelerini parçalayarak çok sayıda devletçikler haline getirdiler. Devletçikleri birbiri ile savaştırarak halklara zarar verdiler.
Yeni dünya düzeni olan emperyalist güçlerin ve işbirlikçilerin dayatmış olduğu ekonomik politikalardan, özelleştirmeden, emperyalizme bağımlılıktan, emperyalizmin işbirlikçisi ve rantiyecilerden, büyük burjuvaziden nasıl kurtulup da iktisaden güçlü ülke olunacağına dair anti emperyalist, anti kapitalist, bireyin mülkiyet özgürlüğüne ülke ekonomisine hakim olamayacak şekilde yer vererek bireylerin mülkiyet ve özgürlüklerini koruyarak geliştiren, ekonomide devletçiliğin, halkçılığın hakim olacağı siyasi ekonomik fikirler üretilememiştir. İyi fikir üretecek insanlar maddiyatsızlıktan fikirlerini gündeme getirememiştir. Bazı iyi fikirli insanlar büyük siyasi partilerin içerisine girerek, fikirlerini bırakıp partinin fikirlerini kabullenmek zorunda kalmıştır. İyi fikirler siyasi hayatta varlık bulamamıştır. Sosyalist ve kapitalist ekonomik sistemlere karşı bireylere, halkçılığa ve devletçiliğe önem veren iyi bir karma ekonomik politikalar üreterek, sosyalizmle ile sosyal demokratlık arasıda ilerici demokrat görüş üretip, uygulamak gerekir.
İlerci demokrat fikir sosyalizm ile sosyal demokratlık arasında bir görüş olup; Amerikan ve Japon emperyalizmine karşı kurulan Avrupa kapitalistlerinin kalesi olan Avrupa Birliğine, emperyalist kuruluş olan NATO’ya, emperyalizme, kapitalizme, feodalizme, komünizme, faşizme, teokratik görüşlere ve her türlü gericiliğe, sömürüye, her çeşit teröre, din, dil, ırk, etnik mezhep ayrıcılığına karşı, dünya halklarının kurtuluşunu, mutluluğunu savunarak dünya insanlığını kucaklayan, laikliğe, milli ve manevi değerlere, çağdaşlığa, devrimciliğe, dünya halklarını kucaklayan gerçek halk demokrasisine, barışa, bağımsızlığa, özgürlüğe, insana, emeğe, sosyal devlet anlayışına, ekonomik alanda bireye, halkçılığa, halkın yararına küçük ve orta dereceli işletmeler hariç büyük fabrikaları, büyük ticari işletmeleri, bankaları, madenleri, özelleştirilen önceki kamu mallarını, bunca zaman halkı sömürülerek elde edilen büyük malları karşılıksız devleştirilerek etkin devletçiliğe, üretime önem veren, köylünün elindeki topraklar, hayvanları kamulaştırma dan, kolektifleştirme den toprak reformu yaparak, bireysel üretime önem vererek, köylünün hürriyetini, mülkiyetini koruyarak geliştirmeye önem veren, ulussal milliyetçiliğe önem verdiği gibi evrensel milliyetçiliğe önem veren, yapancı sermaye karşı, milli sermayeye, milli ekonomiye, yerli malına önem veren, kısmen büyük sermayeye karşı, küçük sermaye ile emekçileri uzlaştırmaya, çevreye, doğaya, eğitime, nüfus planlamasına önem veren yeni bir siyasi görüştür. İnsanlığın kurtuluşu, mutluluğu; dünyanın siyasi ve ekonomik yönden insanlığın yararına değişmesi dünya halklarının ülkelerinde ilerici demokrat görüşü uygulaması ile gerçekleşir.
Birey sosyal ekonomik bakımdan güçlü olarak, varlıklı ve güven içinde yaşamak ister. Ancak bireyler bencil olarak başkalarını düşünmeden ülkenin dünyanın ekonomisini elinde bulunduracak şekilde, aç gözlü olarak ekonomik yönden güçlü olmaya çalışmamalıdır. Azınlığın ülke ekonomisine hakim olacak şekilde varlıklı olması toplumun çoğunluğunun sefalet içinde yaşıyor olması demektir. Önemli olan azınlıktaki insanların sosyal ekonomik durumunun iyi olması değildir, tüm insanların sosyal ekonomik durumunun iyi olmasıdır. Birey çevresindeki insanların haklarını gözeten, toplumu sömürmeden, toplum içinde gerçekten sevilen, sayılan insanlığa faydalı olmak için sosyal ekonomik yönden varlıklı olmalıdır.
En iyi iş insanın kendi işini kurarak, kendi işini yapmasıdır. Dünya da herkesin kendi işinin olması münkün değildir. İnsan ya kendi işini yapacak, yada devlet işinde veya başkasının işinde çalışarak hayatını sürdürecek.
Sosyalizmin katı devletçilik uygulaması sonucunda birey yeterice özgür, araştırmacı, mücadeleci, yaratıcı ve üretici olamadığından yeterince mutlu olamaz. Ama liberal ekonomin uygulandığı ülkede memur devletten maaş alarak devlete çalıştığından emperyalist bulutların altında, kapitalist sisin içerisinde sosyalist bir hayat yaşamaktadır. Devlet memurunun yaşadığı hayat sosyalist devletteki insanın yaşadığı hayata genel olarak benzemektedir. Sosyalist ülkedeki memurun hali liberal ülkedeki memurun halinden daha iyidir. Toplumun çoğunluğu da canı gönülden memur olmak istemektedir. Emperyalist bulutların altında, kapitalist sisin içinde olmadan güneşli sosyalist bir havada toplumun genel çoğunluğu canı gönülden memur olmak ister. Ama memurları, insanları liberalizmden, sosyalizmden daha iyi duruma getirecek siyasi görüş uygulayacağız.
Liberalizme ve sosyalizme karşı bir takım ülkelerde liberal ekonominin esasını bozmadan devletin ekonomiye katılması ile karma ekonomi uygulanmıştır. Ancak halk sektörünün olmayışı ve özel sektörün güçlü olması ile devlet sektörü kasıtlı olarak dejenere edilip yozlaştırılması sonucunda kamu işletmeleri halkın aleyhine, azınlığın yararına özelleştirilmiştir. İnsanların durumu liberal ekonomi uygulamasına göre karma ekonomi uygulamasında daha iyi olmuştur. Ama bu durum yeterli olmamıştır.
Sosyal demokratların uyguladığı iktisadi demokrasilerde devletçi ve halkçı ekonomik uygulamalar olabilir. İktisadi demokrasilerde yaşayan insanların durumu liberal ekonomin uygulandığı ülkelerdeki insanların durumundan daha iyidir. İktisadi demokrasilerde uygulanan ekonomi liberal ekonominin esasını bozmadan bireyin özgürce ekonomiye katıldığı, halkçılığın ve devletçilin uygulandığı bir ekonomidir. Ancak özel sektör her şeye rağmen ülke ekonomisine hakimdir. Özel sektör halk sektörünü ve devlet sektörünü gölgelediğinden, devlet sektörünün ve halk sektörünün gelişmesini engellemektedir. Bu nedenle de insanlar sosyal ekonomik yönden daha iyi bir seviyeye gelemediğinden insanlar sosyal demokrat görüş den yeterince tatmin olamayarak uygun görmeyip, sosyalist devrim görüşünü benimseyerek sosyalizmin uğruna canlarını vermiştir. İnsanların sosyal ekonomik yönden daha iyi bir duruma getirecek siyasi görüş bulmak gerekir.
İlerci demokrat düzende ise liberal ekonominin özünü bozmadan; bireylerin özgürlüğünü mülkiyetini koruyarak geliştirerek, devlet sektörünün, halk sektörünün ekonomide etkinliğini sağlamak, devlet sektörünü ve halk sektörünün gölgeleyen özel sektörün elindeki küçük ve ota dereceli işletmeler hariç büyük fabrikaları, büyük ticari işletmeleri, bankaları, madenleri halkın yararına devleştirerek güçlü bir devlet sektörünün oluşturulduğunda, halk sektörü ile devlet sektörü gölgelenmediği için daha da iyi gelişecek, ülke ekonomisine hakim olmak isteyen bireyler güçlü devlet sektörü ve halk sektörünün karşısında emellerine ulaşamayacak, liberalizmde olduğu gibi halk sömürülemeyecek. Sosyalizmde olduğu gibi köylülerin elinden tarlaları, hayvanları alınarak kamulaştırılmayacak, kolektifleştirilmeyecek, kolektivizme, kamuya mahkum edilmeyecek, toprak reformu yapılarak, az topraklı ve topraksız köylü toprak ve hayvanların sahibi yapılacak, hürriyetleri ve mülkiyetleri korunarak geliştirilecek, devlet tarafından köylü desteklenerek tarımsal ve hayvancılık üretimi artacak, köylü yardımlaşma sandıkları kurularak köylülerin yarına kooperatifler birliği ve sanayi işletmeleri kurularak halk sektörü oluşacak, köylülerin ticaret ve sanayi alanında da mülklerinin olması ile mülkleri, gelirleri ve refahı artacak köylü milletin efendisi olduğu gibi dünyanın efendisi olacak, sosyalizmde olduğu gibi bireyler baskı altında olmayacak, bireyler halk sektörüne girerek halk sektöründeki işletmelerde hisse sahibi olacak, ürettiklerini, üretim kooperatifler birliği kanalı ile daha iyi fiyata pazarlayarak gelirleri artacak, tükettiklerini, tüketim kooperatifleri birliği kanalı ile daha ucuza temin ederek artan tasarrufları ile yapılan yatırımları sonucunda yatırımları artarak özgür olarak mülkiyetlerini koruyup geliştirecek, halka göre insanca, halkça düzen sağlanmış olarak insanlar sosyal ekonomik bakımdan daha iyi olup, güven, mutluluk ve huzur içinde olacak. İnsanlar ilerci demokrat düzende tatmin olarak sosyalist görüşü benimsemeyecektir. Sadece fanatik eski sosyalistler sosyalist görüşünü sürdürecektir. Eski fanatik sosyalistler sayısal yönden az olacağından etkileri olamayacaktır. Önceden sosyalizmi kavramak öbür fikirleri kavramaktan zor idi. Sosyalizm çöktüğü için insanların çöken bir fikri kavraması yeni bir fikrin kavramasından çok zordur. İnsanlar tarafından yeni görüş olan ilerici demokrat fikri kavraması çok kolay olacaktır.
Gelişmekte olan ülkelerden biri olan Türkiye de 1929 yılındaki dünya ekonomik bunalımından sonra 1930’lu yıllarında işçisi, işvereni azken, sanayisi çok zayıfken, tarıma dayalı yoksul borçlu ülke iken borçlarını ödeyerek, enflasyonsuz olarak, devlet işletmelerini kurarak devlet sektörü oluşturuldu. Emperyalizme karşı kale gibi yapılan fabrikalarda tarım ürünleri işletilerek, tarım ürünlerinin emperyalist ülkelere peşkeş çekilmesi önlenmesi ile işlenmiş tarım ürünleri yönünden dışarı bağımlılıktan kurtuldu. 1940’lı yıllarda ikinci dünya savaşı nedeni ile devlet sektörü gelişemedi. 1950’li yıllarda emperyalizmin güdümünde olan siyasi iktidar devletçi anlayışa sahip değilken, özelleştirme yanlısı liberal ekonomi anlayışına sahipken halkın kendi şehirlerinin civarında fabrikaların kurulmasının istenmesi ile siyasi iktidar mecburen millet adına sanayi kuruluşları açmıştır. Bu durum 1960’lı ve 1970’li yıllarda siyasal iktidarların istememesine rağmen halkın talepleri yüzünden sanayi kuruluşları tesis edilmiştir. 1950‘li yıllardan 1980 yılına doğru halkın talepleri doğrultusunda ciddi olmaksızın mecburen kurulan sanayi tesisleri dejenere edilerek kar edemez hale getirilmiştir. 1980 yılından sonra devlet ekonomiye karışmaz, ekonomi özel kesime bırakılması gerekçesi ile sanayi tesisleri yapma yerine alt yatırımlara, savurgan yatırımlara yer vererek devlet borç ve faiz batağına batırılarak emperyalizmin boyunduruğu altına acı bir şekilde girildi. Emperyalizmin işbirlikçisi rantiyeci sınıf doğdu. Atalarının vermiş olduğu vergiler ile kurulan iktisadi kuruluşları özelleştirme yolu ile yapancılara ve güçlü azınlıklara peşkeş çekildi. En adil özelleştirme olan Türkiye Karabük Demir Çelik İşletmesi Karabüklülere devredildi. 81 ilin hakkı olan işletme 80 il mağdur edilerek bir ile devredildi. Buna benzer uygulamalar diğer ülkelerde olduğu kanısındayım.
Özelleştirmeye karşı alternatif politikalar üretilmedi, üretildiyse de hayata uygulamaya çalışılmadı. Örneğin Türkiye Karabük Demir Çelik İşletmesinin işçisi ve diğer işletmelerin işçileri 1989 yılında 140.000 TL. maaş alırken, büro memuru 170.000 TL. Koruma Memuru 230.000 TL. maaş alıyordu. Burjuva iktidarları işçilerin ücretlerinden dolayı işletmelerin zarar ettiğini gerekçe göstererek özelleştirmek için 1990’lı yılların başlarında iççilerin maaşları % 200-300 artırıldı. halk ve memurlar işçiler az maaş alırken bir şey demedi, çok maaş alırken de adeta kıskandı. Kurbanlık koyunun fazla beslenerek kesilmesi gibi işçiye de fazla maaş vererek, işletmelerin işçi ücretlerinden dolayı zarar etmediği halde zarar etmiş gibi göstererek, sonunda ekmek teknesi olan milli kaynakların satılarak vatanın milletin zarar göreceğini, işçilerin işsiz kalacaklarını ve mağdur edileceklerini anlayamadıkları dan dolayı işçilerden yanlı olmadıkları gibi kıskançlık ve bilgisizlikten işçilere eylemsiz tepki gösterdiler. Şayet işçilere 1988 yılındaki gibi az maaş verilirken özelleştirme yapılsa idi memurlar ve halk işçilerden yanlı olarak özelleştirmeye tepki gösterirlerdi. Burjuva iktidarları özelleştirmeyi gerçekleştiremezdi. İşçiler yalnızlığa itildi. bu durumu fırsat bilen egemen çevrelerin iktidarları devlet işletmelerini özelleştirerek işçiler mağdur edildi. Çoğu işçiler işsiz kaldı. Dolaylı yönden de halk ve halkın devleti mağdur edildi. Bu tür uygulamalar diğer ülkelerde de uygulanarak emperyalizm ve emperyalizmin işbirlikçilerinin yararına dünya halkları, işçiler ve ülkeler mağdur edildi. Dünyada insanlar ve ülkeler arasındaki gelir dağılımı eşitsizliği arttı. Emperyalizmin işbirlikçisi olan egemen çevrelerin medyası özelleştirmenin iyi olduğunu, kamu işletmelerinin ülkenin sırtında kambur olduğunu yayınladı. Bu duruma iktisadi bilgisi yetersiz olan mezun olmak için okuyan iktisatçılar, iktisadın herhangi bir dalında etiket için akademisyen olan bir takım iktisatçılar, maliyeciler konunun detaylarını kavrayamadan alternatif fikirler üretmeden önyargıları ile özelleştirmenin doğru olduğunu sandılar, çıkar çevrelerinin yararına kamu işletmelerinin zararlı olduğunu göstererek emperyalizme ve işbirlikçilerine çanak tuttular. İktisatçıların, maliyecilerin dışında; bir takım medya mensupları, doktorlar, mühendisler, hukukçular, öğretmenler, memurlar… özelleştirmeye inanarak kamu işetmelerini zararlı gördüler. Bu duruma eğitim seviyesi düşük olan halkın çoğunluğu inandı, halk depolitilize edildiğinden meydanı boş bulan çıkar çevreleri kamu işletmelerini özelleştirme yoluna gitti.
Maliye politikası bilimine göre halkçı ve etkin devletçi ekonomik politika uygulamadan, genel anlamda liberal ekonominin esasını koruyarak devlet ekonomiye katıldığında ülkenin ekonomik gücü yaklaşık %20-25 artar. Devlet özel sektör gibi kar amacı ile işletme kurmaz. İşsizliği azaltmak, büyük özel şirketlerin kar hırslarını kırarak enflasyonu düşürmek, topluma sosyal, ekonomik faydaları sağlamak amacı ile devlet iktisadi işletmeler kurar. İşsizlik azalır, işçilerin ücretleri artar, tüketim eğilimleri yükselir, üretim ve yatırımlar artar, ekonomi gelişir.
Örneğin; özel kundura işletmesi üretmiş olduğu 200 bin ayakkabıyı halka 8 milyon dolara satsa, devlet kundura işletmesi de üretilen 100 bin ayakkabıyı 2 milyon dolara satarsa özel kesim ayakkabı fiyatlarını indirmek zorunda kalır. Özel işletme 200 bin ayakkabıyı 8 milyon dolar yerine 6 milyon dolara halka satar. Böylece 2 milyon dolar halkın karı olur devlet işletmesi 100 bin ayakkabıyı 3 milyon dolar yerine 2 milyon dolara satmış olduğundan 1 milyon dolar halkın karı olacaktır. Böylelikle devlet işletmesinin dolaylı ve dolaysız olarak 3 milyon dolar halkın karı bulunmaktadır. Devletin kundura işletmesi 500 bin dolar zarar etse dahi halka 2 milyon dolar dolaylı 1 milyon dolar dolaysız olarak 3 milyon dolar karı olduğundan; bu kardan devlet işletmesinin 500 bin dolar olan zararı çıkarılınca halkın 2 milyon 500 bin dolar karı bulunmaktadır. Devlet işletmesi 1 milyon dolar zarar etse dahi devletin işletmesinden dolayı sağlanan dolaylı ve dolaysız olan 3 milyon dolar olan halkın karından 1 milyon dolar devletin zararı çıkarıldığından halkın yine 2 milyon dolar karı bulunmaktadır. Bu nedenle; devlet işletmesi zarar etse dahi yine karlıdır. Bu duruma göre; devlet işletmelerinin zarar ediyor ülkenin sırtında kamburdur diyenlerin fikirleri kamburdur.
Örneğin Türkiye de KİT’lerin (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) siyasililerin arpalığı olduğundan çalışanların ücretleri yüzünden zarar ettiği iddia ediliyor bu iddia çok geçersiz ve asılsızdır. KİT’lerin zararı hususunda çalışanların ücretleri yönünden çok az bir payı olabilir. 1974 yılında KİT’lerin karı 829 milyar TL.dır. Çalışanları ücretleri 19 milyar TL.dır. 1978 yılında KİT’lerin zararı 13.233 milyar TL.dır. Çalışanları gideri ise 103 milyar TL.dır. 1979 yılında KİT’lerin zararı 7.181 milyar TL.dır. Çalışanların gideri 134 TL’dir. Böylece KİT’lerin karının ve zararının yanında çalışanların giderlerin devede bir kulaktır. KİT’ler işçilerin ücretlerinden dolayı zarar ediyor demekle iktisattan, matematikten yeterince anlayamayanları kandırırlar. Maksat KİT’leri zararlı gösterip özelleştirerek çalışanları mağdur etmektir. KİT’lerin zararlarını çalışanların giderleri yönünden değil emperyalizm ve işbirlikçilerin çıkarları uğruna kamu işletmelerini zarar ettirerek özelleştirme yoluyla KİT’leri çıkar çevrelerine peşkeş çektirmek için zarar ettiriyorlar. Özelleştirilen kamu işletmelerini arsa fiyatından daha ucuza satıyorlar. Satış gelirinin de yarısı da reklam giderlerine gidiyor. Örneğin; Telekomun 110 milyar YTL. maliyeti var. Yıllık karı 2,5 milyar YTL.dır. 6,5 milyar YTL’ye yabancıya satılıyor. Halkın önemli malına yazık değil mi? Bu tür uygulamalar diğer ülkelerde de var olduğu söz konusudur. Madem kamu işletmesi zarar ediyor, neden satıyorsunuz alana yazık değil mi? Zarar eden işletmeyi alan nasıl kar ettiriyor?
Devlet işletmelerini verimli hale getirmek için özelleştirme yerine özerkleştirmek gerekir. Kamu işletmelerinin karından, zararından, yönetiminden ve yatırımlarından işçileri, memurları ve işletme yöneticilerini sorumlu tutmak gerekir. Örneğin; bir işçinin maaşı 1.100 dolar ise işletme çok kar ederse kar oranı doğrultusunda işçinin maaşını 1.300 dolara, duruma göre 1.500 veya 1.700 dolara çıkarması gerekir. Ancak işletme zarar ederse zararının durumuna göre işçinin maaşını 1.100 dolardan 900 dolara, duruma göre 800 veya 700 dolara düşürdüğümüz zaman çalışanlar işletmenin kar ve zarar durumuna göre maaş alacağından dolayı işçiler daha iyi çalışırlar, daha kaliteli mal üretirler; işletmelerin verimliliği artar, iç ve dış pazarlarda mallarını daha iyi pazarlarlar. İşletmeler kar ederek kapasitelerini artırırlar hatta yeni işletmeler açılmasını sağlayarak istihdam sağlarlar, işsizlik azalır, işçilerin durumu iyileşerek tüketim eğilimleri artacağından dolayı üretim ve yatırımlar artarak ekonomik gelişme döngüsünün ilerlemesiyle ülke ekonomisi iyiye doğru gider. Devlet güçlenir, devletin borçları azalarak biter, hatta devlet borç veren bir ülke olur. İşte o zaman ne Amerika ne Avrupa ekonomik yönden gelişmiş bağımsız Türkiye olduğu gibi diğer gelişmekte olan ülkelerde aynı durum söz konusu olur.
Gelişmekte olan ülkelerde devletin ekonomi ile ilgilenmeyip ekonomi ile ilgilenmeyi özel sektöre bıraktığında özel sektör toplumun sosyal, ekonomik ve istihdam yönünden yeterince uğraş vermez, sadece kendi kar alanlarını düşünür. Gelişmekte olan ülkelerde yoksulluk artar, tüketim eğilimleri, üretim ve yatırım eğilimleri azalır, ekonomi gelişemediği gibi geriye gider, sosyal patlamalara sebebiyet verir; faşizm, teokratik ve komünizm gibi zararlı akımların çıkmasına, siyasi şiddet olaylarının artmasına sebep olarak ülkeler zarar görür. Yeni dünya düzeni olan uluslar arası sermayenin dayatmış olduğu küreselleştirme özelleştirme politikaları, gelişmekte olan ülkelerin milli benliklerine aykırı olup, emperyalizme ve çıkar çevrelerinin yararına bir politikadır. Gelişmekte olan ülkelerde uygulanmakta olan liberal ekonomiye önem verildiği müddetçe ekonomik krizlerden, işsizlikten, yoksulluktan, emperyalizme ve emperyalizmin işbirlikçilerine uşaklıktan kurtulamaz. Örneğin Türkiye de Türklerin ataları ülkesini emperyalist güçlerin işgalinden kurtulmak için bağımsızlık mücadelesi vererek milletinin mutluğu özgürlüğü için vatanını kurtardılar. Vatanın kaymağını emperyalist ve işbirlikçi çıkar çevreleri yesin diye kurtuluş savaşı yapılmadı. Türkiye bozuk düzenden kurtulmadığı müddetçe emperyalizme ve iş birlikçilerine karşı olunmadığı müddetçe kurtuluş savaşında ölen dedelerinin, yaralanan gazilerinin kemikleri sızlar. Aynı durum bağımsızlık mücadelesi veren diğer ülkeler içinde geçerlidir.
Bozuk düzenden kurtulmak için devletçi ve halkçı ekonomilere önem vermek gerekir. Gelişmekte olan ülkelerde her şeyden önce halkın nefes alması için rantiyecilere ödenen faizin askıya alınarak veya indirerek memurlara, emeklilere iyi maaş vererek tüketim eğilimlerini artırınca, üretim ve yatırım eğilimleri artar, ekonomi iyileşmeye yüz tutar. Çalışanların asgari ücreti arttığında tüketim, üretim, yatırım eğilimlerinin artması sağlanarak ekonomi iyileşir, işsizlik azalır, tüketim, üretim ve yatırım eğilimleri daha da artarak ekonomi iyileşir.
Dünya halklarının sadece oy vererek kendi kendini yönetmesi ile halkçılık olması yeterli olmaz. Halkın tükettiği malları kooperatifler ve kooperatifler birliği kanalı ile sağlayarak marketler zincirine engel olunmalı. Halkın ürettiği malları kooperatifler ve kooperatifler birliği kanalı ile pazarlayarak aracılar önlenmeli. Böylece halkın aldığını ucuza alıp sattığını iyi fiyata satarak karlı duruma getirilerek tasarruflarını artırmalı. Bu tasarruflar ile işçiler, köylüler, memurlar gelirlerinin bir kısmının bir arada toplanması ile yatırımlar yaparak, işletmeler açarak halk sektörünü oluşturmalı. Halkça üretim, halkça tüketim sağlanarak insanca yaşam sağlanmış olur. Yatırımlar artar, işsizlik azalır, köylü tarlasından geçimini iyi temin ettiği için tarımsal üretimi artar, kooperatiflerden yararlanır, halk sektöründeki işletmelerden hisse sahibi olur. İşçiler, memurlar maaşları ile iyi geçinir, kooperatiflerden iyi yararlanır, halk sektöründeki işletmelerden hisse sahibi alarak mülk sahibi olur. Geçim düzeyleri iyileşir.
Ormanlar orman köylüleri tarafından korunup üretilerek, ağaç sanayi orman köylerinin kooperatifleri tarafından orman ürünleri mamul hale getirilerek pazarlandığında köylülerin durumu daha da iyileşir, göçler azalır, şehirlerin, ülkelerin durumu iyileşir.
Toprak reformu yapılarak 500 dekardan fazla toprak sahiplerinin toprakları az topraklı ve topraksız köylülere dağıtılarak adalet sağlanmış olur köylülerin durumu iyileşmiş olur.
Toprak reformuyla, ormanların köylüler tarafından işletilip korunması ile özellikle halk sektörü ve kooperatifler ile halkçılık gelişip yücelmiş olur; göçler azalır, şehirler iyileşir, halk kalkınır, ülke ekonomisi daha da iyileşir.
Karma ekonomiyi uygulayan ülkelerdeki devletçilik Marksistlerin devletçilik anlayışı gibi katı değildir. Örneğin karma ekonomiyi uygulayan ülkelerden biri olan Türkiye de ülkenin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün devletçilik anlayışı Marksın devletçilik anlayışı gibi katı olmayıp, zamana ve duruma göre esnek ve geniş anlamda devletçiliktir. Türkiye’nin bozuk düzeninde işsizliğin, yoksulluğun etkin olduğu sanayisinin Avrupa’dan çok geri olduğundan dolayı devletçilik ilkesine daha fazla ihtiyacı vardır. Karma ekonomiye daha iyi önem vermeli. Devletin ekonomiye daha iyi katılması gerekir. Devletin ekonomiye katılmasına gerek yoktur, özel sektör uğraşsın diyenler emperyalizme ve çıkar çevrelerine çanak tutarlar. Bunu diyenler iktisadi bilgisi az olanlar, çıkarcılar ve kandırılmış insanlardır. Devletçiliğe gerek yoktur diyenler halka ait olan devlet işletmelerini iç ve dış çıkar çevrelerine peşkeş çektirerek devletçiliği rafa kaldırdılar. Laiklik için duyarlılık gösterenler devletçilik ilkesi için yeterince duyarlılık göstermediler. Devletçilik, halkçılık ilkesi korunup gelişmeden icra edilmeden laiklik ilkesi yeterince korunamaz. Laiklik ilkesini korumadan da devletçi, halkçı ekonomik politikalar üretilip, uygulanamaz. Laiklik ilkesi son zamanlarda sorun olduğu gibi bu sorun daha da ağırlaşır. Laikliği savunmak için, emperyalizme karşı koymak için, ne Amerika, ne Avrupa bağımsız Türkiye olmak için ilerici demokrat görüşün konusu olan devletçilik ve halkçılık ilkesini koruyup geliştirmesi ve icra etmesi gerekir. Karma ekonomiye, devletçiliğe önem vermesi gerekir. Özelleştirilen kamu işletmelerini devletleştirmesi mutlaka gerekir. Hatta bozuk düzenden yararlanılarak gelişen özel sektörün 250-300’den fazla işçi çalıştıran büyük işletmeleri de devletleştirmeli. Nasıl büyük toprak sahiplerinin 500 dekardan fazla olan toprakları az topraklı ve topraksız köylülere dağıtılıyorsa, kapitalizmin gelişmesi için feodalizme karşı toprak reformu yapılıyorsa; Dünya halklarının ve insanlığının mutluğu için, sağlıklı ekonomik politikanın uygulanması için özel sektördeki patronların 250-300’den fazla işçi çalıştırdığı büyük işletmeler ve bankalar, madenler devletleştirilmeli. Sosyalizm patronun elinden tüm mal varlığını elinden alıp yeteneğine göre iş verip işçi gibi çalıştırır. Ama öyle olmaması gerekiyor. Uygulanması gereken ilerici demokrat görüşe göre örneğin 15-20 bin işçi çalıştıran bir patrona işverenlik yeteneği göz önünde bulundurularak 250-300 kişilik bir işletme patrona verilerek diğer büyük işetmelerin devletleştirilmesi ile özel sektör budanıp küçülterek devlet sektörünün ve halk sektörünün gölgelenmesi önlenerek devlet sektörü ve halk sektörünün gelişmesi sağlanmış olur. Aksi takdirde bir avuç olan egemen çevreler ülkenin ekonomisine hakim olarak devlet sektörünü ve halk sektörünün gelişmesini engelledikleri gibi tahrip dahi ederler. Küçük ve orta dereceli işletmelerin de gelişmelerini engelledikleri gibi iflas etmelerine sebep olurlar. Devlet sektörü ile halk sektörü birbirini tamamlayarak ülke ekonomisinin gelişmesini sağladıkları gibi küçük ve orta derecedeki mülk sahiplerinin sağlıklı bir şekilde korumasını ve gelişmesini sağladıkları gibi küçük ve orta dereceli işletmelerin güçlerini, karlarını bir araya getirerek küçük ve orta dereceli mülk sahipleri yararına dev işletmeler kurularak küçük ve orta dereceli işletmelerin durumu iyileşmesi ile iktisadi yönden güvence altına alınmış olunur. Köylülerin yararına toprak reformunda yapıldığı gibi; halkın, devletin küçük ve orta dereceli işetmelerin yararına büyük işletmeler devletleştirmeli. Halkın yararına güçlü bir devlet sektörü kurulmalı. Bu durumu ancak ilerici demokrat görüşün iktidara gelmesi ile gerçekleşir.
Varşova paktı çöktü ama komünizme karşı kurulan NATO paktı ayakta duruyor. Öyleyse dünyada komünizm tehlikesi er geç olacağı için NATO var. İleride Rusya gibi ülkelerde komünizm gelecek, gelişecek diğer ülkelerde de aşırı sol hareketler başlayıp gelişecek. İşte onun için NATO komünizm yeniden gelebileceği kuşkusu ile ayakta durmaktadır. Emperyalist kuruluş olan NATO’ya ve komünizme karşı dünya halkları ve ülkeleri olarak ilerici demokrat görüşe sahip olup; bireyin özgürlüğünü ve mülkiyetini koruyarak, devletçi, halkçı ekonomik politikalar uygular isek emperyalizme, kapitalizme, feodalizme, faşizme, komünizme, teokratik tehlikelere ve her türlü gericiliğe karşı konmuş olunur.
Marksistler diyor ki; küçük mülkiyetler şahıslara bırakılınca zamanla büyüyerek kapitalist olup ülke ekonomisine hakim olur. Bu sözler doğrudur ama devletçilik ve halkçılık ilkeleri iyi uygulanmazsa küçük mülkiyet sahiplerinin çoğunun mülkiyetleri yok olur. Bir kısmının mülkleri kendini korur, çok azının da mülkleri de zamanla büyür ülke ekonomisine hakim olur. Devletçilik ve halkçılık ilkelerini iyi uyguladığımız zaman küçük mülk sahipleri kendilerini korur, yok olmaz, gelişir ama ülke ekonomisine hakim olamaz. Ülke ekonomisine herhangi bir sınıf değil halk hakim olur. Dünya ekonomisine de emperyalistler, kapitalistler veya sınıflar değil dünya halkları hakim olur.
Halkçı, devletçi ekonomik politikaları uygulanmaz ise teokratik, faşizm ve komünizm gibi tehlikelerle karşılaşılır. Dünya halkları emperyalizme tuksak, gelişmekte olan dünya ülkeleri emperyalist devletlerin sömürge vilayetleri haline gelir.
Teokratik rejim yüz binlerce insanın ölümü ile gelir, ülkeyi karanlığa sokar, binlerce insanın ölümü ile onlarca, yüzlerce yıl sonra gider. Yüzlerce y yıl sonra tekrar demokrasi ve cumhuriyet mücadelesi vermek zorunda kalınır.
Faşizm yüz binlerce insanın hayatına sebep olur. Egemen çevrelerin yanında halka karşı baskı, zulüm, sömürü düzeni onlarca yıl sürer. Ülkeyi yersiz savaşa sokarak yüz binlerce hatta milyonlarca insanın ölümüne sebep olur. Ülkenin elden gitmesine sebebiyet verebilir. Faşist rejim kendini kan gölünde bitirdikten sonra sıfırdan demokrasi mücadelesi vermek zorunda kalınır.
Bürokratik sosyalizmden revizyonizm, revizyonizmden kapitalizm, kapitalizmden de etkin düzeyde devletçi, halkçı sosyal ekonomik önlemler alınmadığı takdirde mutlaka sosyalizm doğar. Sosyalizm de on binlerce insanın ölümü üzerine gelir, on binlerce insanın ölümü ile de inşa edilir. İyi uygulanmazsa doğu blok ülkelerindeki sosyalizm gibi çöker.
Emperyalist kuşatma altında gelişmekte olan ülkelere sosyalizmin gelmesi söz konusu olamaz. Rusya gibi ülkelere sosyalizm gelebilir. Daha sonra eski sosyalist ülkelere yeniden sosyalizm gelebilir. Sosyalizmin yayılmasından sonra gelişmekte olan çarpık kapitalist ülkelere sosyalizm gelebilir ama riskli olur, insanlar çok zarar görür. Rusya’da sosyalizm 1.ci dünya savaşında askeri kesim ve halk ekonomik bunalım içinde iken askerden de destek alarak, liberal burjuvaziye karşı, orta köylüler tarafsızlaştırılarak işçi sınıfı ile yarı proleter köylülerin mücadelesi sonucunda sosyalist devrim yapıldı. Ama şimdi sosyalizmin gelmesi için emperyalist kuşatmaya ve liberal burjuvaziye karşı mücadele verildiği gibi faşist güçlere, sosyalizme karşı tecrübeleşen gittikçe güçlenen emperyalizme karşıda mücadele verilmesi gerekiyor. Sosyalizmin gelmesi için engeller artı. Küçük burjuvazinin sol kesimi sosyalizmin gelmesi için mücadele verirken, sağcı küçük burjuvazi sosyalizm mücadelesi veren devricilere karşı amansız saldırgan mücadele verir. Sosyalist devrimin arifesinde orta görüşlü küçük burjuvaziler ile sağcı küçük burjuvaziler istemeyerek mecburen sosyalist devrimden yanlı olurlar. Daha az güçle daha büyük engellere karşı mücadele edilerek sosyalist devrim yapılır. Bu nedenlerle de sosyalist devrimin yapılması riskli ve güç olduğundan, insanlara fazla zarar vereceğinden, bireyi katı devletçiliğe mahkum ederek baskı altında bırakacağından, bireyi özgürlüğünü fazla kısıtladığından, yaratıcı, araştırıcı, mücadeleci özelliklerini fazla azalttığından, sosyal ekonomik yönden insanlara daha fazla faydalı olamayacağından dolayı sosyalizmden daha iyi görüş olan ilerici demokrat görüşün mücadelesini vermek gerekir.
İlerici demokrat devrim mücadelesini işçiler, yoksul ve orta köylüler, küçük, orta ve milli burjuvazinin büyük çoğunluğu halkla bütünleşerek emperyalizme ve büyük burjuvaziye karşı mücadele ederek demokratik halk devrimi olan ilerci demokrat devrim yapılır. Savcı küçük burjuvalar sadece görüş olarak ilerici demokrat mücadeleye karşı olurlar ama büyük çoğunluğu ilerci demokrat mücadeleye karşı fiili saldırıda bulunmaz. İlerici demokrat devrimin arifesinde halk ile birlikte gönüllü olarak ilerci demokrat devrimin mücadelesini verir. Önemli olan emperyalizmin son halkaları olan küçük ve orta burjuvaziyi emperyalizmin zincirinden kopartarak halkla bütünleştirip emperyalizme ve büyük burjuvaziye karşı devrim mücadelesinin verilmesini sağlamaktır. İlerici demokrat devrim mücadelesi sosyalist devrim mücadelesinin tersine daha büyük güçle daha az engele karşı mücadele verilmesi demektir. Bu nedenle de ilerici demokrat devrimin riski az olup insanlığa daha faydalı olan bir devrimdir.
Gelişmekte olan ülkelerde oluşan sosyalist devrim mücadelesine karşı gerici güçler dini, milli ve manevi değerleri silah olarak kullandığından dolayı radikal sağ ve radikal sol eylemler yüzünden onlarca insan ölmesi yerine binlerce insan ölmüştür. Sağcı militanlar din ve milli değerler uğruna önyargılı davranarak sol görüşlü insanları rahatça yaralayıp, öldürüyorlar sonuçta da olaylar büyüyor ölü ve yaralı sayısı artıyor. Şayet manevi ve milli değerler siyasete alet edilmemiş olsa olaylar büyümez, demokratik tartışma ve uzlaşma, anlaşma ortamı doğar. Demokratik ortam gericilerin çıkar çevrelerinin işine gelmediğinden mili ve manevi değerler siyasete alet edilmektedir. Suç ve günah sadece öldürenlerde değil köşesinde oturarak dini ve milli değerleri siyasete alet eden insanlarda ve din adamlarındır. Bu nedenlerle ilerci demokratlar mili ve manevi değerlere bağlı ve saygılı olmaları gerekir. Ancak o zaman karşı görüşlülerden fazla zarar görmeyerek siyasi görüşlerinin mücadelesini daha kolay vererek başarılı olurlar.
İlerici demokrat devrim illegal yollardan gelen sosyalist devrim gibi illegal yollardan ilerci demokrat devrim yapılabilir ama uygun değildir. İleri demokrat devrim legal yollarla yapıldığı takdirde çok iyi olur.
Örneğin Türkiye’de 1965 yılında sosyalist olan işçi partisi %3 oy alarak 15 milletvekili ile 450 üyelik meclise girdi. %30’a yakın oy alan sağdaki partiyi ortanın soluna çekmesi ile merkez sol parti haline gelmesine sebep oldu. Dünya ülkelerinde ilerici demokrat partilerin kurulup meclise girdiği takdirde sosyalist partilerden daha etkili olur. Halkı daha iyi bilinçlendirir. Liberal ekonomik görüşü olan merkez sol ve sosyal demokrat partilerin ekonomik politikalarının değişmesini sağlayarak devletçi karma ekonomik politikaları benimsettirir. Hatta liberal ekonomik politikaları uygulayan merkez sağ ve radikal sağ partiler devletçi karma ekonomik politikaları savunmak ve uygulamak zorunda kalırlar. Gelişmiş ülkelerin emperyalizme karşı mücadele etme durumu olmadığından gelişmiş ülkelerdeki sosyal demokrat partilerin emperyalizme karşı partiler değildir. Gelişmekte olan ülkelerin sosyal demokrat partileri emperyalizmle uzlaşmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler emperyalizme karşı koyması gerektiğinden sosyal demokrat partiler anti emperyalist olmak zorundadır. Gelişmekte olan ülkelerde ilerici demokrat partilerin muhalefeti gelişmeye başladığı takdirde sosyal demokrat partiler anti emperyalist mücadele vermek zorunda kalır. Siyasal demokrasinin gelişemediği bir ortamda radikal sağcılar tarafından demokrasi yozlaştırılır. Merkez sağ partiler çöker, merkez sol partiler kan kaybederek geriler, iktisadi politikaları halkın aleyhine liberalleşir, ilerlese dahi iktidar olması çok zor olur. Radikal sağcılar teokratik görüşlerini veya ırkçı faşizan görüşlerini uygulama ortamını bulur, baskılarından dolayı laik ve demokratik görüşlü insanlar fikirlerini açıklayamaz hale gelir. Siyasal demokrasi sona ererek teokratik ve faşist rejimler gelir. Demokrasisi gelişmemiş olan ülkelerde fazla sayıda sosyalist partilerin olması anlamsızdır, merkez sağ ve merkez sol partileri etkileyemez, kendi görüşlerine ve demokrasiye zarar verirler. Merkez sağ ve merkez sol partilerin birden fazla olmaları oyların fazla bölünmelerine sebebiyet vererek demokrasiyi amaç yerine değil de araç olarak kullanan radikal sağ partilerin ilerlemesini sağlar, merkez sağın çökmesine neden olur, merkez sol geriler, demokratik rejim kriz içerisine girer. Radikal sağın hakim olması ile siyasal demokrasi sona erer. Siyasal demokrasinin yozlaşması sonucunda halkın cahilliğini sömürerek radikal sağın ilerlemesi ile merkez sağ çökünce, merkez sol gerileyince demokrasinin gelişeceğini inanmak saflık olur. İktidardaki radikal sağ parti gerilerse diğer bir radikal sağ parti ilerler, merkez sağ parti canlanamaz, canlansa bile etkili olamaz, merkez sol parti gerilemekten kurtulup ilerleyemez, ilerse dahi iktidar olamadığı gibi etkili muhalefet partisi dahi olamaz. Bu nedenlerden dolayı demokrasilerde darbe olmasının düşünülmesi çok yanlıştır ama demokrasiyi hak edemeyen ülkede halkı aydınlatmak ve sağlıklı demokrasiye kavuşmak için halkını ve ülkesini seven ordu tarafından kan dökülmeden, baskı ve şiddet uygulamadan, hak ve özgürlükleri geliştirmek için, sağlıklı demokrasiye geçmek üzere geçici makul süre içerisinde memleketin idaresini ele geçirmek üzere devrim yapması ülkenin, halkın ve demokrasinin yararına çok iyi olur. Yeniden, radikal sağ ve radikal sol partilerin hariç yeni kurulan merkez sağ, merkez sol ve ilerci demokrat parti ile makul barajsız seçim yapılarak tıkanmaya yüz tutan damarın ameliyatla açılması gibi demokrasinin yolu açılır. Siyasal demokrasi rayına oturur. Daha sonraki yapılacak seçimlerde demokrasinin gereği diğer siyasi partiler makul düşük baraj oranı uygulanarak seçimlere katılabilir. Demokrasi havarisi ve aydın geçinen insanlar demokrasiyi yozlaşmaktan kurtaramayıp memleketin kötüye gitmesini önleyememektedir. Halkın aydınlamasına yeterince katkıda bulunamadıkları dan demokrasinin gelişmesine etkileri bulunmadığı halde askerin ülke yönetimine müdahale etmesini istemektedirler. Askerlerde halkın içinden çıkan insanlar olduğundan ülkenin ve halkın yararı doğrultusunda mücadele ederler. Askerler yeri gelince savaşarak devleti yıkılmaktan kurtarıp yeni devlet kurarak millete vatanı armağan etmiştir. Müteakip sürelerde ülkenin yönetimine müdahale etmiştir. İnsanların belirli bir kesimi askerin yönetime müdahalesini darbe olarak nitelendirmiştir. Şayet askeri müdahale ile halkın özgürlükleri ve demokratik haklar egemen çevrelerin ve emperyalizmin yararına kısıtlanır, insanlara şiddet baskı uygulanarak, insanların ölmesine veya idam edilerek öldürülmesine sebep olunuyor ise yönetime uzun süre müdahale edilirse darbe sayılır. Askerin makul süre içerisinde ülke yönetimine müdahale ile halkın özgürlükleri ve demokratik hakları sağlanarak sağlıklı olarak siyasal demokrasiye geçilirse devrim sayılır. İyi sayılan askeri müdahalenin yanlış ve kötü yönleri olsa da genel anlamda iyidir ama önemli olan müdahalenin kötü yönlerinin olmamasıdır. Kötü sayılan askeri müdahalenin mutlaka iyi yönleri vardır, her ne kadar iyi yönü olsa da insanlara aşırı şiddet uygulayarak halkın demokratik hak ve özgülükleri kısıtlayarak eksiklikler ile dolu demokrasiye geçilmek üzere yapılan müdahale yanlış olduğundan iyi yönleri olsa dahi genel anlamda kötüdür. Önemli olan ülkede kısır iç savaş halka zarar veriyorsa, demokrasi yozlaşarak ülke faşizm veya teokratik rejim tehlikesi ile karşı karşıya geliyor ise insanlara baskı, şiddet yolu ile zarar vermeden, kan dökülmeden, demokratik hak ve özgürlükleri kısıtlamadan, makul süre içerisinde halkı aydınlatarak sağlıklı demokrasiye geçilmek üzere ülke yönetimine askerin müdahale etmesi ülkenin, halkın ve demokrasinin yararına olacağından; siyasal demokrasinin gelişmesi ile sosyal demokrat ve ilerici demokrat görüşler gelişir. İktisadi demokrasiyi sosyal demokratlar uygulayacağı gibi ilerci demokratlar daha iyi, daha kolay ve sağlıklı uyguladığı gibi iktisadi demokrasiyi gölgeleyen engelleri ortadan kaldırarak iktisadi demokrasiyi insanlık yararına daha da iyi geliştirir. Dünya ülkelerinde ilerci demokrat partiler iktidara gelmese dahi meclise girip gurup oluşturarak muhalefet ettikleri takdirde dünyada uygulanan liberal ekonomik politikalar değişerek, devletçi karma ekonomik politikaların uygulanması ile emperyalizm ve kapitalizm sarsılır. Dünyada insanlar ve ülkeler arasındaki gelir dağılımı eşitsizliği ve sömürü azalır. Dünya halkları nefes alarak sosyal ekonomik yönden daha iyi duruma gelir.
Eski sosyalist ülkeler özerkliğe ve çok partili demokrasiye önem verseler idi sosyalizm bir süre daha iyi giderdi. Sosyalizm ne kadar iyi uygulansa dahi sosyalizmden de liberalizmden de daha iyi rejimler uygulanabilir. Nasıl teknik teknoloji iyi gelişiyorsa iyi teknik aletler icat ediliyorsa iyi siyasi fikirler de ortaya çıkabilir. Onun için en iyi fikir eğitime, nüfus planlamasına, bireyciliğe, halkçılığa ve etkin devletçiliğe önem verilen, emperyalizme ve emperyalizmin iş birlikçilerine, sosyalizme, kapitalizme, feodalizme, faşizme, teokrasiye ve her türlü gericiliğe karşı, sosyal demokratlıkla sosyalizmin arasıda olan, halkın ve ülkenin aleyhine olan özelleştirmeye karşı, karma ekonomiyi en iyi şekilde uygulanmasına önem veren ilerici demokrat görüştür. İlerici demokrat görüş uygulandığı takdirde dünya halkları ve ülkeleri emperyalizmin zarar verici karanlık emellerinden; teokratik, faşizm, komünizm gibi zararlı akımlardan kurtulur. gelir dağılımı eşitsizliği ve sömürü çok azalır, silahlanma azalır. İnsanların ve ülkelerin refahı, mutluğu, sevgisi artar, barış ve demokrasi gelişir, dünya halkları ve ülkeleri esenliğe kavuşmuş olur. 15.10.2008
Sami ÇETİNKAYA
REFERANDUM
İktsat, siyaset, işletme ve hukuk eğitiminden yoksu olan, halkın gözünde aydın sanılan dar görüşlü bir btakım imam molla ve ilahiyatcıların desteğine güvenen AKP yargıyı siyasallaştırmak, muhalefetin hukuk mücadelesini engellemek, Türban yasası gibi anti laik yasa tekliflerini uygulamak, muhalefetinde bu yasalara itiraz etmesini engellemek, halkı da tamamen zamanla yozlaştırıp adım, adım Arapistan rejimini uygulamak için 12 eylül anayasasında daha gerici ve baskıcı, yargı ergini hiçe sayan anayasa değişikliği paketini hazırladı. Bu paket AKP’nin kokutmuş olduğu bir ettir. Bu eti CHP, AYM’tuzuna gönderdi ama AYM üyeleri fazla uğraşmayıpta 12 eylül referandumunda korkarım evet kazanacak,
Hayır kazanamayacak çünkü onlarca yılhalk cahilleşti, cahil halkın cahilliği dinsel duyguları sömürülerek AKP iktidar oldu. AKP yargıyı ele geçirmek için 12 eylül anayasasına karşı 12 eylül anayasasından daha gerici ve baskıcı faşist rejimlerinde bile düşünülmeyen halkı koyun sürüsü gibi yönetmek üzere baskıcı gerici bir anayasa değişikliği uygulamak istiyorlar. Destekçilerde hazır molla ve imam takımı saten Baykal’ı harcadılar Kılıçtaroğlu’nu kimliği nedeniyle suni Türk kesiminde amansız çirkin karalamalar ile etkisiz hale getirecekler. İktisat siyaset hukuk bilgisinden yoksun dini eğitimden başka eğitim almamış tek yönlü düşünen eğitimsiz halkın gözünde aydın sanılan dar görüşlü İmam, mola ilahiyatçı, takımının çoğunluğu cahilleşmiş olan halkı belirli bir kesimini beynini uyuşturdu. AYM üyeleri Atatürk ilkelerine göre yetişmesi gerekirdi. Atatürkçü yetişen üyelerde böyle anayasa değişikliği paketini çanı bahasınada olsa iptal ederdi. Anayasa değişikliğini ret etmesi gereken AYM üyeleri topu halkamı attı, çıkarmı sağladı yoksa AKP baskısından mı ürktü de Anayasa değişikliği paketini iptal edemedi anlayamadım. Bu yasa değişikliği AKP’nin kokutmuş olduğu ettir. Bu kokan eti tuzlamak için CHP, AYM’ye gönderdi ama AYM tuzuda koktu. 12 eylülde çahilleşmiş olan halkdanda hayır çıkmazsa genel seçimlerde hiçbir parti tek başına iktidara gelemeyecek %47 hatırına susan devrimcilerde bu sefer ilerde susmayacak sil baştan siyasette, hukukta, ülke yönetiminde vatan ve millet yararına devrim olacak aksi takdirde er geç ülke Arapistan’a doğru döner hatta ABD’nin parçalanmış sömürge vilayeti bile oluruz. Bu nedenlerle canla başla referandum için çalışmalıyız halkı bilinçlendirmeliyiz. 12 eylülde hayırcıları kazandırmalıyız. AYM’nin iptal edemediği paketi 12 eylülde onlarca yıl cahilleştirilmiş, AKP yanlıları tarafından halkın bir kesiminin beyni uyuşturulmuş halk mı iptal edecek anlayamadım. Böyle eğitimsiz halk bu paketi iptal edemez gelecek genel seçimde CHP iktidar olamaz %47 hatırına susan devrimcileri sabrı kaçar, siyasette, hukuk da ve ülke yönetimin köklü değişiklik için vatan ve milletin yararına devrimciler devrimini yapar halk da destekler aksi takdirde böyle giderse ileride Ülkemiz Arapistan’a döner, hatta ABD’ye bağlı parçalanmış bir sömürge vilayet oluruz. Bu nedenle tüm cumhuriyetçiler ve Atatürkçüler halkı aydınlatarak 12 eylülde AKP’nin hazırladığı kokmuş anayasa değişikliği paketine hayır diyerek ülkemizi gelecek olan kara günlerden kurtarmalıyız.
Laikliği özümsemiş insanlar imamların müftülerin dine inanması gibi laikliğe inanması ve savunması gerekir. Dini ihlal eden insan günahkar olur ama laikliği ihlal ederse dini ihlal etmekten daha çok günahkar olur çünkü laikliği ihlal edersen insanların yozlaşmasına halkın cahil kalmasına egemen çevrelere ve dış güçlere halkın sömürülmesine neden olup edilgen toplum oluşturulması ile halkın ayrışmasına ülkenin kolayca bölünüp parçalanarak emperyalist güçlere yem olmasına imkan sağlamış olursun, devlet, millet, vatan ve kul hakkında kalırsın ve böylece dini ihlal etmekten daha çok laikliği ihlal ettiğin için günah kazanırsın. Dinini ihlal edip Allahın hakkında kalırsan Allah hakkını isterse affeder çünkü Allahın hakkı Allah ile senin aranda olan bir konudur. Laikliği ihlal ederek kul hakkında kalırsan Allah hiç affetmez kul hakkı af olmaz vatan millet devlet hakkıda hiç af olmaz.
Erdoğan diyorki 1991 yılında 25 milyara Telekom özelleşecekti Danıştay engel oldu sonra 6,5 milyara Telekom satıldı devlet zarar etti diyerek Danıştayı günah keçisi gibi görüp yüksek yargıyı ele geçirmek istiyor. Telekom 110 milyara mal oldu yıllık karı 2,5 milyar 19 yıllık karı en az 45 milyar olur 25 milyar zararı çıkartırsak yine 20 milyar karlı çıkarız, 110 milyarlık tesiste devletimizin malı olarak kalıp her zaman karını devlet alırdı şimdi ise yabancılar alıyor milletimizde havasını alıp her gün sömürülüyor yabancılara. Erdoğan hesaptan iktisattan anlamadığı için böyle konuşuyor AKP’yi destekliyen imamlar ve ilahiyatcılarda hesaptan iktisattan anlamadığı için bu uygulanan haksızlıkları anlıyamıyorlar. Çükü okumuş olduğu din kitaplarında sağcı ve dini yayın organlarında böylesine hesaplar iktisadi konular yazmıyor tek taraflı düşünerek yanlış siyasi görüş belirliyorlar referandumda dar düşünerek eveti destekliyorlar. Böylece yanlış siyaset yaparak halkı etkileyerek hata yapıyorlar kul hakkında kalıyorlar. Dini kitaplar okudukları kadar iktisat siyaset bilimi işletme hukuk okusaydınız halkı zehirleyerek beynini uyuşturmazdınız, AKP gibi partileri desteklemezdiniz. Din AKP gibi siyasi partileri tekelinde değildir. CHP iktidar olsa yine dini eğitim alacaksınız imamlar müftüler yetişecek halkın dini ihtiyaçları karşılanacaktır. Ateist komünist bir parti iktidara gelsede halkın dini ihtiyacı olacak ve dini eğitim veren liseler ve yüksek okullar fakülteler olacak din adamları yetişecek ve halkın dini ihtiyaçlar karşılanacaktır hiç kimse dar düşüncelerine kapılarak dini siyasete alet etmesin din hiçbir siyasi partiye ve siyasete sığmaz siyaset ayrı bir şey , din ayrı bir şeydir artık bu görüşü tek taraflı düşünen kafanıza yerleştirmeye çalışarak beyninizin sağlık çalışmasını sağlayınız. Sağlıklı siyasi görüş belirleyerek referandumdada sağlıklı olarak eveti veya hayırı destekleyiniz körü körüne eveti desteklemeyiniz
Aziz Nesin diyorki bu halkın %60 aptal, Bu kadar aptal olunca AKP gibi partiler tabiî ki iktidar olur referandumdada evet kazanır. Geliniz birlik olup çalışalım aptallıktan kurtulalım çıkar çevrelerinin, demokrasiyi araç olarak görüp teokratik rejim uygulamaya çalışanların oyunu bozalım. Referandumda anayasa değişikliği paketine HAYIR diyelim Aptal olmadığımızı ispatlayıp Aziz Nesin gibileri utandıralım. Böylece her an sinsice yara alan laik demokratik cumhuriyetimizi kurtarıp koruyalım yüçeltelim.
Sami ÇETİNKAYA