Atatürk milliyetçiliği faşizmle karıştırılamaz

Mussolini
Hitler
Franco
Salazar
Batının ırkçı faşist liderleri: Mussolini, Hitler, Franco, Salazar

Avrupa’daki milliyetçi hareketler ve faşizm

1789 Fransız İhtilali ile milliyetçilik akımı doğdu. Milliyetçilik akımı ilk olarak kendisini ulusların “Milli Hakimiyet”i kurma aşamasında gösterdi. Ülkeler, krallık, imparatorluk, padişahlık vb. tek kişiye dayanan yönetim biçimlerinden ulusa ait siyasi rejimlere ilgi gösterdiler. Bu hareket, milliyetçiliğin içsel hareketi olarak gösterilebilir. Daha sonra yabancıların sömürgesi altında olan milletlerin “kendi kaderlerini tayin etme” amacıyla ulusal reflekslerle ve bir bayrak altında toplanma düşüncesiyle yaptıkları eylemler milliyetçiliğe dışsal etki kazandırmıştır… 19. yüzyıldaki milliyetçilik, ulusların kendi çıkarları uğruna başka ulusların hakkına müdahale etmeyen insancıl bir anlayışa sahipti. Ancak sonraları bazı uluslar, milliyetçiliği baskı, yayılma ve sömürge alanları yaratma düşüncesiyle kullanmaya başladılar. Ülkemizde de 19. yüzyıldan itibaren izlenmeye başlayan milliyetçilik akımları Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türk ulusunun 1923’teki kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ile sürmektedir; ancak Türk milliyetçiliği hiçbir zaman ırkçı ve emperyalist bir amaç gütmemiştir…

1789 Fransız Devrimi, (Marksistlere göre bu devrime burjuva devrimi denir.) feodalizmden kapitalizme geçiştir. 18. yüzyılda güçlenen burjuvazi siyasal egemenliği ele geçirirken, halkı da yanına çekmeye başarmıştı; ancak sonraları halka sırtını dönmüş, onları ezmiştir. Avrupa’daki milliyetçilik akımları bir müddet sonra vahşi kapitalizmin aracı olarak faşizme hizmet etmiştir. Faşizm, 1900’lü yılların başında İtalya’da sözde anti-kapitalist söylemlerle, büyük burjuvazi, büyük toprak ağaları, büyük bankerler ve bankalar gibi büyük sermaye grupları ile sanayiciler tarafından desteklenmişti. Faşizm, İtalya’da sözde “her şey devlet için” anlayışı ile siyasi partileri, sendikaları, dernekleri vb. gibi kurumları reddetmiş, insani değerleri önemsememişti. Sınıf savaşımı veren sosyalizmin de tamamen karşısında yer almıştı.

Görüldüğü gibi faşizm, toplumcu demokrasiyi reddeden kapitalist bir anlayıştı. İtalya’da 1919’da kurulan “İtalyan Milliyetçi Derneği”, 1911 yılından başlayarak emperyalist bir tavra bürünmüş, kapitalist-faşist anlayışı benimsemişti. Aynı dönemlerde İtalya’nın faşist lideri Mussolini de sahnedeki yerini almıştı. Sosyalist demirci Alessandro Mussolini ve koyu Katolik anne Rosa Maltoni’nin oğlu olan Benito Amilcare Andrea Mussolini, ilk başlarda sosyalist düşünceleri benimsemişti; ancak daha sonraları faşist düşünceleri ortaya çıkmış, üyesi olduğu sosyalist partisinden 1914’te atılmıştı. 23 Mart 1919’da genellikle eski askerlerden olan “Fasci Di Combattimento” Partisi kuruldu. Bu partinin içinde yer alan Mussolini, 1921’de İtalyan meclisine girmiş, liberalizmi hararetle desteklemeye başlamıştı. Ekonomik anlayış olarak bütün devlet işletmelerinin özelleştirilmesini savunan faşist Mussolini 30 Ekim 1922 tarihinde İtalyan kralının desteğiyle başbakan oldu. 1925’ten başlayarak İtalya’yı totaliter bir rejimle yönetmeye başladı. 1938 yılında Alman faşistlerle yolları birleşti. 1939’da Almanya’da İtalya-Almanya Paktı imzalandı. Birinci Dünya Savaşı’nda Arnavutluk’u işgâl eden İtalya, Yunanistan karşısında ağır bir yenilgi aldı. Hitler’in kuklası olarak İkinci Dünya Savaşı’nı sürdüren İtalyan Başbakanı Mussolini, 1943 yılında İtalyan kralı tarafından görevden alındı ve tutuklandı. Hitler Almanyası onu tutuklu olduğu hapishaneden kaçırdı. Aynı yıl “Faşist İtalyan Cumhuriyeti’ni” kurduysa da, 28 Nisan 1945’de partizanlar tarafından yakalanarak öldürüldü…

Kapitalizm, Almanya’da da faşist planlarını 1919’dan itibaren ortaya koymaya başlamıştı. Nasyonal-Sosyalist Parti 1919’da kuruldu. Hitler de aynı tarihlerde Alman İşçi Partisi’nde siyasete girmişti. Kapitalist sermayedarlar tarafından desteklenerek yeni bir isim alan Alman Nasyonal-Sosyalist İşçi Partisi’ni ele geçiren Hitler, iş adamlarının yardımıyla partinin tartışılmaz önderi oldu. Nasyonal-sosyalizm ırkçılık faaliyetleri ile topluma egemen olarak faşizmi sürdürdü. Alman faşizmin İtalyan faşizminden farkı, daha fazla ırkçı olmasıydı. Hitler nasyonal-sosyalist görüşlerini “Kavgam” adlı kitabında şöyle anlatıyordu:

“Devlet, bir amaç değil, bir araçtır. Büyük bir uygarlığın kurulması için devlet en önde gelen koşullardan biridir; fakat bu yüksek uygarlığın doğrudan olarak ilk koşulu değildir. Çünkü uygarlık, özellikle uygarlık kurma yeteneği olan bir ırkın varlığında saklıdır. Biz nasyonal-sosyalistler için devlet…bir biçimden ibarettir. Bundan dolayı bütün çıkarlar, ulusun hakim ve yüksek çıkarlarına bağlı ve boyun eğmiş olmalıdır.”



Hitler, 1921’den 1923’e kadar Alman siyaseti içinde yoğun bir şekilde yer aldı. 1923’te “Anayurt İçin Dövüşen Derneklerin Çalışma Grubu”, Yurtseverler Derneği ve “Alman Dövüş Birliği” kuruldu. Bu grupların içinde önemli bir lider olan Hitler, 8 Kasım 1923’te Bavyera’da darbe girişiminde bulundu; ama başarılı olamadı. Çıkan çatışmalarda 16 Nazi ve 3 polis öldü. Kaçarak canını zor kurtaran ve 1930’lara kadar sesi soluğu çıkmayan Hitler, Alman iş adamları ve bankerler tarafından palazlanıp siyaset meydanına tekrar çıkarıldı. Avusturya kökenli Hitler, 1932 yılında Alman vatandaşlığına kabul edildi. Aynı yıl cumhurbaşkanlığına aday oldu ve % 36 oy almasına rağmen seçilemedi. Hükümet içindeki entrikalar sonucu 1933 yılında başbakanlığa atandıysa da, yeterli çoğunluğu sağlayamadığı için göreve gelemedi. 5 Mart 1933 Almanya seçimlerinde Naziler % 44 oy aldı. Önce komünistlerden başlayarak bütün sol görüşlüleri tasfiye ederek iktidarı tamamen eline alan Hitler, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla 1938 yılında Avusturya’yı ilhak etti ve faşist-emperyalist Nazi iktidarında dünyayı kana boyadı. Ancak 1945 yılında Sovyetler Birliği’ne yenilen Almanya teslim olunca, Hitler 29 Nisan 1945’te intihar etti.

Almanya’nın tekelci sermayesi tarafından desteklenen Hitler’e ilk olarak para yardımı yapan madenciler kralı Emil Kirdorf’tu. Çelik tröstü başkanı Frizt Thyssen de Nazilere yardım eden başka bir iş adamıydı. Bu iş adamı, Nazilere o dönemde çok büyük bir para sayılan yüz bin mark bağışı yapmıştı. Almanya’nın en önemli kimya karteli olan I. G. Farben, müdürleri George Von Schnitzler vasıtasıyla Hitler’e para yardımı sağlanıyordu. Hamburg-Amerikan deniz yolları şirketi Cuno, Conti lastik fabrikaları Almanya’nın en büyük bankalarından Deutsche Bank, Commerz Und Privat Bank, Dresedence Bank ve yine Almanya’nın en büyük sigorta şirketi Allianz, Hitler’i destekleyen önemli şirketlerdi… Görüldüğü gibi faşizm büyük sermaye tarafından aynı İtalya’da olduğu gibi Almanya’da da büyük bir destek görmüştü… Avrupa’nın başka bir ülkesi İspanya’da Franko döneminde faşizmi yaşamıştı. Franko liderliğinde kurulan Falanj Partisi (Falange Espanole Tradicinalista Y De Las Juntas De Ofensiva Nacional Sindicalista) muhafazakâr ve aşırı sağcılar örgütlerin birleşmesinden oluşan faşist bir partiydi. Franko döneminde İspanya’da iç savaş sonunda binlerce insan ölmüştü. Faşizm Portekiz’de de Salazar döneminde etkili olmuştu.

Faşizm Avrupa ülkelerinde görüldüğü gibi ırkçılık hareketleri olarak karşımıza çıkmıştır. Büyük sermayedarlar tarafından da desteklenmiştir.

Türk milliyetçilik anlayışı ve Atatürk

Türk milliyetçilik akımları da 1789 Fransız İhtilali’nden etkilenmişlerdir. Türkiye’de milliyetçiliğin ve Türkçülüğün (ulusçuluk) babası sayılan Ziya Gökalp’in esas anlayışı Türk milletini yükseltmekti. Gökalp, “Türkçülüğün Esasları” adlı kitabında genel olarak kültür ve uygarlık konusu üzerinde durur. Bir ara Turancılığa ilgi göstermişse de, bunun hayal olduğunu ve gerçekle bir ilişkisi olmadığını anlamıştır. Görüşlerinin içerisinde hiçbir zaman başka ulusları sömürmek veya işgal etmek yer almamıştır. Tatar asıllı düşünür-siyasetçi Yusuf Akçura da yaşamı boyunca Türk milliyetçiliğini savunmuş; ama emperyalist bir amaç gütmemişti. Düşünceleri Osmanlıcılık ve İslamcılık yapan gruplar tarafından ağır bir şekilde eleştirilmişti. Ancak zaman Akçura’yı haklı çıkarmıştı. Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset”i bu konular hakkında önemli bir eseridir… Mustafa Kemal Atatürk nasıl ki Fransız İhtilali’nin milliyetçilik anlayışından yararlanmışsa emperyalist ve ırkçı olmayan Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp’in fikirlerinden de beslenmiştir.

1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin milliyetçilik anlayışı, yazımızın başında anlatmaya çalıştığımız gibi dışsal ve içsel etkilerle şekillenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti sömürgeci ülkelerinden kurtulmuş, içerde de monarşi rejiminde padişahlığı yıkarak ulusal devletini kurmuştu. Türk ulusu cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren “amaçta, ülküde, yazgıda bütünleşmiş, birbiriyle özdeşmiştir.”… Cumhuriyeti kuranlar vatanlarının bağımsızlığı uğruna savaşmışlar, böylece de yaşam hakkına kavuşmuşlardı. Atatürk milliyetçiliği, Türkiye Cumhuriyeti içerisinde yer alan tüm etnik ve dinsel grupları Türklük kavramı içerisinde bir pota altında eritmiştir. İçteki bu milliyetçilik anlayışı, dışta da sömürgeci ve emperyalist bir tavra sahip olmadan devam etmiştir. “Yurtta Barış, Cihanda Barış”, Atatürkçü milliyetçiliğin en önemli ilkelerinden birisi olmuştur. Özetlersek Atatürkçü milliyetçi anlayış hiçbir ırka, etnik gruba, hiçbir dine bağlı olmayan hümanist bir düşüncedir. Atatürk milliyetçiliği ülke içerisinde yer alan ve yukarıda saydığımız tüm grupların özgürce, eşit bir şekilde ulus içerisine katılmasını olanak sağlayan kavram bütünlüğüdür.

Görüldüğü gibi Atatürk milliyetçiliğinin Avrupa’daki faşizmle hiçbir ilgisi yoktur. Türk ulusu Atatürk milliyetçiliğine her zaman sahip çıkmış ve her zaman da korumuştur. Öyle ise, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”

Nedret Ebcim


Okunma sayısı: 1024

Arama Terimleri:
Benzer Başlıklar

Yorum Yaz

*

- Türkçe'yi doğru ve düzgün bir şekilde kullanmadan yazılan yorumlar, küfürlü ve tehditkar yorumlar yayınlanmayacaktır.

- Yazılan yorumların tüm sorumluluğu yorumcuya aittir.
+ -


Seçim Anketleri | Komik | Hayvanlar | Sinema ve Film