Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Büyük Nutuk’ta ve çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarda bizlere yol göstermiş, ikazlarda bulunmuş Türkiye üzerinde oynanan ve oynanacak oyunlara dikkat çekmiştir. Bu köşede sırası geldikçe Büyük Kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk’ün konuşmalarından özetler vermeye çalışıyoruz. Atatürk’ün 1937 yılında söylediği bir sözü vardır ki özellikle buna dikkat çekerek yazı dizimize başlamak istiyoruz:
“Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli sonuçları kalpleri doldurur.” 1937 (Atatürk’ten B.H., s. 6, 128)
Diktatörlük hakkında
6 Mayıs 1922 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gizli oturumunda Başkomutanlık Yasası’nın uzatılması görüşmelerinde, bir milletvekilinin, kendisine “Meclis’in hakkını elinden aldığı, elinden almak istediğini” söylemesi üzerine yaptığı konuşmadan:
“Efendiler, açık ifade edeceğim, beni bağışlayınız! Her birinizin olağanüstü yetki ile seçilmesine ve olağanüstü yetkiye sahip bir Meclis’in oluşmasına ve bu Meclis’in, memleketin yazgısına el koyan bir nitelik kazanmasına çalışan, benim! Bunda başarılı olmak için en yakın arkadaşlarımla fikir mücadelesi yaptım. Bütün yaşamımı, varlığımı, bütün şeref ve saygınlığımı tehlikeye attım. Bu sebeple bu, benim eserimdir. Ben eserimi küçültmek ile değil, yükseltmek ile görevliyim. Bu düşünceden sonra Meclis’in hakkını zorla almak sözünü, tamamen ret ve iade ederim. Böyle bir şey söz konusu değildir ve olamaz!” 1922 (Nutuk II, s. 655)
Geniş yetkilerle Başkomutanlık verilişinden ve Sakarya Zaferi’nden sonra bir kısım milletvekillerinin endişe duyduğu ve Meclis’in dağıtılacağı kuşkusuna düştükleri, kendisine hatırlatıldığı zaman söylemiştir:
“Ben asla böyle bir şey düşünmedim ve düşünmem. Millet Meclisi’nde bana ne kadar karşı koyan ve itiraz eden olursa olsun o, büyük Türk milletinin temsilcisi oldukça benim basımdır. Şüphem yoktur ki, onlara iş ve hareketlerim ve onun sonuçları ile yapabildiğim ve yapabileceğim hizmetlerin değerini açıklayabileceğim. Bunu anlamakta Millet Meclisi kararsızlık gösterse bile asıl olan Türk milleti, yüksek sağduyusu ile bunu anlayacaktır. Bu takdirde sorunun çözümü benim kendime değil, tanıdığım Türk milletine yönelecektir; çünkü ben millet adamıyım, milletsever adamım. Onun sağduyusu dışında hareket eder adam durumuna düşmem. Biricik emelim, bütün vatanseverlerin, bütün devlet ve ordu başlarının başını millete bağlamaktır. Millet, lâyık olduğu büyük efendiliği bugün değilse yarın bütün anlam ve genişliği ile anlayacaktır; buna eminim. İşte o zaman, her millet bireyinin gerçek özellikleri millet tarafından belirtilecek ve belirlenecektir. Ben, o güne başarıyla yetişeceğimi ve milletten onun büyüklüğü ile orantılı ödülü alacağımı kuvvetle ümit ediyorum.” 1921 (Asım Us, G.D.D. s. 111-112)
“Ben isteseydim derhal askerî bir diktatörlük kurar ve memleketi öyle yönetmeye kalkışırdım. Fakat ben istedim ki, milletim için çağdaş bir devlet kurayım ve onu yaptım.” (Yusuf Ziya Özer, T.T.K. Belleten. Cilt: 3, Sayı: 10, s. 287)
1932 yılında toplanan I. Türk Tarih Kongresi’nin sonunda Marmara Köşkü’nde verilen çay partisinde, öğretmenlerden birinin Atatürk’e “Paşam! Birçok Avrupalı muharrirler yazdıklarında, eserlerinde sizi diktatör diye nitelendiriyorlar. Buna ne buyurursunuz?” sorusuna verdiği cevap:
“Ben diktatör değilim ve heveslisi de olmadım. Benim diktatör olmadığıma şuradan karar veriniz, ben diktatör olsaydım siz bana bu soruyu soramazdınız!” 1932 (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, s.116)
Cumhuriyet Halk Partisi’nin ömür boyu başkanlığının teklif edilmesi nedeniyle söylediği söz:
“Milletin sevgi ve güvenini kaybetmediğim sürece tekrar seçilirim; milletin oyu esastır.” (Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s. 72)
Demokrat Atatürk
Kendisine “Atatürk!” diye söz yöneltilmesi üzerine söylemiştir:
“Kendisine yalnız adıyla hitap ettiren, benim kadar demokrat devlet başkanı biliyor musunuz?” (M. Şükrü Akkaya, Ülkü Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 24, 1948, s. 5)
Ömür boyu Cumhurbaşkanlığı teklifi söylentileri üzerine gazetecilere söyledikleri: “Bana öteden beri bu ve buna benzer tekliflerde bulunanlar çok olmuştur. Siz ve kamuoyu bilmelisiniz ki bu yoldaki teklifler hoşuma gitmemiştir ve gitmez. Benim amacım Türkiye’de, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde millet egemenliğini sağlamlaştırmak ve ebedileştirmektir. Dediğiniz gibi bir teklifi, benim idealimi gerçekten inciten bir anlamda sayarım. Bu noktada şu veya bu yorumlara giden sözlerin anlamını, beni iyi tanımış olan Türk milleti benden daha iyi takdir eder.” 1930 (Cumhuriyet gazetesi, 26.9.1930)
İzmir’de, halkla yaptığı bir toplantıda söylemiştir:
“Efendiler, ben şimdi burada hazırlanmış bir söylev verecek değilim. Amacım halkla, kardeşçe sohbet yapmaktır. Bu dakikadaki konuştuğunuz kimse, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan değildir; sade bir milletvekili ve sizi çok seven bir hemşeriniz Mustafa Kemal’dir. Bu sebeple benden neler öğrenmek istiyorsanız, serbest olarak sormanızı rica ederim.” 1923 (Atatürk’ün S.D., II, s. 84)
Konya ’da esnaf ve tüccarlar tarafından düzenlenen ziyafette, bir tüccarın “Hükümetin, ticaretimizi geliştirmek için ne gibi düşüncelere sahip olduğunu” sorması üzerine verdiği cevap:
“Evvelâ şunu söyleyeyim ki, bendeniz içinizde hükümet adına değil, meclis adına değil, ordu adına değil, sadece bir milletvekili gibi, belki de yalnız bir arkadaşınız, bir kardeşiniz gibi bulunuyorum. Onun için sorunuza hükümet adına cevap vermeye yetkim yoktur. Eğer sorunuzu ’Sen ne diyorsun? Senin ticaretimiz hakkındaki fikrin nedir?” diye sorsaydınız o zaman cevap vermekte sakınca görmezdim ve kabul ediyorum ki asıl amacınız da budur. “ 1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 135-136)
Dolmabahçe Sarayı’nda İstanbul halkı temsilcileriyle yaptığı konuşma sırasında söylemiştir:
”Artık bu saray, Allahın gölgelerinin değil, gölge olmayan, gerçek olan milletin sarayıdır. Ve ben burada milletin bir bireyi, bir misafiri olarak bulunmakla bahtiyarım. “ 1927 (Atatürk’ün S.D. II, s.247)
Kendisine ”Büyük Atatürk!“ diye söz yöneltilmesi üzerine söylediği söz:
”İsmime böyle riyakâr kelimeleri karıştırmayınız.“ (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, s. 117)
”Ben esasen saraylardan hoşlanmam. Devlet Başkanı olmak zorunluluğuyla İstanbul’a geldiğim zaman, Dolmabahçe denilen soğuk bir yerde otururum. Ben orada rahatsız otururum. Ben bir evde oturmaktan, daha rahat ederim.“ (Hasan Cemil Çambel, Dünya gazetesi, 30. 8. 1952)
Fikirlerimi ve düşüncelerimi zora dayanarak kabul ettirmeyi asla benimsemedim
Annesi için yaptırılan mermer sandukalı ve uzun yazıtlı kabrin fotoğrafını gördükten ve yazıtta ”Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin valide-i muhteremeleri Zübeyde Hanımefendi’nin…“ diye başlayan cümleyi okuduktan sonra Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a söyledikleri:
”İlk fırsatta İzmir’e gidersin, bu sandukayı ve yazıtı kaldırtırsın; dağdan iki büyük ve uzun taş getirtirsin, birini olduğu gibi bir temel üzerine yerleştirir, diğerini baş tarafına diktirirsin ve bunun bir yerini biraz düzelttirerek “Atatürk’ün anası Zübeyde burada gömülüdür, diye yazdırırsın, altına da ölüm tarihini koydurursun, yeter!” (Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s. 10)
“Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar; evet, bu doğrudur. Benim arzu edip de yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Çünkü, ben zoraki ve insafsızca hareket etmek bilmem. Bence diktatör, diğerlerini iradesine boyun eğdirendir. Ben, kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak yönetmek İsterim.” 1935 (Ayın Tarihi, Sayı: 19, 1935)
“Ben de yüz binlerce insanı yönettim; onları ölüme giden yola, seve seve yönelttim. Fakat bir tanesine kamçı kullanmadım.” 1923 (Latife Uşaklıgil, Tarih Dünyası,Sayı : 2, 1950)
“Ben diktatör değilim. Çünkü fikirlerimi ve düşüncelerimi zora dayanarak kabul ettirmeyi asla benimsemedim, arzulamadım ve uygulamadım. Ben yaşadığım zaman içinde milletimin hayrına, refahına ve maddî manevî mutluluk ve onuruna uygun gördüğüm önlemlerin alınmasına çalıştım. Hepsinin bileşkesi uygar ve ileri bir yaşamın yaratılması çabasıdır.” (Hamdullah Suphi Tanrıöver’den naklen,Cemal Kutay, Mustafa Kemal’in Ufuktaki Manevî Mirasçısı ile Sohbet, s.2)
Millete dayanma
“Benim yaşamımı inceleyenler görürler ki, ben Mısır firavunları gibi kendime mezar yaptırmak için kırbaçlar altında insanları sürmedim. Ben, memlekette uygulamak istediğim herhangi bir fikri evvelâ kongreler toplayarak, onlarla konuşarak bu fikirleri onlardan aldığım yetkiye dayanarak uyguladım. İşte Erzurum, Sivas kongreleri, işte Büyük Millet Meclisi bunun en canlı ifadeleridir.” 1932 (Enver Behnan Şapolyo, Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s. 304)
“Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisinden sorunuz. Korku üzerine egemenlik kurulamaz. Toplara dayanan egemenlik devamlı olmaz. Böyle bir egemenlik ve hatta diktatörlük, ancak ihtilâl olursa geçici bir zaman için gerekli olur.” 1930 (Ayın Tarihi, II, 73, 1930)
“Benim her emrim yapılır; çünkü benden, yapılmayacak emirler çıkmaz.” (Asaf İlbay, Tan gazetesi, 17. 7. 1949)
“Benim kendi kuvvet ve kudretim, halkın bana gösterdiği inan ve güvenden oluşmaktadır. Bu güven devam ettikçe, ben de bu güvene lâyık olmaya hak kazanmakta devam edecek ve geleceğe bu karşılıklı güvenle hep beraber yürüyerek inşallah pek az zamanda millete refah ve mutluluk verecek olan büyük amacımıza ulaşacağız!” 1923 (Atatürk’ün S.D.11, s.163)
Zorbalarla mücadele
“Biz keyfî hareket etmeyiz. Zorba asla değiliz. Yaşamımız bütün çalışmamız, memleket işlerinde keyfî ve zorbaca hareket edenlere karşı mücadele ile geçmiştir. Bizim akıl, mantık, zekâ ile hareket etmek belli özelliğimizdir. Bütün yaşamımızı dolduran olaylar, bu gerçeğin kanıtlarıdır. Memleket ve millet işlerinde kişilikleriyle, yaptıklarıyla, fikirleriyle zararlı olmak durumuna düşenlere karşı, zaman zaman karşı koyduğumuz olmuştur. Milleti gerçek iyileşme yolunda yürümekten alıkoymak isteyenlere sert ve amansız olmak eğilimindeyiz.”
Devlet yönetiminde bütün yasalar kurallar dünya gereksinimlerine göre yapılır
“Türk milleti, halk yönetimi olan cumhuriyetle yönetilir bir devlettir. Türk Devleti lâiktir. Her ergin dinini seçmekte serbesttir.” 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazılan, s. 352)
“Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî dini yoktur. Devlet yönetiminde bütün yasalar, kurallar bilimin çağdaş uygarlığa temin ettiği esas ve şekillere, dünya gereksinimlerine göre yapılır ve uygulanır. Din anlayışı vicdanî olduğundan, cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı, milletimizin çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni görür.” 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, s. 56)
“Biz din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmıyoruz. Millet ve devlet işlerinin Kâbesi, millî egemenliğin belirdiği Büyük Millet Meclisi’dir. Din işlerinin mihrabı ise insanların, kişilerin vicdanlarıdır.” (Asaf İlbay, Tan gazetesi, 13. VII. 1949)
“Türkiye’de esasen gerici yoktu ve yoktur. Kuruntu vardı, şüphe vardı. Cumhuriyetin ilânı ve onun zorunlu gereklerinden olan gereksiz kurumların ortadan kaldırılması üzerine herkesin açıklıkla gördüğü manzara, o kuruntulular ve şüpheciler için de kalp rahatlığını gerektirmiştir. Bundan sonra yalnız bir şey akla gelebilir. O da, bazı adî politikacıların, alçak çıkarcıların o kuruntu ve hayali uyandırmaya çalışması, o yüzden aşırı tutkularını doyurma ve çıkar düşüncesinden ibarettir. Temin ederim ki, bütün varlığımla temin ederim ki, bu gibiler her ne şekil, görünüş ve sebeple olursa olsun, varlıklarını duyurdukları gün, Türk milletinin amansız yok edişine hedef olmaktan kurtulamayacaklardır.” 1924 (Atatürk’ün S.D.I1I, s.75)
“Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar! Geçmişin dalgınlıkları, paslı durgunlukları, Türkiye halkının beyninden silinmiş olduğunda şüphe ve tereddüde yer yoktur. Eriştiğimiz mutlu durumdan bir adım geriye gitmek, kimsenin söz konusu etmeye dahi yetkili olmadığı kesin bir gerçektir.” 1924 (Atatürk’ün S.D. III, s. 75-76)
“Dinden maddî çıkar temin edenler, iğrenç kimselerdir, işte biz, bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.” 1930 (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, s. 116)
Atatürk’e göre İki Mustafa Kemal var:
“Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu ”ben“ kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!” 1933 (Hamdullah Suphi Tanrıöver, Yerli Yabancı 80 İmza Atatürk’ü Anlatıyor, s. 183)
Esat Atalay
Okunma sayısı: 1140




Mayıs 28th, 2010
Kategori: 